Bugün: 11.12.2017

HESAPLAŞMA..!


12 Eylül 1980 askeri faşist darbe yıllarında binlerce ve on binlerce insan keyfe keder gözaltına alındı, işkencelerden geçirildi.
12 Eylül döneminde yaşananları anlatmakla,yazmakla bitmez.

‘PAPAYI DA BEN
 VURDUM!’

Ben de 12 Eylül döneminde faşizmin ve darbecilerin gadrine, zulmüne uğramış insanlardan birisiyim.
O yıllarda, gözaltındaki tutsaklar için, yaşadıkları ve tanık oldukları olaylar sonucunda, işkence ve zulmün şiddetini hicvetmek için dile getirdikleri bir ‘şey’ vardı.
“Papayı sen vurdun deseler, ben  vurdum, diyecektim.. Başka yolu,yöntemi yoktu!”
Espriyle dile getirilen işkence ve zulmün şiddeti ve insanları içine sürüklediği çaresizlik, yıllardır  farklı biçimlerde de olsa  yaşanmaya devam ediyor.
Son olarak, 17 Aralık operasyonu ile yaşananlar, operasyonla ilgili söylenenler, yazılanlar ve çizilenler, bir dönemin mağdur ve tanıklarına hiç yabancı değil...
Peki, kime yabancı!?
Ak Parti ve lideri,başbakan Erdoğan’a..!
Çünkü, Türkiye’de askeri faşist darbelerin, hilafsız doğrudan hedefi ve mağduru olanlar, politik olarak,öncelikle devrimciler ve ülkücülerdir.
Her iki politik kesime, darbecilik ve darbeler konusunda kimsenin caka satma lüksü ve şansı yoktur!

Neden ve niçin?

TÜRKİYEDE DEVLET, 
DEVLETÇİKLER 
DOĞURUYOR!

Türkiye’de 28 Şubat “post modern” darbesi ve sonrasında yaşanan, tanık olduğumuz bir çok olayla ilgili  bizzat devletin neden olduğu mağduriyetlerden, insan hak ve özgürlüklerine yönelik saldılardan, keyfilik ve hukuksuzluklardan söz edilmektedir.
Hele hele, son 17 Aralık operasyonu kapsamında üç bakanın oğlunun ve Halk Bankası Genel Müdürünün gözaltına alınmaları ve sonrasında yaşananlar, “derin devlet”, “paralel devlet” kapsamında değerlendirilip, sorgulanmakta,tartışılmakta.
Önce, şu “derin devlet” kavramı üzerinde bir kez daha duralım.
Cumhuriyet tarihi boyunca, “derin devlet” vardı ve hala var.!
Hatta bir adım öte gidip,şunu söylemek daha gerçekçi olacak: Türkiye’de bir “derin devlet” değil,  elinizi sallasanız çarpabilecek kadar kendilerini devletle bütünleştirmiş ve devletletle içselleşmiş  “ÇETE” var..!
Bir anlamda, ülkede “derin devlet” konusunda bir enflasyon yaşandığı bile söylenebilir..
O nedenle, AKP lideri ve Başbakan Erdoğan’ın “biz askeri vesayeti kırarak,bu iş bitti sanıyorduk” yorumları  ülke gerçeğini yansıtmaktan çok uzak ve ham hayaller, arzulardır..
Bu yanlış yorum ve beyanları, en iyi şekilde 17 Aralık operasyonuyla bir kez daha gördük ve yaşadık..

ERDOĞAN’IN ÇIĞLIK’INI
 SİYONİSTLER VE 
ABD DUYAMAZ!

“ÇIĞLIK” kitabımın önsözünde ve makalelerimde bir çok kez dile getirmiş, yazmıştım.
türkiye’nin 27 Mayıs, 12 Mart,12 Eylül ve 28 Şubat’larla, darbecilerle hesaplaşması konusunda bir çok paradoks yaşanıyor.
Açıkça ifade edelim: Türkiye’de bu karanlık, kirli ve kanlı yıllarla, olaylarla hesaplaşma  kapısını aralayan ve açan  başta ABD ve  AB, NATO’nun kendisi olmuştur.
Yıllarca MİT’i finanse eden ve yönlendiren, kontrgerillayı bizzat oluşturan ve provokasyonlar örgütleyen, başta ABD ve NATO, bilgisi ve izni çerçevesinde Türkiye’de darbelerle hesaplaşma yolunu açmıştır.(Bunun nedenleri ayrı bir yazı konusudur)
Ak Parti de, bunu parti ve iktidar olarak politik açıdan çok iyi kullanmış, devleti ve orduyu  yeniden dizayn etmiştir.
Ak parti, bunu gerçekleştirirken, ülke içinde ve dışındaki en büyük ortağı, müttefiki, işbirlikçisi  cemaat olmuştur.
Kuşkusuz, bir yere kadar..!
Ak Parti ve liderliğinin, iktidarının izlediği ekonomik-politikalar, bölgesel ve uluslararası politikalar “küresel efendiler” in kontrol  ve izin çemberini zorlayınca, “BURAYA KADAR... HADDİNİ AŞTIN..DUR” denilmiş; öncelikle de bu sürecin vazgeçilmez figüranı cemaat, iktidar arabasından aşağıya indirilmiş, sonrasında cemaat da yedeklenerek, geniş bir siyasal ve medyatik  cephe oluşturularak, iktidara ve özellikle Erdoğan’a karşı  OPERASYON  başlatılmıştır..
Geçtiğimiz günlerde uzun uzadıya “Ak parti ve Bandırma 1-2” isimli makalelerimde yazmıştım.
Ak Parti, artık gelinen nokta da, merkez sağın adresi değil, merkezidir, demiş, merkez sağın  tarihsel evrimine ve çelişkilerine, ayrışmalarına ve dönüşümüne dikkat çekmiştim.

TARİHSEL YOL 
AYRIMINDAYIZ!

Ülke olarak, tarihsel bir yol ayrımındayız. 
Kim hangi siyasal partiye oy verirse versin, hangi politik inancı ya  da düşünceyi savunursa savunsun, bu gerçeği görmek ve gözetmek zorundayız.
Evet, Türkiye, tarihsel bir yol ayrımında!
Bakın,AK Parti lideri ve Başbakan Erdoğan, son olaylar ve operasyonlarla ilgili neler diyor:
“1-İstanbul`da 46 milyar dolarlık havalimanı ihalesini gerçekleştirdik. Bu çeşitli mahfilleri rahatsız etmiştir. Bu havalimanına yönelik her türlü olumsuzluğu her an yapabilirler. Çünkü bu dünyada ilk üç içine girecek bir proje.
2- Ankara`da Japonya başbakanını ağırladık. 22 milyar dolarlık yatırımla nükleer santral yatırımını yaptık.
3- İstanbul Boğazı`na üçüncü köprünün temelini attık. Bunu da engellemeye gayret ediyorlar. Yok imar, yok orman, yok şu yok bu.
4- İstanbul Borsası 93 binin üzerine çıkarak rekor kırdı. Bu da hazmedilemedi. Dikkat edin borsaya müdahaleler, borsanın yavaş yavaş inmesi olayı.
5- Merkez Bankası Rezervini biz 27,5 milyar dolar olarak devralmıştık, Mayıs`ta 135 milyar dolar ulaşarak rekor kırdı.
6- Gösterge faizi. Biz yüzde 63 seviyesinde devralmıştık. Mayıs ayı içinde yüzde 4,6. Eğer o gidiş devam etseydi bu 2,5a kadar düşebilirdi. Ama tahammül edemediler. Dayanamadılar, oradaki müdahale ile bir anda tekrar çıkmaya 9,5`a kadar tırmandı.
7- Bir değil, iki değil, üç değil, tam dört kredi derecelendirme kuruluşu, art arda kredi notunu arttırdı. Bu da tabi onları rahatsız etti.
8- IMF ile ilişkilerimizde, 23,5 milyar dolar aldığımız borcu 14 Mayıs`ta ödedik, defteri kapattık. Sen mi sıfırlarsın. İşte burada uluslararası o güçler devreye girdi.
9- Enflasyonda, sanayi üretiminde, dış ticarette yeni rekorlara şahit olduk.”

BU HESABI KÜRESEL 
GÜÇLER GÖRMEMELİ!

Ak Parti lideri ve Başbakan Erdoğan’ın bu çığlığını en iyi duyacak ve anlayacak olanlar, Türkiye’de ABD ve AB emperyalizmine, siyonizme,  NATO ve IMF gibi  uluslararası emperyal finans kuruluşlarına yıllarca karşı durmuş; canı ve kanı pahasına göğsünü siper etmiş ve mücadele vermiş insanlardır.
Türkiye’de Ak Parti iktidarı alaşağı edilip ve Başbakan Erdoğan siyasi yaşamdan tasfiye edilecekse, bunu “küresel efendiler” , ABD, AB ve  siyonistler istediği ve arzu ettiği için değil, Türk Halkı  sandıkta bunu demokratik biçimde yapabilecek güç ve iradeye sahip olduğu için yapacaktır,
Bu neden, eğer, ABD’nin Türkiye Büyükelçisi, bir imparatorluğun çöküşünü izlemek istiyorsa, ABD’nin çöküşünü izlemek için kuyruğa girmelidir..!

GO HOME YANKEE..!

Kuşkusuz,”küresel efendiler”, ortak amaç ve çıkarlarını gerçekleştirirken, senaryolarını yazarken bunu hiçbir zaman kendi başlarına yapmadılar. “İşbirlikçi” tanımı bizlere hiç yabancı değil..!
Şu ya da bu “işbirlikçi” diyecek halimiz yok..
Oyun ortada ve her gün, ibretlik şekilde yaşıyor ve görüyor, izliyoruz..
Mandacılık, muhiplik bize yabancı kavramlar değil.
Bildiğimiz şey, yaşadığımız ve yıllardır tanık olduğumuz ‘şey’: EMPERYALİZM ve SİYONİZM  TÜRKİYE’YE SALDIRIYOR!
Türkiye Halkı, ya bu saldırıyı en güzel şekilde göğüsleyecek ya  da emperyalizm ve siyonizme yine tutsak olmaya devam edeceğiz..!
BUNA İZİN VERİLME MELİ..!

17 ARALIK 2013 VE 
28 EKİM 2009..!

17 Aralık operasyonu ve sonrasında yaşanan gelişmelerin bize anımsattığı başka şeyler de var.
Örneğin; 17 Aralık operasyonu, bir başka şekilde ama benzer yöntemlerle, keyfilik ve hukuksuzlukla 28 Ekim 2009’da başka nerede yaşandı?
O zaman da “paralel devlet” Emniyet ve Yargı içindeki uzantılarıyla kirli,kanlı ve karanlık oyunununu gerçekleştirdi mi!?
O zaman da; insanlar, sabahın köründe kapılarını çalanın sütçü olmadığını gördüler mi!?
O zaman da; günlerce, aylarca telefonlarının dinlendiğine, uyduruk ve kaydırık tapelerle, kurgusal vakalar, ilişkiler yaratıldığına şahit oldular mı!?
O zaman da; insanların özel yaşamlarının bile sorgulanmasına, belgeler ve gerçeklikler üzerinde tahrifatlar yapılmasını yaşadılar mı!?
O zaman da:  emniyet-yargı-medya-siyasetçi-bürokrat  düzenlerine maruz kaldık mı!?
Yetmedi...
Bir çok insan, hapishanede bile dinlendi...Koğuşlara “böcekler” konuldu; gönüllü muhbirler seferber kılındı. malları mükleri, altlarındaki arabalara el konuldu.
Yine yetmedi...
“Paralel devlet” tarafından fiilen organize edilip,yaratılan kirli ve karanlık süreç, el ve gönül birlikteliğiyle kanla beslenmedi mi!?


OYUNU BOZMALIYIZ!

Türkiye’de dünde kalmış hiçbir şeyi unutmak ve unutturmak hakkına ve lüksüne sahip değiliz.!
Türkiye, bugünleri ve yarınları için dünü ile hesaplaşmasını iyi yapmak zorunda...
90 yıllık Cumhuriyet tarihinde, en aşina olduğumuz ‘şey’, anlamsız ve  çirkin politikalar ya da hesaplar için kendi insanımızı mağdur etmeye,itip kakmaya, ötekileştirmeye ve örselemeye bayılıyoruz..
Önce yapacağımızı yapıyor, sonra da 40 yıllık bir oyuncu gibi, ağlıyoruz..
Ta ki, ördüğümüz ya da izleyicisi olduğumuz tuzağa düşene kadar. O zaman da, “kimse neden ses vermiyor” diye hayıflanıf duruyoruz..
Oysa ki, kendi eylemlerimizin ve basiretsizliğimizin hepimiz faturasını ödüyoruz.

Yeni yılınız kutlu olsun...

















Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1018