Bugün: 21.08.2017

Hedef Erdoğan mı!?


Istanbul Taksim Gezi Parkı’nda “ağaç direnişi” olarak başlayan olaylar başlangıçtaki sıcakliığını yitirmiş olsa da Istanbul ve ülke genelinde çesitli protesto eylemlilikleri sürüyor.

EYLEMCILER NE İSTİYOR?

Kamuoyunda iktidar ve muhalefetiyle hemen herkesin bu eylemliliklerle ilgili vardığı ortak bir sonuç var.
- Protesto gösterileri ve eylemlilik kesinlikle  çevreci bir eylemlilik ve protesto değil.
- Gezi Parkı olayi,  bir bahane ve asıl amaç, siyasal iktidarin varlığına ve politikalarına karşı bir tepki.
- Tepki verenler ve protesto gösterilerine katılanlarin, demokrasi ve özgürlük temelinde talepleri var.
- Toplum,, artık siyasal iktidarların gücü ne olursa olsun, “ben yaptim, oldu” anlayışını kabul etmiyor.
-Toplumun bir kesimi, siyasal iktidarın Cumhuriyet rejimiyle hesaplaşmasından rahatsız ve yaşamına şu veya bu şekilde, özellikle dinsel amaçlı veya gerekçeli sınırlama ve müdahale istemiyor.
- Toplum,  Devlet’in Polis Devlet’i olmasından ve polisin özellikle siyasal iktidarin bir baski ve şiddet aracı olmasından rahatsiz.

DAHA FAZLA DEMOKRASİ...
DAHA FAZLA ÖZGÜRLÜK..!

Gezi olaylarıkapsamında demokrasi ve özgürlük eksenli bu talepleri ben de içtenlikle kabul ediyor ve destekliyorum.
Tüm yaşamım, demokrasi ve özgürlük amaçlı bu talepleri dillendirmekle ve istemekle, uğruna mücadele vermekle geçti.Hatta, bu taleplerin alanının daha da geliştirilmesi, içeriğinin daha da zenginleştirilmesi gerektigine inanıyorum.
Bunda bir sorun yok!
Peki,sorun nerede ya da bu toplumsal hareketlilik karşısında kaygılarimiz hangi nokta da başlı yor, buna bakmamız gerektiğine inanıyorum.
Öncelikle, eylemliliklerden ve protesto gösterilerinden şiddet unsuru mutlaka  dışlanmalı ve şiddete “dur” denilmeli. Eylemliliklerde     “şiddet”i gözeten provakatif  gruplar ve anlayislar tasfiye edilmeli.
Devlet terörüne ve şiddetine, demokrasi ve özgürlük talebiyle karşı çıkanlar, bireysel törör ve şiddet çabalarına  ve girişimlerine de karşı çıkmayı bilmeli.

DEVLET SİDDETINE DE, 
BİREYSEL ŞİDDETE DE 
HAYIR..!

Gezi olayları, toplumun demokratik bilincinin  gelişmesi ve demokratik olgunluğunun oluşması açısından önemli  bir gösterge oldu.
Öncelikle, polis şiddetine ve eylemcilerin provakatif çabalarına karşı toplumda öne çıkan tepki, önemsenmeli ve bu tepki beslenmeli, geliştirilmelidir.
Gezi protestoları kapsamında dikkate alınmasi gereken önemli bir ayraç noktası daha var. 
Örneğin, ben, Gezi olaylarının Türkiye’de “geç kalmiış bir eylemlilik” olduğuna inanıyorum. Bunu ifade ederken de, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da, Kafkaslar da, Balkanlar da gelişen/geliştirilen toplumsal protesto eylemliliklerini ölçü olarak ele alıyorum.

ABD VE AB’NİN ÇARPIK 
DEMOKRASİ ANLAYIŞI..

Bu, değişik kitalar ve ülkeler nezdinde yaşanmış ve yaşanmakta olan toplumsal karmaşalar, toplumsal hareketlilikler şu şekilde kategorize edilebilinir:
- Başta ABD olmak üzere Kıta Avrupası’nda gelişmiş ve sanayileşmiş ülkelerde yaşanan toplumsal gösteriler ve olaylar.
- Gelişmekte olan ülkeler ya da geri kalmış ülkeler nezdinde yaşanan toplumsal olaylar ve gösteriler, gerilim ve çatışmalar. 
Örneğin, ABD ve Batılı gelişmiş,sanayileşmis ülkeler, toplumlarında yaşanan karmaşa ve toplumsal hareketlilikler konusunda Devlet ve iktidar nezdinde gösterdikleri tepki dikkate alındığında, aynı ülkelerin gelişmekte olan ya da geri kalmış ülkelerde yaşanan toplumsal hareketlilik, gerilim ve çatışma ortamlarına aynı gözlükle bakmadikları,yorumlamadıkları görülecektir.
Örneğin, ABD’de yaşanan finans krizine bağlı olarak evini ve işini,hatta geleceğini kaybetmiş binlerce insanın taleplerine ve protesto gösterilerini ABD Devleti ve yönetimleri acaba nasıl karşıladılar ve nasıl müdahale ettiler?
ABD’de anti-kapitalist eylemcilerin gösterilerine ve eylemlerine neden ABD Devleti ve yönetimleri, en küçük bir hoşgörü bile gösteremedi?
Aynı sorun, AB ülkeleri için de geçerli. Almanya, Ingiltere,Fransa veya  İtalya, konu ülkelerinde toplumun bir kesiminin  tepkisi ve protestoları söz konusu olduğunda, neden ve niçin en sert yöntemlerle bu hareketlere  müdahale ediyor?
Örneğin, Türkiye’de Devlet’in ve siyasal iktidarın  bölücü terör eylemlerine, gösterilerine verdiği tepkiyi, yaptığı müdahaleyi  şiddetle eleştiren ve bunun insan hak ve özgürlüklerine karşı  işlenmiş bir suç sayanlar, demokrasi ve özgürlükler üzerine nutuklar atanlar konu kendi ülkeleri olduğunda neden ve niçin bir anda “şahin” olabiliyor?
Bu soruyu kendimize sormalı ve yanıtını aramalıyız.
Görünen ve bilinen, demokrasi ve özgürlükler konusunda, insan hak ve özgürlükleri konusunda dünyamızda  gelişmis kapitalist ülkelerle gelişmekte olan  ve geri kalmış ülkeler arasında anlayış konusunda ciddi bir uçurum var.
Bir adım ileri atıp,şunu söyleyebiliriz: ABD ve AB, demokrasi ve özgürlükler konusunda samimiyetten yoksun, iyi yüzlü bir anlayış ve politika içersindeler.Kuşkusuz, ABD ve AB’nin demokrasi ve özgürlükler konusundaki samimiyetten uzak, iyi yüzlü politikalarının bir çok nedeni var.

HEDEF ERDOGAN..!

İşte bunun öncelikle nedeni, bu ülkelerin “küresel efendiler”liginde oynamaları yani emperyal ülkeler, sömürgeci ülkeler kategorisinde bulunmalarıdır. 
Türkiye’nin ve ülkemiz  kapitaliz minin temel handikabı budur.
Türkiye’de AKP iktidarı önüne bir siyasal, ekonomik ve toplumsal hedef koydu: 2023’de dünyanın en gelişkin 10 sanayileşmiş ülkesi arasına girmek!
Mümkün mü!?
Bu zor olmanın ötesinde bir olaydır.Çünkü, “küresel efendiler” buna izin vermezler ve engelleyebilmek için her yolu denerler. Gerekirse, önüne bu hedefi koymuş siyasal iktidarı devirmek için  askeri ya da sivil darbeyi bile göze alırlar.
Bu,tophlumsal bir hesaplaşma olmanın ötesinde siyasal ve ekonomik bir hesaplaşmadır.
Örnegin, 27 Mayıs, 12 Mart,12 Eylül,28 Şubat ve benzeri askeri müdahaleler bunun ifadesidir.
Menderes-Zorlu-Polatkan’ın asılması, Denizler’in asılmalari, faili meçhuller, toplu katliamlar., Özal’in zehirlenmesi, Yazıcıoğlu’nun helikopterinin düşürülmesi, Jandarma eski Genel Komlutanı Orgeneral Eşref Bitlis’in uçağının imhası, vb., operasyonlar bunun içindir. 
Ötesi, zaten Asala ve PKK terörü, bu operasyonun bir parçasıydı...

BAŞIMIZDAKİ MELANET 
ABD,AB VE NATO’DUR..!

Ak Parti Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan, siyasal iktidarında ilk kez Gezi Parkı olayi ve sonrasında yaşanan gösterilerle, ABD ve AB damgalı bir operasyonla karşı karşıya kaldi.
Rahmetli Necmettin Erbakan, bugün yaşasaydı, olup-bitenler karşısında sanırım, gülerdi.
Çünkü, Erbakan, yasamıştı ve görmüştü. Erdoğan’ı sayısız kere uyarmiıştı.
Başbakan Erdoğan, iktidarı döneminde askeri darbelerle ve darbecilikle hesaplaşmasını ABD ve AB üzerinden yürüttü. Balyoz ve Ergenekon, 28 Şubat  operasyonlarının  ve davalarının hamisi de, yürütücüsü de ABD ve AB idi..!
Erdoğan’ın bölücü terör örgütü PKK’yla ilgili “açılım” politikalarının hamisi ve yürütücüsü de gerçekte ABD ve AB idi...!
Başbakan’ın Cumhuriyet rejimi, değerleri ve kurumlarıyla girdiği siyasal hesaplasmanın hamisi ve yürütücüsü de ABD ve AB idi..!
Geriye ne kaldi!? 
Her ne kaldı ise, hangi karar ve uygulamasına bakılırsa, imza sahiplerinin aynı olduğunu görürsünüz.
Bir anlamda tarih tekerrür ediyor. Dün, Bayar-Menderes ikilisinin basşına gelen, Özal’ın başına gelen, Demirel ve ekibinin başına gelen Erdoğan’ın başına geliyor.
Bence, Gezi protestolarının içerdigi en büyük ders, siyasal iktidar açısından budur..!
Örneğin, Gezi olaylarıyla birlikte ülke genelinde gelişen ve yükselen muhalefet dalgasi, anti-emperyalist, anti-Amerikan bir siyasal nitelik taşısaydı, ABD ve AB, bu başkaldırının ezilmesi için tüm imkanlarını seferber ederdi.
Dikkat edin, şimdi Gezi protestoları üzerinden, AKP’ye, Başbakan Erdoğan’a  demokrasi dersi veriyorlar..!
Iktidari terletip, terbiyeliyorlar..!

YAŞANAN NE DEVRİM 
NE DE İSYAN.!

Kimse, AKP’nin ve Erdoğan’ın “ipi çekildi” diye sevinmesin. “Terlemek” ve “terbiyelemek” bir sey ama “bitirmek” başka bir şey..!
Eminim ki, Erdoğan, hayal kırıklığı yaşarken, “bir anda”  ne olup bittiğini anlamaya çalışıyor.
Gerçekten ne oldu!?
Yıllanmış siyasetçileri bile şaşkın  hale getiren, anlamakta zorluk çektikleri olaylar  ve sonrasiının anlamı ne idi!?
Gerçekten yasanan bir “devrim” miydi yoksa bir “halk isyanı” mi!?

DEVRİM DEVRİMCİLERİN 
ESERİDİR...

Biz okurlarimızın merakını giderelim ve görüşümüzü özetleyelim: Yasanan ne devrimci bir başkaldırı ne de bir halk isyanıdır...!
Çünkü, ortada devrimin öznesi bir parti ve devrimciler yoksa, yaşanan “şey” devrim olamaz... Devrim, devrimcilerin eseridir... Devrimci bir partinin eyleminin ürünüdür. 
Oysa ki, Türkiye’de devrimcilerin hali ortada...Bölük pörçükler, dağınıklar ve marjinal olmalarının ötesinde büyük ölçüde Devlet’in kontrolü altındalar.
Yaşananlar, spontone bir halk ayanlamasi ise, ülkenin nüfusu 76 milyon ve Gezi olaylarının içinde yer alanlar nüfusun yüzde onu bile değiller

EMPERYALİZM ANTREMANLI

Şunu biliyoruz: ABD ve AB, Türkiye’yi son 40-50 yıldır adeta bir oyun sahası, bir labaratuar gibi kullandı..Türk toplumunun çözülmeyen gen’i kalmadı, üzerinde çalışıldı ihtisaslaşıldı.
ABD ve AB’nin Türkiye’de alan çalışmaları ve toplumun tetiklenmesi, harekete geçirilip, yönlendirilmesi konusunda Doğu ve GüneyDoğu Anadolu’da BDP/PKK eliyle ustalastiğı biliniyor. Dikkat edin, Gezi olayları ve sonrasında tüm ülkede yaygın olarak kullanılan yöntemler, sergilenan eylemci profili BDP/PKK’nin yılardır  kullandığı yöntemlerden, öne sürdügü eylemci profilinden farklı değil.
Bu tip operasyonlarda, kullanılan toplumsal kesim, özellikle gençlik’tir.Toplumun marjinal ve lümpen, maceracı, apolitik kesimleridir.
Dikkat edilirse, Gezi olaylarının başlaması sonrasında toplumun “sanatçı” ve “ aydınları”, STÖ’ler adım adım bu sürece eklemlenmisştir. Bu süreçte kullanılan temel örgütlenme ve organizasyon  aracı ise, bilixşim ve iletişim araçları olmuştur, ki bu yöntemi dünyada kimlerin,nasıl ve ne amaçla kullandıklariı bilinen bir gerçektir. 
Bu olayların nedenselliğinin anlaşılmasında  en önemli unsur, Uluslararası Reklam Ajansı’nın tüm medyayı  reklama ve paraya bağlı olarak bloke etme çabası olmuştur. Klasik ajanlarin dışında etki ajanları devreye sokulmuş ve başarılı da olunmuştur.

Ben, Türkiye’nin bu uluslararası operasyonu başarıyla atlattığına ve büyük dersler çikartacağına inanıyorum. Bu olaylara fiilen ya da dolaylı destek veren siyasal partiler ve örgütler, bu süreçten zararlı çıkacak, Devlet ve siyasal iktidar, geliştireceği reflekslere bağlı olarak kar oranını arttıracaktır.
Ancak,her ne olursa olsun, her ne yaşanırsa yaşansın, bu süreç ve olaylar, toplumun demokrasi ve özgürlük arzusunu daha da güçlendirecektir.

Esen kalın...

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1057