Bugün: 27.06.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • GÜLEN VE MOON TARİKATLARI,OPUS DEİ ..!

GÜLEN VE MOON TARİKATLARI,OPUS DEİ ..!


Bugünkü makalemizi,  ‘paralel yapı’ veya bugün resmiyet kazanmış adıyla ‘Fetullahçı Terör Örgütü’(FETÖ)’nün ne olup ne olmadığına ayırdık.

Öncelikle  ‘paralel yapı’ ile ilgili kamuoyunda oluşmuş ya da oluşturulmuş kimi algılar üzerinde durarak, konuya ve vakaya(bu gibi oluşumları anlamada ‘vaka’ sözcüğü bana daha vurgulayıcı ve anlamlı geliyor.)  değinmek istiyoruz.

 

İLKOKUL MEZUNU BİR İMAMIN  ‘DERİN DEVLET’  ADINA YOLA ÇIKMASI…!

 

1.si, ‘paralel yapılanma’ olarak tanımlanan Fetullahçı yapılanma, ne  tek başına günümüzün ne de sadece Ak Parti’nin 2001 de kuruluşu ve 2002 yılında iktidarı ile  gündeme gelmiş ve günümüze  taşınmış bir örgütlenme ve  vaka değil! F.Gülen’in kişiliğini ve  faaliyetlerini anlayabilmek için askerlik yıllarına  ve sonrasına kadar uzanmak gerekmektedir.

27 Nisan 1941 Erzurum Pasinler Korucuk köyü doğumlu olan F. Fülen, camii imamı olan Ramiz Bey’in oğlu ve ailenin altısı erkek, ikisi kız, sekiz kardeşin ikincisidir. İlkokul  diplomasını dışarden almış, ilkokul mezunudur. Çocukluğundan başlayarak aldığı din eğitimiyle 1951’de hafız olmuş, 1954`de Erzurum`daki Kurşunlu Camii medresesinde Alvar İmamı Muhammed Lütfi`nin torunu Sâdi Efendi`den medrese dersi almış, Sâdi Efendi onu Molla Câmi`ye başlatmıştır. 1955`den 1959’da Edirne`ye gidinceye kadar Osman Bektaş`tan fıkıh ve din eğitimi almıştır. F.Gülen, Askerlik öncesi ve sonrasında Edirne Üç Şerefeli Cami`de toplam dört yıl süre ile imamlık yaptı. Askerlik acemi eğitim dönemini Ankara Mamak ve usta erlik dönemini İskenderun`da tamamlayan Gülen, bu yıllarda ‘derin devlet’ ile tanıştı. Askerliği sonrası 1963’te Erzurum’a dönen F. Gülen, burada Komünizmle Mücadele Derneği’nin ve Halkevi’nin kuruluşunda yer aldı. Kasım Gülek’le de yol arkadaşlığı bu yıllarda başladı ve mason oldu!


 

GÜLEN, SOL’A KARŞI  SEFERBER KILINDI…!

 

2.si,  F. Gülen’in 60’lı yıllardaki konumunu, ilişkilerini ve faaliyetlerini anlayabilmek için bu yıllardaki toplumsal hareketliliğin iyi anlaşılması  ve iyi analiz edilmesi  ve en önemlisi bu yıllarda ‘derin devlet’ in artan toplumsal hareketliliğe karşı nasıl bir konumlanış ve faaliyet içerisine girdiğinin  iyi bilinmesi  gerekiyor. TİP’in ve DİSK’in kuruluşu,15 TİP’li vekilin Meclise girişi, gençlik ve artan toplumsal hareketlilik NATO,CİA ve  ABD’yi harekete geçirdi. Toplumsal bilinçlenme ve örgütlenme, hareketlilik  islami kesimde de anti-emperyalist,anti-kapitalist  kıpırdanışların, örgütlülüklerin  önünü açtı.

Edirne, Kırklareli ve İzmir de  merkez vaizliğine atanan, çeşitli il, ilçe ve köylerde  vaaz ve sohbetlerde bulunan Gülen,  bir anlamda taban çalışması yaptı, ilişki ağını genişletti. Bürokrasi, dönemin Milli Nizam Partisi, Milli Köylü Millet Partisi, Adalet Partisi, CHP içerisinde belli ilişkiler kurdu.Gülen ‘i  asıl besleyen damar Said Nursi tarafından yazılan Risale-i Nur’da kendisini ifade eden geniş tarikat ilişkileri oldu.


GÜLEN;  ASKERİ DARBELER,DARBECİLERCE BÜYÜTÜLDÜ!

 

3.sü,F.Gülen’in üstlendiği  misyonun en çarpıcı örneği, askeri darbelerdeki konumudur. Askeri darbeler, turnusol kağıdı gibidir.12 Mart darbe döneminde, 5 Mayıs da  163.md.der tutuklanan ve  7 ay tutuklandıktan sonra serbest bırakılan Gülen, 1974 de beraat eder. Ancak, darbe döneminde 7 ay süreli tutuklamadan sonra, davası devam ederken,23 Şubat 1972 ‘de  Edremit vaizliğine atanır. Sonrasında Manisa, İzmir Bornova’da  resmi olarak vaizlik görevine devam eder.

12 Eylül 1980 darbesinden sonra  İzmir Ege Ordu Sıkıyönetim tarafından yakalama kararı çıktığı gün, İzmir’i terk edip, 20 Mart 1981 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığındaki vaizlik görevinden istifa

eder.  Darbe yıllarında Gülen, Anadolu’yu gezerken, faaliyetlerine devam eder. Yukarıda dikkat çektiğimiz gibi, askeri darbeler, kimin ne olduğunun, içinde yer alınan hareketin niteliğinin anlaşılabilmesi için turnusol kağıdı gibidir.!

 

‘SIZINTI’  MANİDAR BİR İSİMDİ…

O,YAŞAMINDA, HEP BİR YERLERE SIZDI!


 

4.sü,Gülen’in yaşamında  İlk sayısı Şubat 1979`da çıkan Sızıntı dergisinin, İlk sayısı 1 Temmuz 1988`de çıkan ve üç aylık periyotlarla yayın hayatına devam eden Yeni Ümit dergisinin büyük önemi vardır.

Örneğin, Gönen eski ülkü ocakları başkanı ve MHP eski İGM üyesi  Mehmet Tıkız’ın  ifadesiyle 12 Eylül yıllarında Şirinyer Askeri Cezaevi ve Buca Cezaevi yönetimlerince  MHP’li tutuklulara, isimleri bizzat üstlerine yazılarak, Sızıntı dergisi  servis edilir. Sızıntı, bugün de MHP de, partiyi ele geçirmenin derdinde...!

12 Mart ve 12 Eylül askeri darbeleri Gülen’in  ilişki ağını genişletme, kurumsallaşma, finans kaynaklarını büyütmede ayrı bir önem taşımıştır. Darbeciler, Gülen’in önündeki her türlü engeli kaldırırken,  hem kontrolü dışındaki ülkücü ve sol hareketler, kadrolar  devlet, siyasal ve sosyal yaşamdan tasfiye edilirken  ‘altın nesil’in önü açılmış, devlet ve toplum yaşamının kılcal damarlarına kadar nüfus edebilmenin koşulları yaratılmıştır.

 

‘ŞEYTAN AMERİKA’ DA   ‘MELEK’ OLMAYA SOYUNMAK!

 

5.si, Gülen için 90’lı yıllar, ‘cemaat ve hizmet hareketi ‘ haline geldiği ve sabırla  elde edilmiş  en bereketli yıllardır. Artık içe dönük değil, dışa dönük bir yapı ve örgütlenmedir. 1990`lı yıllarda dönemin başbakanı, parti genel başkanları, cumhurbaşkanları Süleyman Demirel, Turgut Özal, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit yanı sıra CİA ajanlıkları tescillenmiş  Abraham  Foxman, Morton Abramowitz ve Papa II. John Paul gibi tanınmış din ve devlet adamları ile ile  ikili, kapalı kapılar ardında görüşmeler; yaygın basının patronları, editörleri, kalemşörleriyle yapılan görüşmeler ve söyleşiler ve yine 28 Şubat askeri darbe girişimi sonrasında  ‘balans ayarı’ yapıldığı günlerde, 1999’da , ABD de  FBI gözetiminde bir malikaneye  yerleştirilerek,  CİA kontrolünde,  Pensilvanya eyaletine  ‘sağlık sorunları’  nedeniyle kaçış. Sonrasında yaşanan skandal rezillikler yeteri kadar deşifre olduğu için yazmaya bile gerek duymuyorum.

 

‘OPUS DEİ’ VE ‘MOON TARİKATI’ NE İSE ‘GÜLEN HAREKETİ’ ODUR!


 

6.sı, F.Gülen ve  ‘ paralel yapı’nın ne olup,ne olmadığının iyi bilinmesi için, 1928`de İspanya da Madrid’te sıradan bir papaz olan Jose Maria Escriva de Balaguery Albas tarafından kurulan, katolik bir örgüt olan  ‘Opus dei’nin iyi bilinmesi gerektiğine inanıyorum.(Rahmetli Aytunç Altındal, bu tarihsel ve güncel ilişkinin üzerine çok gitmiş,yazmıştı. Ölümü halen sorgulanır.)

Aynı şekilde, 1951`de Kore`yi işgal eden ABD, Güney Kore`yi sömürgeleştirirken bir yandan da Kuzey Koreli fakir bir köylü çocuğu, mühendislik eğitimi almış Sun Myung’a  1954 yılında  "Moon Tarikatı", resmi adıyla "Birleştirme Kilisesi" ni  kurdurarak, bu tarikat marifetiyle, Güney Kore nüfusunun yüzde 40`ını, Budistlikten vazgeçirip Hıristiyan yaptı.

CIA`nın kurduğu Kore CIA`nın Washington temsilcisi Albay Bo Hi Pak da, Moon tarikatının en güçlü isimleri arasında yerini aldı. CIA, Moon tarikatını kullanarak Dünya Anti Komünist Ligi`ni örgütledi. Sun Myung Moon, 1959`da Amerika`ya yerleşti. Kiliseleri birleştirme çalışmalarında 1989`a kadar Anti-komünist mesajlar ağırlıkta iken, komünizmin çöküşü ile Batı`nın komünizmden sonra en büyük tehlike gördüğü, İslamiyet`e yöneldi.(Ahmet Dursun, Açık İstihbarat)

Türkiye’de F.Gülen ve hareketinin, Vatikan da Opus dei’nin, Kore de  kurulan ‘Moontarikatı’nın  hepsinin ortak özelliği, dinsel nitelikli  kurulmuş olmalarına karşın doğrudan ABD ve CİA kontrolünde kurulmuş, finanse edilerek yönlendirilmiş  anti-komünist  amaçlı  yapılar olmasıdır. NATO.ABD ve CİA böylece hem Hristiyanlık hem de islam dünyasını ve toplumlarını emperyal amaçlarına uygun  organize etme ve yönlendirme hem de ‘soğuk savaş’yıllarında  anti-komünist cephenin genişletilmesini sağladı. Bovyetik sistemin yıkılmasıyla da   bu oluşumlar üzerinden  ‘küresel  yeni dünya düzeni’ nin yaratılmasına dönük, yine emperyal amaçlı, bu tarikatları işlevli kılarken, öncelikli hedefleri arasına İslamiyeti koydu!  Sol, anti-kapitalizm ve anti-emperyalizim ise, hedef olmaktan hiçbir zaman çıkmadı.

 

F. GÜLEN, TÜRKİYE’DE  ABD VE CİA İLE MOSAD’IN  AHTAPOTUDUR!

 

7.si, Fethullah Gülen cemaatinin; Genelkurmay Başkanlığı tarafından hazırlanan rapora göre, 1998 yılı itibariyle:

"Yurtiçinde, 85 vakıf, 18 dernek, 89 özel okul, 207 şirket, 373 dershane, yaklaşık 500 öğrenci yurdu ve biri İngilizce yayımlanan 14 dergi, 15 ülkede yayımlanan 300 bin tirajlı Zaman gazetesi, ulusal düzeyde yayın yapan iki radyo ve uluslararası yayın yapan Samanyolu televizyonu; yurtdışında, 6 üniversite ve yüksekokul, 236 lise, 2 ilkokul, 8 dil ve bilgisayar merkezi, 6 üniversiteye hazırlık kursu ve 21 öğrenci yurdu olmak üzere toplam 279 eğitim kuruluşu" bulunuyor. (Bkz. Batı Çalışma Grubu tarafından hazırlanan Bilgi Notu, s.4 ve 5)

İngiliz araştırmacı Michael Walsh, bu örgüte Opus Dei (Tanrının işi) değil Actopus Dei (Tanrının ahtapotu) olarak nitelendirirken;  2.8 milyar dolar serveti,600 medya aracı bulunduğu; 15 üniversitesi, 97 teknik okulu, 36 ilköğretim okulu olan Opus Dei Tarikatının İngiltere Milli Eğitim Bakanı, Polonya hükümetinde görev yapan 3 bakan, Perulu 2 bakan, ABD Anayasa Mahkemesi`nin 2 yargıcı, Amerikan Kongresi`nin onlarca üyesi, eski FBI Başkanı Louis Freeh ve Fox televizyonunun yorumcusu Robert Novak; Opus Dei müridi olduğuna dikkat çekiliyor.

F.Gülen ‘tarikatı’ gibi, Opus dei de   İspanya’da Franko faşizminden beslenmiş, Moon da Kore de  ABD işgalini meşrulaştırırken, uzak doğu da kanserli bir hücre gibi ABD ve işbirlikçileri tarafından beslenip, büyütüldü.Gülen’in ‘hizmet hareketi’ni anlayabilmek için, ‘Opus dei’ ve ‘Moon tarikatı’nın tarihsel gelişmelerinin, faaliyetlerinin bilinmesi  kaçınılmaz.

 

F.GÜLEN, AK PARTİ VE ERDOĞAN’IN İCADI DEĞİLDİR!

F. GÜLEN; AK PARTİ VE ERDOĞAN  NEZDİNDE  TÜRKİYE  İLE  HESAPLAŞIYOR!


 

8.si, 2001’de Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının kurduğu Ak Parti’nin 2002 yılında iktidara gelmesi ve parti-iktidar- Gülen cemaatinin ‘flörtü’nün  17-25 Aralık operasyonuyla,yolsuzluk ve suiistimal kurgusunun, ‘mızrağın ucu’ nun profesyonelce organize edilip, geliştirilerik  Erdoğan ve ailesine dokunduğu için başlatıldığı iddialarının  algı operasyonunun bir parçası ve safsata olduğu gün gün ortaya çıkıyor.

Özellikle Türk solu, sürekli 12 Mart ve 12 Eylül gibi askeri darbelerle muhatap kılındığı için, NATO-ABD-Pentagon, CİA’nın benzer küresel operasyonlarına ne yazık ki, yabancı! Onun içindir ki, Soros’un ‘devrimciliği’ ni, Gezi kalkışmasında solcu-ulusalcı-etnik bölücü-liberal-cemaatçi  birlikteliğini anlamakta güçlük çekiyor. Oysa ki, tüm bu birlikteliğin organizasyonunu da, eksenini de, temelini de ‘işbirlikçilik’ oluşturuyor. İdeolojiler bu nokta da sahnelenmeye konulan oyunun aksesuarı, rol üstlenenler birer  figüran, örgütler ise paravan olarak öne çıkıyor. Olmadı mı, Kobani öne çıkartılıyor, yine olmadı, terör azdırılıp, bugüne kadar hep yaşadığımız gibi kaos ortamı yaratılmak isteniyor.

Bu küresel güçlerin hesaplaşması! Ancak, hesaplaşılan AK Parti’den de öte,  Erdoğan ve Ailesi nezdinde Türkiye!

Dert ne?

 

TÜRKİYE, KAPİTALİZMİ ARTIK KALIBINA SIĞMIYOR!

 

Dert ve dava, Türkiye kapitalizmi, onlarca yıldır yaşandığı gibi, küresel güçlerin yani emperyalizmin kontrol ve denetiminde, istismar ve belirleyiciliğinde  gelişmenin dışına çıkarak, ülke içinde ve bölgesinde ‘güç’ olmak’, paylaşımdan pay almak istiyor! Ekonomi-politiği, kapitalizmi ve emperyalizmi  bilmeyen insanların  ülkede yıllardır yaşanan TÜSİAD ile ‘Anadolu Kaplanları’ hesaplaşmasını, bu hesaplaşmanın siyasete yansımalarını, 2023 hedefini, 2023 de ülkenin ekonomik olarak dünyanın en gelişkin kapitalist 10 ülkesi  arasına girmesi hedeflerini, 1916 da  İngilizler ile Fransızlar arasındaki Sykes-Picot Anlaşması ile özellikle orta doğunun  Osmanlı egemenliğinden soyutlanıp, sınırların çizilmesini  günümüzde kabul etmeyenlerin, Lozan ve Montrö antlaşmalarının yeniden ele alınmasını istemenin ve daha onlarca  beklenti ve talebin başka NATO nezdinde ABD, İngiltere, İsrail ve AB  hatta Rusya tarafından, kabulünün reddinden öte, ülke yönetiminde ve içerde nelerin yaşanabileceğini hayal bile edemiyor!

Türkiye’nin son yıllarda AK Parti ve Erdoğan nezdinde hedef kılınmasının, TSK’nın, MİT’in, Emniyetin, yargı sisteminin delik deşik edilmek istenmesinin, kaydırık uyduruk operasyonlarla  ülkeyi ve toplumu zehirlemenin, işbirlikçi medya üzerinden yürütülen dezenformasyon faaliyetlerinin, terörü azdırmanın temel mantığı bu hesaplaşmada ve perde arkasında aranmalı.

Ekonomi-politiğe yabancı olmayan, uluslar arası ilişkileri takip eden, ilim irfan sahibi herkes dünyada halen üç ülke kategorisi olduğunu bilir: Az gelişmiş ülkeler… Gelişmekte olan ülkeler ve gelişmiş ülkeler. Türkiye kapitalizmine , artık, içine hapsedilmek istenen kategori,  yetmiyor! Bu, beklenti ve talebi ya da yönelimi, siyaseti kişilere tabi ve sınırlı görüp, Erdoğan takıntısı gibi kör siyasi takıntılara sokmanın   (en masum ifadeyle) bilimsel ve nesnel  hiç bir karşılığı, mantığı  yok!

Bir anlamda, Türkiye  solu da sağı da bu nesnel ve bilimsel gerçekliğe göre kendisini yeniden üretmek ,yeniden yapılanmak (reorganizasyon) zorundadır. Türkiye kapitalizmi ve bu gerçekliğe göre biçimlenmiş siyaseti, siyasetçileri bunu başarabilirler mi, hep birlikte yaşayarak göreceğiz. Fal bakmak ise bizim işimiz değil, olmamalı…

Cemaat ve AK Parti hesaplaşmasının gerçekte gün gün, ay ay, yıl yıl geriye gitmesi ve 2007’lere uzanması , bu yıllarda devlet-iktidar-parti nezdinde yaşanan krizlerin  aslında fırtına öncesi  hareketlenmeler olduğunu bize gösteriyor. Bu sürecin ve yaşananların da daha iyi anlaşılabilmesi için bugün Türkiye ile aynı gelişme düzeyindeki Brezilya’da yaşanan devlet başkanlığı krizinin oluşumunun, nedenlerinin ve  darbe çabasının iyi anlaşılması için incelenmesi, bilinmesi gerekiyor.

 

İSLAM DÜNYASINDA ANTİ-KAPİTALİST,   ANTİ-EMPERYALİST ARAYIŞ, KÜRESEL GÜÇLERİ ÜRKÜTÜYOR!

 

9.su, Ak Parti- iktidar- cemaat çelişmesinde  gözden kaçırılan   bir diğer şey, parti-iktidar ve hatta devlet ve bürokrasi nezdinde  günümüz kapitalizminin ve  emperyalizmin(sömürgeciliğin),  İslam inancı, felsefesi nezdinde  ve islami esaslar temelinde yeniden ele alınması ve yorumlanarak, günün gerçekliğine uygun  geliştirilmesi çabasıdır.

Bu, NATO-ABD-CİA’nın yıllardır diğer küresel güçlerle sabırla geliştirdiği, İslam coğrafyasını doğrudan veya dolaylı yönlendirme  ve farklı amaçlar için kullanma politikalarına en büyük darbedir! Bu, ‘Gülen hareketi’nin  ve benzer organizasyonların tümüyle çırak çıkartılmasıdır. Bu, küresel güçler tarafından asla kabul edilemez! Dünyada 1.7 milyar insan üzerinde inanç temelinde  felsefi, ideolojik, kültürel açıdan  hegomonyası, nüfus alanının daraltılması küresel güçlerin kabullenebileceği bir ‘suç’ değildir!

Daha düne kadar, yarattıkları ve besledikleri  El Kaide’nin  lideri Bin Ladin’den bir Che yaratma düşüne soyunanların, yaratmaya çalıştıkları idolü nasıl yok ettikleri, biliniyor. Küresel güçlerin (Sovyet sistemini yıkmışken) insiyatifleri dışında geliştirilmeye çalışılan bu nitelikteki bir hesaplaşmaya, yani islam anlayışıyla terbiye edilmeye çalışılan anti- kapitalist  ve anti- emperyalist eğilimlere de   tahammülleri  de yok!

Özellikle sol’un ve sosyalist sol’un, bu noktada , bir ideolojik, örgütsel  açmazı var. Kapitalizm ve emperyalizmle hesaplaşmayı  felsefi, ideolojik ve politik açıdan varlık kuşu görerek, kendi varlığıyla sınırlı gören anlayış sadece Türkiye’de değil, islam ülkelerinde toplumsal açıdan gelişen anti –kapitalist ve anti-emperyalist yönelimleri de objektif olarak analiz etmekte güçlük yaşıyor.( Kuşkusuz, bunda, İran’da Şah Rıza Pehlevi’ye karşı verilen mücadelede TUDEH’in yaşadığı hayal kırıklığının da büyük rolü var.)


Sonuç olarak;  Türkiye ‘paralel yapı’ denilince, gerçekte muhatap olduğu, ne İslam, ne de bir yoksul aile çocuğu, ilkokul mezunu bir imam’dır. F. Gülen, askerlik yıllarında ‘derin devlet’ tarafından keşfedilmiş, görevlendirilmiş  bir figürandır. Türkiye gibi, gelişmekte  olan ülkelerin temel  sorunlarının başında, ulusal bağımsızlık ve ulusal egemenlik gelmektedir. Türkiye,  30’lu yıllardan başlayarak  her alanda emperyalizme bağımlı  kılınmış, ulusal güvenliği ve savunması, NATO ve ABD çıkarlarına göre şekillendirilmiş bir ülkedir. Bu döngü içinde, T.C Devleti , başından itibaren ‘paralel’ bir örgütlenmeye tabi tutulmuş, bu ‘paralel yapı’, kimi zaman Özel Harp Dairesi ile ilişkili  ‘kontr gerilla’, kimi zaman ‘derin devlet’, kimi zaman ‘NATO Gladiosu’  olarak tanımlanmıştır. F.Gülen örgütlenmesi, ‘derin devlet’içinde  aynı küresel güçler tarafından yıllarca beslenip, geliştirilmiş, kurumsallaştırılmış bir ‘organizasyon’ ve ‘suç örgütü’dür.Yani, karşımızda etiyle buduyla ‘imam‘ görünüşlü  bir CİA ve MOSAD ajanı bulunmaktadır!


T.C. Devleti ve toplumu, bünyesindeki  bu ‘paralel’ ve ‘derin’ organizasyonlar, ‘suç örgütleri’yle  hesaplaşma içerisine girmesi, gerçekte NATO, ABD ve diğer emperyal  ülkeler ve istihbarat örgütleriyle hesaplaşma içerisine de  girmesi anlamını taşımaktadır.


Şimdilik, bir başka yazıda buluşmak dileğiyle, esen kalın…


Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 697