Bugün: 21.08.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • GÜLEN, ARTIK, APO GİBİ ABD İÇİN, ‘ZEHİRLİ ELMA ŞEKERİ’DİR!

GÜLEN, ARTIK, APO GİBİ ABD İÇİN, ‘ZEHİRLİ ELMA ŞEKERİ’DİR!


Aradan geçen 36 yıllık uzun bir zamana karşın, TBMM’nde  bir türlü  sivil ve demokratik bir anayasa hazırlayıp, tarihin çöplüğüne atamadığımız  12 Eylül  1980 darbe anayasası hükümlerine göre, cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan MGK görüşmeleri  sonucunda hükümete OHAL ilan etmesinin tavsiye edilmesi ve yine bu tavsiyenin Erdoğan başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunca kabul edilmesiyle birlikte,  Bakanlar Kurulu kararı ile 3 ay süreyle Türkiye’de OHAL ilan edildiği, bizzat devlet başkanımız Erdoğan tarafından kamuoyuna açıklandı.


OHAL, Türkiye’ye yabancı bir kavram değil. Bölücü terör olaylarının yaşandığı  güney doğu Anadolu bölgesinde uygulanan OHAL, 30 Kasım 2002 yılı 30 Kasım tahinde AK Parti iktidarı tarafından kaldırılmıştı. Yani, kaldırılmasından 14 yıl sonra Türkiye, yine OHAL ile tanışmış oldu!


OHAL’İN İLANI SÜPRİZ OLMADI


Buna göre; "Tabii afet, tehlikeli salgın hastalıklar veya ağır ekonomik bunalım, Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması veya şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması" durumunda OHAL, Anayasaya  göre, ilan edilebiliyor.


Özelliklle, 15 Temmuz  darbe kalkışması ve yaşanan şiddet olayları ve kalkışmanın bastırılması sonrası toplumda , hükümetin OHAL veya  sıkıyönetim ilan edebileceği yönünde zaten  genel bir beklenti vardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın  da , Çarşamba  günü gerçekleşecek, MGK  ve Bakanlar Kurulu toplantısının önemine  işaret etmiş olması, OHAL tartışmalarını tetiklemişti.


Cumhurbaşkanı Erdoğan ve siyasi iktidarın, MGK’nun tavsiyesine uyarak, OHAL  kararı alması kararı  için yasanın içerdiği tüm nedenler ,15 Temmuz silahlı kalkışmasından bugüne fazlasıyla yaşandı. Vatandaş, genel olarak, OHAL kararının fiiliyatta günlük yaşamına olumlu ve olumsuz etkilerinin ne olacağını merak ediyor.


Erdoğan ve siyasi iktidar, OHAL döneminde, demokrasi ve temel hak ve özgürlüklerden asla bir geriye gidişin yaşanmayacağını taahhüt ederken, temel sorunun, devlet ve kamu  düzeninin yasalar çerçevesinde yeniden düzenlenerek, işlerlik kazanması,  terörist  odakların etkisizleştirilerek,  her türlü şiddet hareketinin  önlenmesi yani güvenlik ve toplumsal huzurun gözetilmesini içeriyor.


OHAL’e göre, tehdit unsuru ve güvenlik gözetilerek, alınacak sınırlayıcı ve yasaklama  içeren  şeyler yazılı ve görsel medya organları üzerinden geniş bir şekilde kamuoyuna duyurulduğu için, burada ayrıca üzerinde durmayı  anlamsız görüyorum.


MGK BİLDİRİSİNDE YAŞANAN İLKLER


Ben, OHAL’in , Bakanlar Kurulu kararı ve  Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından söz konusu kararın açıklanmasının önemi yanı sıra özellikle Milli Güvenlik Konseyi’nde yapılan değerlendirmeler sonrasında,  OHAL’in tavsiye edildiği, MGK bildirisindeki gerekçelerin de önemine işaret ediyorum. Yaklaşık  5 saat süren MGK toplantısında  bir çok ilk yaşandı.


1.si, MGK toplantılarında ilk kez PKK terör örgütü dışında ‘illegal paralel yapılanma’ olarak isimlendirilen ve bu şekilde ‘kırmızı Kitap’a giren  paralel yapı, “FETÖ   Terör Örgütü’ olarak  değerlendirildi ve MGK bildirisine girdi. Buna göre, bu örgüte yardım ve yataklık yapanlar, bundan sonra terörle mücadele  yasası  kapsamında işlem görecek.


2.si,FETÖ,  ‘ihanet çetesi ‘olarak değerlendirilip, bu örgütün, kurulduğu günden bugüne “etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla milleti ve devleti kontrol altında tutmayı amaçlamaktadır.”  denilerek, 15 Temmuz kalkışmasıyla TSK içine yuvalanmış, “asker elbisesi içerisine girmiş eli kanlı terörist caniler” olarak tanımlanmakta.


MGK’nın bu bildirisi ile;   iktidarın, cumhurbaşkanının ve AK Parti’nın   sürekli vurgu yaptığı ve tehdit unsuru olarak işaret ettiği  ‘paralel yapı’ tanımlaması, siyasal bir jargon olmanın ötesinde , ulusal güvenliğimizi ve kamu düzenimizi tehdit eden, silahlı bir terör  örgütlenmesi olarak tanımlanmakta ve  örgüt faaliyetlerinin terörle mücadele kapsamında değerlendirilmesinin yasal açıdan önü açılmaktadır.


TÜRKİYE TARİHSİL VE GÜNCEL YOL  AYRIMINDA

Bu, devlet ve toplum yaşamımızda tarihsel, siyasal ve hukuksal  bir kırılma ve yol ayrımıdır. Ülke olarak, yıllardır PKK/HDP terörü  konusunda yaşandığı gibi, ‘paralel yapının’  silahlı bir terör örgütlenmesi  olduğu konusunda da ülkede ve uluslararası alanda yaşadığımız sıkıntılar ortadadır. Türkiye’nin , Suriye’nin kuzeyinde yaşadığı  YPG’nin PKK terör örgütünün bir uzantısı ve terörist bir örgütlenme olduğu konusunda yaşadığı bölgesel ve uluslararası sorunlar dikkate alındığında, benzer sorun ve sıkıntıları FETÖ  konusunda da yaşayacağı  muhakkaktır.


Çünkü, 15 Temmuz  silahlı  darbe kalkışmasının faili FETÖ’nün de  başta ABD ve NATO himayesinde olduğu, örgütün lideri Fetullah Gülen’in Türkiye’ye iade edilmesinin önüne ABD tarafından konulan suni zorluklar dikkate alınıp FETÖ-ABD-CİA  ilişkileri sorgulandığında, ulusal güvenlik ve uluslararası bağlaşıklık politikaları açısından, farklı  sıkıntıların, gerilimlerin kapısı açılacaktır. PKK/HDP/YPG terör örgütleri konusunda yıllardır yaşadığımız sıkıntılar ve sorunlar konusunda başta ABD ve NATO ile yaşadığımız sorunlara FETÖ de eklenecektir!


TÜRKİYE’NİN ABD VE NATO’NUN  ‘HEDİYE PAKETLERİ’NE İHTİYACI YOK!


CIA’nin ve MOSSAD’ın  1999 yılında PKK lideri Öcalan’dan vaz geçip, ‘hediye paketi’ gibi Kenya’da Türkiye’ye teslim etmesi gibi, ABD ve NATO için de FETÖ lideri  Gülen’i  hediye paketi olarak Türkiye’ye teslim etmeleri, dün yaşandığı gibi, Türkiye için, oynanan uluslararası oyunun bir başka versiyonu olmamalıdır.


Devlet ve halk tarafından bastırılmış,15 Temmuz silahlı kalkışmanın, her yönüyle deşifre olması da dikkate alındığında, ‘zehirli elma şekeri’ haline dönüşmüş Gülen’in, bugün için ABD tarafından ,  aynı Öcalan olayında yaşandığı gibi, şartlı Türkiye’ye  iade edilmesi kimseye sürpriz olarak görülmemeli. Küresel Efendiler ve istihbarat örgütleri, NATO için bir figüran ve bir  taşeron  konumundaki Gülen gider, bir yenisi  bela olarak sahneye sürülür. Başlangıçta PKK lideri Apo’nun gardiyanlığına soyundurulan Türkiye’nin zaman içinde  bu rolü ret ederek,  kendi rolünü oynamaya başlamasıyla yaşananları ülke  biliyor!


 Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve  MİT Başkanı Hakan Fidan’ın belli güçler ve odaklar tarafından hedef yapılarak, aleyhinde kara propaganda yapılmasının en önemli nedenlerinden birisi de budur.15 Temmuz kalkışmacılarının  İmralı ‘ya baskın ve Öcalan’ı kaçırma veya öldürme niyetleri, ülkede kaotik bir ortam yaratmaktan öte anlamlar taşımaktadır.


15 Temmuz kalkışmasına karşı, başta  milletin gösterdiği  demokratik  ve milli refleks muhteşemdir. Ancak,15 Temmuz kalkışmasının bastırılmasında TSK ve Emniyet, istihbarat güçlerinin geliştirdiği demokratik ve milli refleksi,  devlet ve iktidar birlikteliğiyle, devlet ve toplum yaşamımızda komple bir silkinmeye ve temizliğe, tasfiyeye dönüştürmek, eminim ki, en başta ABD’li  dostlarımızı ve NATO müttefiklerimizi rahatsız edecektir. Ben, sivrisineklerle uğraşmak yerine, bataklığın kurutulmasının önemine inananlardanım.


Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 334