Bugün: 14.12.2017

Go home yankee!

Terörün ve şiddetin panzehiri demokrasidir!
             
“Akil” insanların Bandırma’ya ziyaret haberinin duyulmasıyla birlikte Bandırma, geçtiğimiz haftadan başlayarak, kıpır kıpır kıpırdandı ve homur homur homurdandı.
Türkiye’nin PKK/BDP nezdinde İmralı “fatihi” Öcalan’la  “barış” adı altında başlattığı  müzakere süreci sonunda kurulan “akil insanlar” Marmara Grubu’nda kimler var:

“AKİL”DEDİĞİN BÖYLE OLUR!

Başkan Deniz Ülke Arıboğan       (akademisyen. İstanbul Bilgi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi olarak görev yapmakta.. Aynı zamanda Akşam gazetesinde köşe yazıları yazmakta.)
Başkan Vekili: Mithat Sancar (Akademisyen.Ankara Üniversitesi Hukuk Fak.’nde profesör)
Sekreter: Levent Korkut. (Akademisyen.Af Örgütü Türkiye Temsilcisi ve hukukçu)
Mustafa Armağan(İÜ Edebiyat Fakültesi Türkoloji mezunu.Yazar, çevirmen ve Mehtap TV’de program yapımcısı)
Ali Bayramoğlu(Akademisyen ve Yeni Şafak gazetesinde köşe yazarı)
Ahmet Gündoğdu(Memur Sen Gn.Bşk.nı)
Hayrettin Kahraman(Yüksek İslam Enstitüsü mezunu ve akademik çalışmaların yanı sıra yazar ve yayıncı)
Hülya Koçyiğit(Sinema sanatçısı)
Yücel Sayman(Akademisyen, hukukçu ve Uluslararası Avukatlar Birliği Başkan Danışmanı.)

“AKİL HEYET”  KİMİN PROJESİ

Evet, Marmara’nın “akil” insanlar heyeti bu namlı ve ünvanlı isimlerden oluşuyor.
Sözlüğü göre, “akil insan”ın karşılığı şu:
 “Âkil Adam: Gerek tecrübesi, gerek bilgisi, gerek de yaşı itibariyle belirli bir alanda sözü dinlenen, otorite durumunda olan, yaklaşım ve çözüm önerilerine değer verilen, sayılıp, sevilen, “uzman” ya da “duayen” kavramından farklı olarak içinde “kamil insan” kavramını da barındıran kişi.”
Türkiye genelinde 7 bölgede “diyalog” için oluşturulan bu Akil İnsanlar Heyeti, rastgele oluşturulmuş bir Heyet olarak görülmemeli.
Akil İnsanlar Heyeti, düşüncesi öneri olarak ilk kez Ak Parti’den yani siyasal iktidardan çıkma bir öneri değil. Bu öneriyi önce Öcalan/PKK/BDP ve CHP gündeme getirdi ve kurulmasını öngördü.

GÖRMEDİĞİMİZ NE KALMIŞ!?

Akil İnsanlar Heyeti, Türkiye’ye yabancı bir kavram ve olay değil. Özellikle Osmanlı döneminde saltanatın imparatorluk sınırları içersinde gelişen gergin ve çatışmalı ortam ya da huzursuzluklarda görevlendirerek, yetkilendiği “Nasihat Heyetleri” ile  örtüşük olaylar.
Bu heyetler, İmparatorluğun yükseliş, duraklama hatta gerileme döneminde ciddi bir siyasi, idari ve toplumsal sorumluluk üstlenmiş. Amma Osmanlı’nın 1.Dünya Savaşı’nda yenilişi ve Mondros antlaşmasının imzalanması sonrasında ise  saltanat bu Heyetleri farklı amaçlarla görevlendirip yetkilendirmeye başlamış. Özellikle, 15 Mayıs 1919’da Yunanlıların İzmir’i işgali ve işgalde yaşananlar sonrasında Devlet ve toplum yaşamında başlayan ulusal kıpırdanmaları yatıştırmak, ulusal teşkilatlanma çabalarını önlemek amacıyla saltanat tarafından  bu Heyetlere özel görevler verilmiş...! Zaman içersinde de özellikle Mustafa Kemal’in Ankara’da ulusal direnişi odaklaması ve TBMM’nin kuruluşuyla bu heyetlerin Anadolu’da gezinmesine engel olunmuş.
Yani ülke ve toplum olarak, bilmediğimiz, tanık olmadığımız bir vaka ile karşı karşıya değiliz. Bu vakayı hemen her aşamasıyla yaşamış, görmüş bir ulusuz.!

DARBE Mİ OLDU!?

Evet, “akiller”in gelişi öncesi kentteki havayı görmek için Kaymakamlık önüne iniyorum. Çünkü, “akiller”in ziyaret programı sır gibi saklanıyor ve bilinmiyor.
Önce Kaymakamlık önünde aşırı güvenlik önlemlerine tanık oluyoruz. Araçların park etmesine izin verilmiyor, hatta kimi araçlar polis kontrolünde kurtarıcılara yüklenip götürülüyor.Ortalık, resmi ve sivil polis kaynıyor.
AK Parti İlçe Başkanı Eşref Kasapoğlu ile dükkanının önünde sohbet ediyoruz ve “akilleri” kendilerinin davet edip etmediğini, programlarını soruyorum.”Hayır, parti davet etmedi. Üniversiteden çocuklar davet etti. Programı ben de tam bilmiyorum.Önce Kaymakamlığa gidilecek, sonra İnegöl’de yemek yiyecekler”diyor.
Sora sora Bağdat bulunur, biz de sorarak, öğreniyoruz: Akilleri davet eden “Global Gençlik Vizyon Derneği”diye bir dernek ve adını ilk kez öğreniyorum. Başkanı da Ferit Ensar Güner..! Onu da tanımıyorum ama sonrasında tanışmak mümkün oluyor.
Fakülteden ve bir grup öğrenci,  özel çaba harcayarak, Hocalarının da yardımıyla “akillere” ulaştıklarını ve Bandırma’ya gelmeye ikna ettiklerini söylüyor.
Kaymakamlığı ziyaret sonrası, Heyetin esnafı ziyaret edeceğini, belli STÖ’lerle görüşüp,Saat 16.00 da Eti Maden Lokali’nde davetlilerle “diyalog toplantısı” gerçekleştireceklerini vurguluyor.
Vatandaşların, Kaymakamlık ve Emniyet önündeki hareketliliğin nedeniyle ilgili meraklı soruları devam ederken, Heyet’in gelişine yakın kolluk güçlerinin hareketliliği artıyor. Vatandaştan çok resmi-sivil güvenlik görevlisi var ve  kimi vatandaşlar “darbe mi oldu”diye soruyor..!Bu arada, polis araçlarına bir tane de panzer ekleniyor.
Hemen herkesin üzerinde hem fikir olduğu ‘şey’, Heyetle ilgili alınan güvenlik önlemlerinin abartılı olduğu konusunda...

HÜLYAMIZI İSTERÜZ!!!

Sonuç da, “akil adamları” karşılamak için Kaymakamlık merdivenlerinden Ali Mantı’nın inmesiyle, başımız göğe eriyor ve “akiller” gelip, Devlet töreniyle Kaymakamlığa giriyor. Onlarla birlikte basın mensupları koşuşturuyor ama nafile: Resim çekilecek, bir kaç soru sorulacak ve basın dışarı..!
İzleyici vatandaşlardan bir çoğunun derdi “akiller”den öte, Hülya Koçyiğit ama Hülya yok, gelmemiş..!
Bizlerin Konak Kahve önünde ilgili bekleyişimiz sürerken, iki “akil”, kaymakamlığın balkonuna sigara içmeye çıkıyor...Özgürlüğe bak..!

İP VE TGB’Lİ GENÇLER...

Ve, çıkıyorlar...Onlarla beraber onlarca resmi ve sivil polis koşuşturuyor.
-Nereye!?
-İnegöl’e..!
-Hepsi İnegöl’e girecekse, İnegöl bugün köşe oldu, diye söyleniyorum ama nerdeee.!!! Her zaman olduğu gibi, resmi ve siviller nöbette, “akiller” yemekte!!!
-Afiyet olsun...!dememize kalmıyor, bir grup kendini bilmezler ellerinde Türk Bayrağı ve bir şehit babasını yedeklemiş, Mustafa Kemal’in heykelinin önündeler..!
Şimdi, buyur gel, “akiller”in yemek psikolojisini tanımla... Adamlar, köfteyi kaşarlı mı acılı mı yiyecekler derken, üzerine kaymakmı  kemalpaşa tatlısı gibi, İşçi Partililer ile TGB’li gençler...!
-Mustafa Kemal’in askerleriyiz..!
Kaçsan kaçılmaz, satsan satılmaz..
Anıtın önünde,O’ şehit babası dikkatimi çekiyor. Oğlu ellerinin arasında...Hani imkan bulsa, babasının ellerindeki çerçeveden fırlayıp, bir eli yarasında, ne oluyor,diye hesap soracak!

NETEKİM’DEN KAÇARKEN
NETEKİM’E YAKALANMAK..!

Beklenen saat geldi ve Eti Maden Lokali’nin önüne gidiyoruz. Kalabalık. Kapıya dayanmış insanlar öfkeli ve kızgın.Ellerinde Türk Bayrağı ve Kemal’in resimleri... Koşuşturmalar,bağırtılar, itiş kakış...! Çok geçmeden Çevik Kuvvet, öfkeli ve tepkili insanları limana doğru uzaklaştırıyor. İnsanların önüne barikat çekiliyor. Öfkeli kalabalıgğa bakıyorum, yaklaşık 300-500 kişi ve çoğu genç...İşçi Partili, TGB’li, MHP ve CHP’li gençler..Bayrağa sarılmış, hıncından çaresizlik içinde orta yaşlı birinin ağladığını görüyorum. Bir kadın, elinde Türk Bayrağı, barikatın ötesine geçmesini isteyen polise bağrınıyor. Polis ne yapsın anacığım, O’, Bayrak için ölmeye zaten hazır..!
Evet, toplantı salonuna basın içeri alınacak ama “kameralar,makinaların içeri girmesi  yasak”mış..!
İtiraz edip, tartışıyoruz,sormaya gidiyorlar..derken, O’ şehidin babasını lokalin kapısından içerdeki ara bölmede,bir köşeye sinmiş görüyorum.Çaresizce,bana bakıp, “gör halimi”diyor ve  hemen müdahale ediyoruz.İçeri alınıyor..
Sonuçta, yasak kırılıyor ve basın kameraları ve makinalarıyla içeri giriyor.
Ohh be...!

KELLE HESABI NE BARIŞ
 NE DEMOKRASİ OLUR!

Salon dolu. Karşımızda asılı Türk Bayrağı ve Mustafa Kemal... Hemen herkes yerini almış ve “akiller” içeri girip, yerlerini alıyor. Dışarda protesto sesleri,sloganları...”Çözüm” ve “Barış”ı konuşuyoruz..!
İlk  konuşmayı Mithat Sancar yaparak, açılış konuşmasından sonra, basının dışarı çıkmasını istiyor. Ses yok..! konuşması bittikten sonra, basın dışarı davet ediliyor ama uyan yok..!

AKP’NİN İŞİ
GERÇEKTEN ZOR!

“Akilleri” dinliyorum...İnsanlar soruyor, onlar konuşuyor ama  ortada “akil” bir konuşma yok..!
- Çok şehit verdik...Çok da  vatandaş öldü..(Şehit sözü kullanılmıyor) Zaman ve para da kaybettik...Bu işin çözümünde zaten iki yol var: 1.si güvenlikçi yol ve bu zaten 1980’den 1983’e kadar ve sonrası yıllarda da çok denendi ama sonuç alınamadı. 2.yol, diyalog ve çözüm..!Dünyada yüzün üzerinde ülkenin başında etnik kökenli terör var. Hepsi bizim geçtiğimiz yollardan geçti ama güvenlikçi yol, hemen hiçbir yerde başarılı olamadı.
Şaka falan değil, karşımızdakiler bu toplumun “akilleri” yani, akademisyenler, bilim insanları, entellektüeller, falan filan ama sanki doldur boşalt yapılıyor...
Örneğin, İmralı “fatihi” ile PKK bölücü terörünün sonlandırılması için Devlet eliyle sürdürülen görüşmeler,  ölü sayısının çokluğu ve terör sürerse daha da ölenlerin çoğalacağı matematiğine dayandırılırken, konuşmalarda “anaların gözyaşı” gibi eski dramatik Türk filmlerine sanki taş  çıkartılıyor...

Yazık, çok yazık..!

MUSTAFA KEMAL,BU MATEMATİĞİ ÇÖZEMEMİŞ Mİ!?

O zaman, “akiller” de dahil herkes eline kağıdı kalemi alıp, 1915 Çanakkale’nin hesabını yapmalı..!
Bu kadar can’a değer miydi, buna bakalım..!
Kapını açar gibi aç Çanakkale Boğazı’nı gırtlağına  çöreklenmiş düşmanına, ha  o gün girmiş ha üç-beş yıl sonra..!
1915’de Ermeni TAŞNAK/ HINÇAK’ın ne kabahati vardı.O kadar can’a değer mi, ver gitsin, ne istiyorlarsa..!
Ya Kurtuluş yıllarında Yunan’ın, Rum’un ,işgale direnen Türk’ün ne kabahati vardı? Dünya kadar insan öldü..Ver gitsin..!
Dünyanın hiçbir ülkesinde gerçek anlamda “akil”insanların, namuslu ve yurtsever aydınların, bilim insanlarının, gazetecilerin, tarihçilerin, toplum bilimcilerin böyle bir hesap içine düştüklerini göremezsiniz, duyamazsınız...
Dinlemezler bile...!

PKK; NATO VE AB’NİN
 BİZE HEDİYESİDİR!

Peki, bu muhabbet ne, dert ne, derman nerede!?
Etnik ve mezhepsel ayrışma ve çatışmanın, terörün yaşandığı hiç bir ülkede terörün panzehiri, teröristle “helalleşmek”,tokalaşmak değildir..
Terörün, şiddetin panzehiri, demokrasidir.
Ak Parti iktidarı ve Devlet, dünyanın tüm gelişmiş demokrasilerinde temel olan bu yol ve yöntemi  ülkede gözetemedi, öne çıkartıp,kullanamadı.
Neden?
Çünkü, Türkiye’nin ulusal bağımsızlığı ve egemenliği,bugün değil,yıllardır emperyal güç ve çıkar odaklarının etkisi ve yönlendirmesi altında.
Türkiye, bağımlı bir ülke..!
Bölücü terörün de, sağ-sol çatışmalarının da, Alevi Sünni kavgalarının da, askeri darbelerin de nedeni bu!
PKK’nın, 70’li yıllarda Türk ve Kürt solu’nun manipüle ve tasfiye  edilmesi için kurulduğu biliniyor.
PKK, emperyal güçlerin Türkiye ve bölgede  bir “koç başı”..!
Rahmetli Uğur Mumcu,  katlinden önce PKK’nın “Devlet”le bağını, “derin” ilişkilerini bir bir ortaya çıkartmamış mıydı?Darbe öncesi güvenceye alınıp,yurt dışına çıkışı sağlanan PKK’nın 12 Eylül döneminde Diyarbakır Cezaevinde kürtlere uygulanan vahşetle, insan kaynağı sorununun nasıl aşıldığı da muamma değil.
Bugün sokaktaki çocuğa PKK’nın dış bağlantılarını sorsanız,size anlatır. Bunlar biliniyor. Apo’nun yakalandığında hangi istihbarat örgütlerinin kart vizitlerini cebinde taşıdığı biliniyor, kimin Türkiye’ye hangi koşullarda paketleyip, teslim ettiği, ABD’nin Çekiç Güç dümeni  zaten dillendirilen bir gerçek..

DEVLETİN VE AKP’NİN
ELLERİ BAĞLI VE GERÇEK
SÖYLENEMİYOR

PKK ile ilgili bilinmeyen ne var?
AK Parti iktidarı ve Başbakan Erdoğan bu gerçekleri bilmiyor mu?
Hepsini, en ince ayrıntısına kadar biliyorlar. Genelkurmay, MİT, Emniyet  bu filmi ezberledi..
O zaman, iktidar ve Devlet ne yapıyor ve amaçlanan ne, bu sorunun yanıtı aranmalı,buna kafa yorulmalı..

Bugün, Türkiye’de terörle ilgili yaşanan Devlet ve iktidar politikasının altında bir başka hesap ya da hesapların var olduğuna inanıyorum. Bu hesabı, “akiller toplantısı” nda Ali Bayramoğlu çok güzel özetledi: “teröre karşı böyle bir yol izlenmezse, bölünürüz”!!!
Ak Parti Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan’ın, AKP’nin, Devletin bu gerçeği ve bölgesel güçler yanı sıra küresel güçlerin Türkiye’ye biçtiği senaryoyu gördüğüne inanıyorum...
İktidar ve Devletin, gerçek anlamda demokratikleşmeyle ilgili sorunları var ve demokratikleşme konusunda sıkıntılı.  Bu sorunlar ve sıkıntılar, Türkiye’nin başına PKK’yı bela edenlerin, PKK’lıların eline silah verenlerin  bölgesel ve küresel nedenlerle  kendi teröristlerine yeni oyun alanları açmalarını zorunlu kılıyor.Ellerine silah verilenlerin elinden, en azından şimdilik, Türkiye’de silahları alınıyor.
Bu, gerçek ve kalıcı anlamda bir barış, hiçbir zaman olmayacaktır. Taşeron ve bölücü, işbirlikçi PKK ile bu konuda gerçek anlamda hiçbir zaman “çözüm” bulunamayacaktır.
Bir kez daha vurguluyoruz ki, terörün ve şiddetin panzehiri, demokrasidir. Hukukun egemen kılınmasıdır.
Bu, Devlet ve iktidar nezdindeki paradoks, sadece AK Parti’nin değil, CHP ve MHP’nin de siyasal paradoksudur. Çünkü, ulusal bağımsızlık ve egemenlik yanı sıra demokrasinin ve özgürlüklerin ana motoru ve itici gücü toplum olmak zorundadır ki, toplumsal dinamiklerimizin hali ortada.

Evet,sonuç da “akiller” geldikleri gibi kentten ayrılıp,gittiler. Giderken, Ali Bayramoğlu’na bu sürecin arkasında ABD’nin oynağı role de yazılarında değinmesini rice attik.”Yok böyle bir şey”dedi,içten içe güldüm...Oysa ki, biz onların haberi olmadan wc’ye bile gidebilecek durumda değiliz..
İktidarın ve Devletin “açılım” politikaları ve PKK gerçeği üzerinde yine duracağız.

Esen kalın..!

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1199