Bugün: 14.12.2017

Gezi Parkı ve kapitalizm!


Türkiye, Taksim Gezi Parkı’nda yaşanan gösteriler ve protesto  eylemlilikleriyle sarsıldı.
Gösteri ve protestolar dalga dalga ülkenin diğer büyük kentlerine ve metropollere taşındı. Emniyet güçleriyle kentlerin sokaklarında, meydanlarında karşı karşıya gelen göstericiler ve özellikle gençler bir anlamda göğüs göğüse  çatıştı.
Birden çok genç, Emniyet güçleriyle karşılıklı verdikleri mücadele sonucunda ama kurşunla ama gaz kapsülleriyle, kimisi de meydan dayağıyla yaşamını yitirdi.
Protestocuların dışında bir Emniyet görevlisi de , köprüdan aşağı düşerek, vefat etti.
Kaç kişi gaz kapsülleri nedeniyle yaralandı, kör oldu bilemiyorum.
Ancak, şu söylenebilinir: 2002’de AKP iktidar olduğundan bugüne, siyasal iktidarın Doğu ve Güney Doğu bölgesinde tanık olduğu  yaygın ve organize sokak gösterileri ve protestolarından sonra yaşadığı en ciddi ve en kitlesel, en organize gösteri ve protestolar Gezi idi..

Taksim Gezi Parkı gösterileri ve protestoları konusunda bugüne kadar iktidar kanadı ve muhalefet partileri çok şey söyledi., konuşuldu, tartışıldı, yazıldı.
Bu yorumlar ve dışsal etkenler  şöyle özetlenebilinir:
1- Gezi Parkı, ABD ve AB ülkeleri başta olmak üzere İsrail ve kimi Arap ülkelerinin istihbarat örgütlerinin, etki ajanlarının aylar öncesinde hazırladıkları bir senaryonun sahnelenmesiydi.
2- Türkiye’nin ekonomik ve sosyal açıdan güçlenmesini ve ulusal bir dış politika izlemesini istemelenler, iç sorun ve çatışmaları körükleyerek AKP iktidarından ve özellikle Tayyip Erdoğan’dan kurtulmak istiyorlardı.
3-Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi’nde misyon üstlenmiş OTPAR gibi  CİA destekli taşeron uluslararası organizasyonlar  Türkiye’de paravan sivil toplum örgütlerini de kullanarak, AKP iktidarını alaşağı edebilmenin çabasını sergilediler.
Gezi eylemlilikleri ve sonrası üzerine benzer bir çok yorumda bulunabilinir ve dışsal bağlantılar kurulabilinir.
Peki, Gezi’nin içsel ayağı ve içsel nedensellikleri nerede aranmalı?
Genelde bu yöndeki tartışmalar AKP iktidarının Türkiye’yi ılımlı bir İslam Cumhuriyeti7ne ve şeriata sürüklediği; iktidarın karar ve icraatlarıyla Mustafa Kemal’in Cumhuriyet Devleti ve değerleriylle,kurumlarıyla sieyasal bir hesaplaşma içersine girdiği ve bıçağın kemiğe dayandığı için toplumun  “en” bilinçli, “en “ örgütlü, “en^laik kesimlerini harekete geçirdiği noktasında birleşiliyordu.
Bunun siyasal jargonu ise, AKP lideri ve Başbakan Erdoğan’ın Hitler ve Mussolini’yle örtüştürülerek, bir diktatör olduğu noktasında odaklaşıyordu.


Bu nokta da muhalefetin ısrarla gözden kaçırdığı ve tartışmaktan bile imtina ettiği  yön ise, Türkiye kapitalizminin ta kendisiydi.
Çünkü, siyasal ve idieolojik açıdan Gezi olaylarını ve protestolarını 68 devrimci gençliğinin başkaldırısıyla örtüştürerek, eylemlilikte “ Gezi  ruhu” yaratmak isteyenler,mevcut eylemliliğin sol ve gerçek anlamda devrimci bir karakter taşımadığını da bilebilecek kadar bilgi ve deneyim sahibiydi.
Örneğin, Gezi eylemliliğinin anti-kapitalist ve anti-emperyalist bir yönü ve ruhu yoktu..!
Böylesi bir ruhun yaratılması bir anlamda imajmakerların özel çabalarıyla şekillendirilmeye çalışıldı.
Bir anda devrimci ve sol türkiler, yaşamını yitirmiş  Deniz, Mahir ve İbrahim Kaypakkaya gibi devrimciler,yumruk ve yıldız gibi amblemler bir anlamda havada uçuştu...
Gezi eylemlerine ve protestolarına anti-kapitalist ve anti-emperlayist devrimci bir karakter taşımak isteyen Komünist Partisi  ve diğer sol, marjinal örgütler polise bile ihtiyaç duyulmadan bizzat Gezi’yi organize edenler tarafından dışlanmaya ve tasfiye edilmeye çalışıldı.
Gezi’yle Türkiye’de metropollerde yükselen muhalefet ve eylemlilik, adım adım darbeciliğin meşru kılınması çabasına dönüştürülmek, ayağa kalkmış gençler Silivri fatihi yapılmak istendi ama tutmadı!

Peki, gerçekten Gezi ve sonrasında ortaya çıkan tepki ve eylemlilik dalgası neyin göstergesiydi?
Bu konuda, biz, mevcut yaşanmış tartışmalarıve yorumları birkenara iterek, farklı bir pencere açmaya çalışalım.
Gezi olayları ve gösterileri, Türkiye’de kapitalizmin uzun bir  süredir neden olduğu olumsuzlukların, toplum nezdinde adeta kusulması olayı idi.
Bu nedenle, olayın bu yönünün AKP ya da Başbakan Erdoğan’la tek yönlü olarak ilişkilendirilecek fazla bir yönü olduğunu sanmıyoruz.
Türkiye kapitalizmi son 20-30 yıldır sürekli kendisini yenileyerek, gelişiyor. Ve özellikle son 10 yıldır su gelişme uluslararası dış politikada  da kendisini göstererek, bölgesel ve küresel dünyada farklı emperyal dinamikleri Türkiye aleyhine harekete geçiriyor.

Daha somut gidelim.
Örneğin, Türkiye’de kır ile kent arasındaki nüfus dağılımı ve toplam iş gücü dikkate alındığında ortaya korkunç ve dehşet verici bir tablo çıkıyor.
Türkiye burjuvazisi, geleneksel ithal ikameci ve savunmacı ama işbirlikçi kalıplarından hızla çıkarak, tüm kalıpları karıp, parçalıyor.
Gezi eylemliliğiyle TÜSİAD’in ve Koç Ailesi’nin yeniden AKP iktidarı ile doğrudan karşı karşıya gelmesinin mantığı iyi anlaşılmalı ve kavranmalıdır.
Bu karşı karşıya geliş, TÜSİAD’ın ya da Koç Ailesi’nin AKP ve Başbakan Erdoğan’a karşı çok daha fazla Cumhuriyetçi, çok daha fazla laik, çok daha gazla demokrat ya da solcu olması anlamını taşımıyor.
Bunu iddia edenler, en hafif ifadeyle aptaldırlar..!

Konuşmuyor ve konuşmaktan, tartışmaktan şiddetle kaçınıyoruz.
Türkiye’de sol’un temel siyasal jargonlarından en önemlisi IMF’di.IMF ve IMF ile Türkiye’nin ilişkisi, emperyalizme bağımlılığın, gerici ve zorba anti-demokratik iktidarların temel nedenlerinden beriydi.
Şaka falan değil, Türkiye, IMF  defterini kapattı...Borç alan ve borç alabilmek için yalvaran, uşaklık eden Türkiye, artık borç verebilecek bir mali konuma ve birikime sahip oldu.
Türkiye kapitalizmi, belki de tarihinde ilk kez, ulusal ve uluslararası alanda, piyasalarda öz güven bulmanın ve şahlanmanın öne çıktığı bir tarihsel süreç yaşıyor.
Bunun ülke içinde ve toplumun geniş kesimlerinde ekonomik ve sosyal sonuçları ise, gerçekten çok ağır..!
İşte Gezi ve sonrasını tetikleyen en önemli faktörlerin başında da bu gelmektedir.

Türkiye’de sermayenin belli ellerde yoğunlaşması, toplumun genelinde yaşanan mülksüzleştirme ve sermeyinin belli ellerde merkezileşmesi, gelir dağılımında yaşanan ve gün geçtikçe derinleşen uçurum patlamaya hazır milyonları iktidar karşısında konuşlandırıyor.
Bir anlamda, toplumun hızla yoksullaşan ve güçsüzleşen, bugün ve gelecek kaygısı içine sürüklenen milyonları AKP iktidarına karşı “HANİ BANA”diyor..!
Ya VERECEKSİNİZ ya da bu sürekli ezilen, yoksullaşan, yıllanmış zeminini kaybeden, Devlet ve iktidarlara karşı güvensizleşen milyonlarla karşı karşıya geleceksiniz..
Bunun bir başka yolu yok..!
Gezi, Türkiye kapitalizminin çarkı içinde ezilen milyonlarca insanın, gencin bir türlü içini doldurup, nitelikleştirmediği ÇIĞLIK’ının ta kendisidir.

Tarihsel ve toplumsal açıdan dünyada kapitalizmin gelişim tarihini inceleyin. Günümüz gelişmiş kapitalist ve emperyalist ülkelerinin hemen hepsinin Gezi benzeri toplumsal çatışma ortamlarını yüzyıllarca yıl önce kanlı isyanlarla, açlıktan ve bulaşıcı hastalıklardan kırılarak, it gibi ölerek ve öldürülerek yaşadığını görürsünüz.
Bunu görmek için bilmek, bilmek için okumak ve öğrenmek zorundasınız. Her ikisini de yapamıyorsanız, bunu yaşayarak  ve kırılarak öğrenirsiniz.

Evet, bugünlük Gezi üzerine düşünsel sörgümüz bu kadar ama sonra yine üzerinde durup, devam edecğiz.

Esen kalın...


Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1110