Bugün: 18.08.2017

GERÇEKTEN YOK ARTIK!


1 Kasım seçimlerine günler kaldı.

Ak Parti İlçe Başkanı Eşref Kasapoğlu’nun parti başkanlığından istifası sonrasında ortalık bir şekilde karıştırılmaya çalışılıyor.

Öncelikle belirtelim: Kasapoğlu’nun  başkanlıktan istifası sürpriz miydi?


Hayır!


Benim kişisel görüşüm, Kasapoğlu yerel ve genel seçimlerden de önce referandum ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde partisinin aldığı neticeleri gördüğü zaman başkanlıktan istifa etmeliydi.


Sadece Kasapoğlu mu istifa etmeliydi?


Hayır!

Kasapoğlu ile birlikte yönetimde yer alan her isim bulundukları görevden istifa ederek, partilerine yenilenme şansı tanımalı, alttan gelen  insanlarının önlerini açmalıydı.


Bu gerçek sadece Ak Parti için değil, tüm siyasal partiler için vazgeçilmez bir gerçek olarak görülmeli ve başarısız olan, bulunduğu koltuğu bırakıp, hem demokratik açıdan hem de siyasi etik açısından başarısızlığın sorumluluğunu üzerine alarak, doğru olanı yapabilmelidir.


Eşref Kasapoğlu, ilçe başkanlığı yaptığı dönem de bu gerçeği bilmiyor muydu?


 Fazlasıyla biliyordu. Kasapoğlu, siyasi yaşamda yer alıp da koltuk sevdasına düşmemiş ender kişiliklerden birisidir. Dürüstlüğüne, kişiliğine, adamlığına söylenebilecek fazla bir şey olduğunu sanmıyorum.


Kasapoğlu’nun başkanlıktan istifa etmesi sonrası yaşananlar ve yazılanlar, yorumlar ise hem ilginç hem de düşündürücü. Baştan belirtelim: Hiçbir gazete ve gazeteci, genel olarak, yazdıklarını uydurmaz! Ortada mutlaka bir ‘üfleyen’, bir ‘fısıldayan’ vardır. Kimse ‘üfleyen’ ve ‘fısıldayanlar’ı  da  öyle uzaklar da aramasın. Eminim ki, böyleleri yanı başınızdadır…

Bandırma da EYLLÜL gazetesi sahibi ve çalışanları benim bilmediğim, tanımadığım isimler değiller. Ancak, bir çok konuda sahip oldukları gazetecilik ve habercilik anlayışını mesleki olarak doğru bulmadığımı da belirtmeliyim.


Bir basın ve yayın kuruluşunun ya da bir gazetecinin siyasal bir görüşü, tarafı olabilir. Bunu saygıyla  karşılarım. Aynı şekilde taraf olduğunuz ne ise, karşı olduğunuz görüşü, inancı da eleştire bilirsiniz.Bunu da saygıyla karşılarım.


Ancak, olayı, bu eksenden taşırıp, kişiselleştirir ve  hatta kişileştirdiğiniz siyasinin eşine, çoluğuna çocuğuna taşırırsanız bu olmaz. Çünkü, çarşıyı pazarı karıştırıyorsunuz demektir ki, karışan bu pazardan hayırlı bir şey çıkmaz!


Örnek mi?


Son, Alp Bostancı ile ilgili Eylül gazetesinin web sayfasında yer alan itham ve iddialar. Kendisinin veya eşinin hısım akrabalık ilişkileri…Para muhabbetleri…

Neymiş, Alp Bostancı’nın eşi, CHP milletvekili Ahmet Akın’la akrabaymış..!

 

Neymiş, Akın istediği için Bostancı’nın eşi Alp’i ilçe başkanı olmaya zorluyormuş..!


Neymiş, Bostancı, Meclis üyesi olarak Meclis de CHP ile flört ediyormuş ..!

 

Neymiş, yerel seçimlerde  Ak Partinin paralarını kullanmış mış mış mış..!

 

Dikkat edilirse, ‘muş’ ve ‘mış’la tamamıyla ‘üfleme’ ve ‘ fısıldamalar’ la kurulmuş cümlelerin ve bu cümlelerin içerdiği itham ve iddialardan söz ediyoruz.


Bu hoş değil.!


Hem mesleki olarak hem kişi olarak hoş bir durum değil. Hepimiz aynı kent de yaşıyor, aynı havayı soluyor, aynı suyu içiyoruz. Ne siyaset ne de gazetecilik bu kadar aşağıya inmemeli, indirilmemeli.


Olayın bir diğer ilginç yönü ise, söz konusu ‘haber’ de hedeflenen ve  itham ve iddialarla zan altında bırakılan sadece Ak Parti ve AK partililer, Bostancı değil. CHP ve milletvekili Ahmet Akın da bir şekil de itham ve iddiaların hedefi yapılarak, zan altında bırakılmak isteniyor.


Yani bir anlamda bir taşla üç-beş kuş vurulmak isteniyor.


Bu da hoş değil…


Bizden mesleki açıdan dostane uyarması…


Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 458