Bugün: 18.10.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • GERÇEKTEN İLİŞKİLERDE ‘YENİ DÖNEM’ Mİ!?

GERÇEKTEN İLİŞKİLERDE ‘YENİ DÖNEM’ Mİ!?


Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın  geçtiğimiz günler içerisinde Hindistan, Rusya, Kuveyt, ve Çin’e yaptığı ziyaretler ve ikili görüşmeler sonrasında ABD’ye yaptığı ziyaret ve başkan Trump ile görüşmesi  uluslararası basın-yayın organlarında ve uluslararası yorumcular tarafından genel olarak Türkiye-ABD ilişkileri açısından ‘yeni bir dönemin başlangıcı’ olarak kabul edildi.


Görüşme ile ilgili bu haber ve yorumlar abartılı ve düşündürücü gelse de cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD’ye ziyareti ve Trump ile görüşmesini engellemeye dönük yayınlar ve provakatif  açıklamalar hatta tehdit ve şantajlar  dikkate alındığında  ziyaret ve görüşmelerin önemi daha iyi anlaşılır.


Peki, Türkiye’de bu davetten, ziyaretten ve görüşmelerden kimler rahatsızlık duydu?

Başta HDP/PKK/YPG ve PYD olmak üzere FETÖ’cüler ve  yarım ağızla da olsa ‘Yeni CHP..!!!

Sadece bunlar mı, hayır..!


ABD ZİYARETİNDEN NEDEN RAHATSIZ OLDULAR?


Örneğin, ABD`nin New York Times Gazetesi başta olmak üzere ABD ve AB ülkelerinde bir çok basın-yayın organı haber ve yorumlarıyla Erdoğan’ın  ziyaret ve Trump ile görüşmelerini  Türkiye’nin ayara  ve Erdoğan’ın ‘kulaklarının çekilmesi’ne vesile kılmaya çalıştı. Diplomatik bir dille bu amaçlarını gizlemediler de…


NATO’ya ve Birleşmiş Milletler’e Türkiye’ye ‘demokrasi’ ve ‘insan hakları’, ‘düşünce ve ifade özgürlüğü’ adına müdahale  çağrılarında bulunarak ‘diktatör’ün her ne şekilde olursa olsun alaşağı edilmesini arzulayanlar ve talep edenler, hainliklerini öylesine ifrada vardırdılar ki, Trump’un Erdoğan ile başbaşa görüşmesinden Erdoğan’ın ikna ediciliğine dikkat çekerek, ‘aman Trum’u yalnız bırakmayın’ telaşlarını ekranlardan milyonlara taşıdılar.


Erdoğan- Trump görüşmelerinde ve basın toplantısında dikkat çekici olan Erdoğan rahat bir yüz ifadesiyle kendisini, ülkesinin kırmızı çizgilerini  ve kaygılarını dile getirirken Trump’un  kısa tuttuğu  konuşmasını yazılı olarak okurken içinde bulunduğu sıkıntılı ruh halini yüz ifadesi ve mimikleriyle ekranlara taşımasıydı.


SORUNLAR MASADA MI KALDI!,GÖRECEĞİZ..!


Erdoğan ve Trump’un 20 dk.lık başbaşa görüşmelerinden sonra her iki ülke heyetlerinin devlet başkanları ile birlikte gerçekleştirdikleri  toplantı da herkesin kitlendiği  ve yanıtını merakla beklediği iki temel konu vardı:


1.si ABD Başkanı Trump, PKK yanı sıra YPG’yi de terörist olarak mı değerlendirip silah yardımından vazgeçecek ya da YPG’yi ‘müttefik’ olarak kabul etmeye devam ederek, Türkiye’ye vereceği güvencelerle, silah yardımına devam mı edecek?


2.si ise,15 Temmuz darbe kalkışmasının  ve onlarca vatandaşımızın cinayetinden, yüzlercesinin yaralanmasından sorumlu FETÖ’yü  Türkiye’ye iade edecek mi, etmeyecek mi?


ABD ve Türkiye arasında her iki başkanın başkanlık ettiği görüşmelerin içeriği ve hangi  konularda anlaşıldığı yada hangi konularda anlaşılamadığı konularında  bugünden bir şeyler söyleyebilmek ve yazıp, yorumlamak  mümkün değil. Ancak, önümüzdeki günlerde görüşmelerin içeriği ve niteliği netleştikçe  kuşkusuz bizlerin de söyleyip yazacağımız şeyler olacak.


KÜRESELCİLİK VE ULUS DEVLETLER..!


Tam da bu nokta da üzerinde önemle durulması gereken bir husus var: Yıllardan beri ülkenin ulusal bağımsızlığına ve egemenliğine  sahip çıkması ve korunmasına, yaşamımızın her alanında yerli ve milli olanın gözetilmesine yönelik ekonomik- politikaları savunanlara  sağ veya sol liberal kesimlerin, küreselcilerin ya da bir başka ifadeyle mandacı ve muhiplerin   temel bir eleştirileri vardı.


Bunlara göre, ‘ulusalcılık’ ya da yaşamımızın her alanında yerli ve milli olanın gözetilmesini savunmak, gelişen ve değişen dünyada ülkeyi ‘demir kafes’ içerisine koymak ve Türkiye’yi bölgesinde  ve uluslararası alanda yalnızlığa itmek, tecrit etmek anlamına geldiğini inatla savunundular ve hala da savunuyorlar. Bu anlayış sahiplerine göre  bir devletin bağımsızlığı fikri küresel dünyada demode bir fikir, millet egemenliği fikri de  evrenselleşen değerler silsilesi dikkate alındığında  ‘tutucu’ bir fikir olarak görüldü. Bu anlayışın sahiplerine göre, 21.yüzyılda ‘ulus devletler’ kavramı bile tarih olmuş idi ve  ‘evrensel demokratik değerler’ ve ‘özgürlükler’ adına ulus devletler zaman içerisinde sönümlenmeli ya da yıkılmalıydı.


Evet, bunlara göre, 21.yüzyılda ‘milliyetçilik’ bir kavram ve olgu olarak zaten bitmiş, tükenmiş, dönemini tamamlamıştı…


Bunlara göre, Türkiye’nin savunma sanayinde yerlilik ihtiyacını arttırarak, silah ve mühimmatlarının %60’dan fazlasını kendi öz kaynakları ve insanlarıyla üretmesinin ve karşılamasının  ne anlamı var ki, zaten üretmeye çalıştıklarımızı  üretmiş çok ülke var. Bastır parayı, al ihtiyacını!


Türkiye’nin yerli araba üretmesine ne gerek var ki? Uluslararası dev otomotiv üreticisi firmalar ihtiyacın olan ne ise zaten  veriyor. Bastır parayı istediğini al!


Bu ve benzeri örnekler çoğaltılabilir...


TÜRKİYE’NİN DÜNYADA İMAJI DEĞİŞİYOR..!


Vurgulamakta ve dikkat çekmekte yarar var: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı  ABD Başkanı Trump’un karşılarken gösterdiği diplomatik nezaket ve görüşmelerin saygın bir şekilde gerçekleşmesi Erdoğan’ın saç veya göz rengiyle, boyunun kısa ya da uzunluğuyla ilgili değildir. Türkiye’nin özellikle son yıllarda  ulusal bağımsızlığına ve egemenliğine titizlikle sahip çıkma ve koruma çabasının yanı sıra  ekonomik-politikasında yerli ve milli olanı gözetmesi ve geliştirmesi ile doğrudan  ilgilidir.


Türkiye, mevcut coğrafi özellikleri ve yeraltı yer üstü zenginlikleriyle, ekonomik alt yapısıyla, yetişmiş insan gücü ile ve dinamik toplumsal yapısı ve yaşamıyla yıllanmış atalet çemberini yıkarak, ulusal öz bilincini güçlendirerek  ulusal öz güvenini kuşandıkça  devleti ve siyasal iktidarı eliyle milletten aldığı bu gücü dışarı yansıttıkça, dün itilip kakılan, buyurulan ve yönlendirilen ülke, bölgesinde ve uluslararası alanda hızla saygınlığı ve etkisi artan bir ülke konumuna ulaşacaktır.


Korkulan  Türkiye budur..!


Bir Amerikalının ya da Alman’ın, bir Yunanlının bundan hicap duymasını ve  telaşlanmasını anlarım ama içimizde kimilerinin bu gelişmelerden ve  güçlenen ‘Yeni Türkiye’ imajı karşısında telaşlanmasını, kaygılanmasını ve korkmasını anlayabilmem mümkün değil.


Türkiye’nin bu yolda devleti ve milleti ile daha katetmesi gereken çok yol var ve bu yolun zahmetsiz, çilesiz, sıkıntısız, sorunsuz, engelsiz bir yol olduğunu söyleyenler bilin ki yalan söylüyorlar. Ülke olarak hem zamana hem de bu zamanı en iyi şekilde kullanmaya  ihtiyacımız var.


Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 118