Bugün: 20.11.2017

GERÇEKLERLE YÜZLEŞMEK..!


15 Temmuz FETÖ’cü darbe ve işgal kalkışması ifadesi ve tanımlaması yaşanmış gerçeğin miniminize edilmesi ve  olayın basitleştirilmesi riskini taşıyor.


15 Temmuz darbe ve işgal kalkışması ABD ve NATO tarafından  planlanmış ve  gerçekleştirilmiş bir darbe ve işgal kalkışmasıdır. FETO ve FETÖ’cülerin bu kalkışmada üstlendikleri rolün ve misyonun gerçekçi biçimde tanımlanması ve ifade edilmesi gerekiyor.


FETÖ’cüler ve Fetullah Gülen’in bizzat kendisi  60’lı yıllarda  devlet içinde devletin istihbarat ve güvenlik güçleri içerisinde kümelenmiş “derin” yapının bir diğer ifade ile NATO GLLADIO örgütlenmesine hizmet eden bir LEJYON örgütlenmesidir.


Bu neden ve niçin önemli?


ABD VE NATO İLE  BU ÜLKENİN YILDIZI ARTIK BARIŞAMAZ


Eğer, bu terörist ve hain örgütlenmenin ve bu örgütlenmenin, bu örgütlenmenin ilişki örgüsünü ABD ve NATO’dan bağımsız olarak düşünürseniz, yurtiçinde veya yurtdışında belli kişiler üzerinden bu örgütlenmeyi anlamaya ve tanımlamaya çalışırsanız sınıfta kalırsınız.


FETÖ, ABD ve NATO’nun yurt içinde ve yurt dışında planlı, programlı bir taktik ya da stratejik  eylemi olarak görülmek zorunda. Vakanın kendisini ve kalkışmayı ABD ve NATO’dan bağımsız düşündüğünüz  ve değerlendirdiğiniz nokta da çuvallarsınız ve FETÖ vakasını anlayamadığınız gibi, yeni, olası  FETÖ vakalarının gerçekleşmesine zemin hazırlarsınız.


Türkiye, darbelerle,  devlet ve siyasal iktidarlar, toplum nezdinde gerçek anlamda hesaplaşmayı cesaretle ve inançla 27 Mayıs darbesinde ve sonrasında yapabilmiş olsa idi, ne 12 Mart ne 12 Eylül  ne de 28 Şubat darbeleriyle, kalkışmalarıyla yüz yüze gelir, ülke ve toplum mağdur kılınmazdı. Bu yapılamadığı ve engellendiği, gerçekleşmiş darbelerin gerçek failleriyle hesaplaşılamadığı içindir ki, 15 Temmuz darbe ve işgal kalkışmasına tanık olundu.


SİZ HESAPLAŞAMAZSANIZ ONLAR HESAPLAŞACAKLAR


Cumhuriyet tarihinde ilk kez devlet ve siyasal iktidar, toplumun geniş kesimleri 15 Temmuz darbe işgal kalkışmasına karşı direnç ve direniş göstererek, darbecilerin girişimini, kalkışmasını bastırırken yine ilk kez  devlet, siyasal iktidar ve toplumsal düzeyde bu kalkışmada rol oynayan FETÖ’cüler başta olmak üzere bu darbenin yurt dışı bağlantıları üzerinden ABD ve NATO ile kıran kırana bir hesaplaşma içerisine geriyor.


Yazılarımızda hep vurguladığımız ve dikkat çektiğimiz gibi 15 Temmuz direnç ve direnişi, bu nedenle demokrasi, ulusal bağımsızlık ve egemenliğimiz açısından taşıdığı  önem açısından tarihsel ve toplumsal kırılma noktası olarak, , tartışılmaz öneme sahiptir.


Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasal iktidar ve AK Parti açısından, toplumun genel kaygısı  15 Temmuz darbe ve işgal kalkışması ve sonuçlarıyla ilgili devlet ve toplum yaşamının her alanına taşınmış hesaplaşmanın  ülkenin ulusal bağımsızlığı ve egemenliğimiz  gözetilerek sonuna kadar taşınıp taşınamayacağı noktasında odaklaşıyor.


Bu hesaplaşmanın kaderini bir anlamda  Erdoğan ve siyasal iktidar, AK Parti ve MHP ağırlıklı olarak belirliyor. Bu hesaplaşmada ve mücadelede 2019 yılında gerçekleşecek  yerel seçimlerin, yol sonunda gerçekleşmesi beklenen cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği genel seçimlerinin önemi büyük.


Dikkat edilirse, siyasi  açıdan yurt içi ve yurt dışında hemen herkes bunun matematiğini, planlamasını, programlanmasını yapmanın ve hazırlanmanın ötesinde amaçladıkları sonucu elde etmek için fiilen çok yönlü çalışmaya başlamış durumda. Bu hesaplaşma ve mücadele, yurt içi ve yurt dışında çok yönlü bir  kapışmayı ve  mücadeleyi içeriyor.


TÜM HESAPLAR %50+1 ÜZERİNE KURULU


Demokratik açıdan siyasal zeminde ilk hesaplaşma ve mücadele 2019 yılı Mart ayında yapılacak yerel seçimlerde yaşanacak. AK Parti’nin kurucu genel başkanı ve cumhurbaşkanı Erdoğan’da bunu görüyor ve bir yandan partisini, bir yandan da AK Partili  belediyeleri revize ederek bu mücadeleye hazırlanmaya, gücünü toparlamaya, yoğunlaştırmaya ve  muhalefetin asıl amaç ve hedefinin bizzat şahsı olduğunu görerek, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde %50+1’i garanti ve güvence altına almaya  partisinin tüm güçlerinin enerjisini bu seçimlerin üzerinde odaklaştırarak yürümeye çalışıyor.


Ne Erdoğan ne iktidar ne de muhalefet bu nokta da siyasal gerçekleri  ve olası siyasal sonuçları  saklamıyor. 2019 cumhurbaşkanlığı seçimlerini Erdoğan,%50+1 oy alarak kaybederse sadece seçimleri kaybetmiş olmayacak. Erdoğan’ı bulunduğu makamdan alaşağı edenler hem şahsı hem de ailesinden başlayarak, halk tabiriyle yedi sülalesiyle hesaplaşma çabası içerisine girecekler.


Erdoğan’ın  kurucusu ve lideri olduğu partide “metal yorgunluğu” gerekçesiyle parti de ve yerel yönetimlerde “gençleşme” ve “yenilenme” politikasının  altında yatan neden  bu nokta da aranmalı. AK Parti’deki  bugün yaşanan “değişim” ve “yenilenme” rüzgarları, 2019 yılı sonunda gerçekleşecek milletvekilliği genel seçimleri öncesinde de mevcut milletvekillerinin yeniden aday gösterilip gösterilmeyecekleri konusunda da büyük olasılıkla yaşanacaktır.


 PARTİLİLER DE SEÇMEN DE  ŞAŞKINLIK İÇİNDE


Daha önce de yazdık ve  dikkat çektiğimiz gibi, Cumhuriyet döneminde çok partili siyasal yaşama geçilmesi sonrası  bugün iktidar partisi nezdinde alınan kararlara ve yapılan uygulamalara siyasal tarihimizde ilk kez tanık oluyoruz.


İktidar partisinde ve siyaset dünyasında, toplumda bu konularda yaşanan şaşkınlığı her gün yaşıyor, insanların meraklı sorularına tanık oluyoruz.


Bu da doğaldır…

Cumhurbaşkanlığı siyasal sistemini ve bu sistemin mevcut alışıla geldiğimiz sistem içerisinde adım adım yaratacağı sonuçları ve içerdiği değişikleri bilmeyenler ya da anlayamayanların Erdoğan tarafından  kamuoyuna yansıyan siyasi kararlarını ve tasarruflarını bilebilmeleri  ve anlayabilmeleri mümkün görünmüyor.

Bu karar ve tasarrufların parti içinde ve seçmen nezdindeki yansımalarını ve sonuçlarını ise hep birlikte önümüze ilk gelecek sandıkta ve seçimlerde göreceğiz.


Bu hangi seçimler mi?

Yerel seçimler de…


Siyaset bilimi açısından yerel seçimlerde parti kadar seçim bölgelerinde adayın kimliği ve tanınmışlığı da önemlidir ve bu  seçim sonuçlarına doğrudan yansır. 2019 yılında gerçekleşecek Mart yerel seçimlerine 1, 5 yıl gibi bir süre kalmışken, bu konuda alınmış kararların siyasi ve sosyal açıdan taşıdığı risklere daha önceki yazılarımızda da dikkat çekmiştim. İktidar partisi için bu  risk hala geçerli…


Benim kişisel yorumum mu..?

Bu şimdilik, ben de kalsın  ve yaşanan süreci hep birlikte izleyelim.. Kuşkusuz, şimdilik..


Esen kalın..

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 18