Bugün: 12.12.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • ERDOĞAN’IN SEFERBERLİK ÇAĞRISI..!

ERDOĞAN’IN SEFERBERLİK ÇAĞRISI..!


Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Külliye’de muhtarla yaptığı 32. Toplantıda açıklamaları ve çağrıları tarihsel önemde. Erdoğan, konuşmasında özetle şöyle dedi:


1.si, Anayasanın 104. maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti Devleti`nin başı olarak, PKK`sıyla, DEAŞ`ıyla, FETÖ`süyle,DHKP-C`siyle ve tüm diğerleriyle; adı, söylemi, yöntemi ne olursa olsun, tüm terör örgütlerine karşı milli bir seferberlik ilan etti.


Seferberlik ne demek, seferberlikten ne anlaşılmalı  ve yasal zemini ne?


SEFERBERLİKTEN  NE  ANLAMALIYIZ?


2941 sayılı kanuna göre,Seferberlik ve Savaş hali Durumu, yasalarımızla belirlenmiş ve 04.11.1983 tarihinde kabul edilerek, Resmi Gazete’de yayınlanmış.Yasanın ilgili maddelerinde seferberlik Hali  ülkenin  içinde bulunduğu koşullara,  risk ve tehdit algısına göre düzenlenmiş.Sözlük karşılığı yolculuğa ve savaşa hazır hale gelmek olarak tanımlanıyor.


Dün ki, makalemizde dikkat çektiğimiz gibi, terör örgütlerinin adının,söyleminin ve yönteminin ne olduğu ARTIK hiçbir önem taşımıyor. Ortada, terör örgütlerinin amaç ve hedefte ‘niyet’ örtüşmesi söz konusu, Ortak amaç ve hedefleri ya da niyetleri, TC Devleti’nin yıkılması, düzenin bozulması ve ülkenin parçalanmasında odaklaşıyor.


YARIM KALMIŞ HESAPLAŞMA…!


2.si,Yaşadığımız dönem, en az İstiklal Harbi kadar önemlidir, kritiktir. Hayati sonuçlar doğuracak ehemmiyettedir. Birinci Dünya Savaşının ardından dönemin güçleri, Türkiye`yi İç Anadolu`da sıkıştırarak, Sevr`de tasarladıkları bir avuç toprağa mahkum etmek istiyorlardı. Aynen bugün Halep`te olduğu gibi..Sevr`i bir paçavraya dönüştürdük. Yaşadığımız bu dönem en az İstiklal harbi kadar zordur. Bugün adı konuşmamış bir Sevr tehtidi ile karşı karşıyayız. Geçtiğimizi 14 yılda kat ettiğimiz mesafe olmasaydı bu saldırılara böyle cevap vermezdik. Şu tarihi gerçeği hiç unutmuyoruz. 


Erdoğan, Sevre dikkat çekerek, tarihsel bir vurgu yapıyor ve bugünün Türkiyesinde yaşanan süreci, 1918-1922 yılları arası dönemle ulusal kurtuluş savaşımız ve Cumhuriyet Devletinin kuruluşuyla  ilişkilendiriyor.


Mondros ve Sevr antlaşmaları konusu  93 yıllık Cumhuriyet tarihinde  milliyetçilere (ulusalcılara), Atatürkçülere, sosyal demokratlara, muhafazakarlara, sosyalistlere, devrimci demokratlara  yabancı bir konu değildir.


Bu konu, ülkenin ulusal bağımsızlığı ve ulusal egemenliğini kazanma sorunu ile doğrudan ilişkilidir.Ulusal kurtuluş mücadelemizi ve Cumhuriyet devletinin kuruluşunun anlam ve önemini anlamak istiyorsanız,  Mondros ve Sevri bilmek ve anlamak zorundasınız! Bu sürecin iniş ve çıkışlarını, yol ayrımlarını ve  yaşanan savaşın mahiyetini anladığınızda 93 yıllık Cumhuriyet tarihindbağımsızlıkveegemenliktalepli  toplumsal mücadele tarihini de, son yıllarda gittikçe ısınan  bu yöndeki hesaplaşma ve mücadeleyi de anlaya bilirsiniz.


İşte tam da bu nokta da siyasal yaşamımızda tarihsel ve toplumsal bir kavram karmaşası var.Türkiyede ulusal tehdit algılaması konusunda  özellikle  Yeni CHP ve sol liberaller,muhafazakar kesim ve sağ liberaller 93 yıllık cumhuriyet tarihinde bağımsızlık ve egemenlik sorunun yeniden  bir sorun olarak nüksetmesi ve emperyalizme bağımlılık ilişkisinin ne zaman ve nasıl başlayıp, evrilerek günümüze taşındığını anlama konusunda  farklı çelişkiler yaşıyor.


Erdoğanın ifadesiyle, geldiğimiz  nokta da ve yaşadığımız ortamda bu konudaki düşünsel farklılıklar çok önemli mi?


Hayır, değil!


Türkiye, Sevr özlemcilerinin kuşatması ve saldırısı altında. Emperyal  ülkeler Lozan ile yarım kalmış  hesaplaşmayı tamama erdirmek ve ülkeyi, arzu ettikleri gibi bölüp,parçalayabilmek için terörü bir savaş  yöntemi  olarak kullanıyorlar.Emperyal kuşatmanın ve saldırının, işgal girişimlerinin ciddiyeti dikkate alındığında  Türkiyeyi bir Ukrayna, bir Irak  ya da Suriyeye, Libyaya dönüştürmek isteyenlerin arayışlarına devlet ve millet nezdinde set çekmek,oyunu bozmak ulusal bir güvenlik sorunu olmanın yanında ulusal bağımsızlığımız ve egemenliğimizin güçlendirilmesi, ulus devlet yapısının ve düzeninin korunması açısından tarihsel ve güncel bir görev oluyor.


MİLLETİN DEVLETLEŞMESİ...!


3.sü, Erdoğanın konuşmasında dikkat çektiği gibi, bu görev ve sorumluluk  salt devletin kolluk ve güvenlik güçlerine bırakılamaz! Bu hesaplaşmanın ve mücadelenin,savaşın içine millet girmediği ve millet seferber edilemediği sürece, bu karanlık,kirli ve kanlı oyun bozulamaz!


Ben bunu, devletin milletleşmesi, milletin devletleşmesi olarak tanımlıyorum.


15 Temmuz darbe kalkışması ve işgal girişimine  karşı devlet ve siyasal erkindirenişve mücadele çağrısına milyonların canı pahasına verdiği yanıt, bunun somut ve tarihsel kanıtıdır. Cumhuriyet tarihi boyunca millet ikinci kez, bağımsızlığına ve egemenliğine fiilen,canı ve kanı pahasına sahip çıktı, direndi ve  kazandı!


4.sü,İstiklal Harbimizde zoru göstererek oyunu bozduk. Her ne kadar hedeflerimize tam olarak ulaşamasak da Sevr`i paçavraya çevirmeyi başardık. Bugün de adı konulmamış bir Sevr tehdidiyle karşı karşıyayız. Saldırıya uğrayan bizim şahsımızda somutladıkları yeni Türkiye mücadelesidir.”


Burada her cümlesi sorgulanmaya  ve tartışılmaya değer olan bu ifadeler,aynı zamanda tarihsel ve toplumsal bir çığlıktır!Bu ‘çığlık’ ne ülkemize ne de insanlarımıza yabancı bir çığlıktır! Bugüne kadar duyulmazdan gelindi ve bu ülkenin gençleri, yurtseverleri,milliyetçileri hoyratça ve gaddarca ezildi,sürüldü, sesleri, çığlıkları boğulmaya çalışıldı.


Şu gerçeği biliyoruz ve eminiz. Yine YENECEGİZ ve kazanan yine bizler olacağız!


KAZANAN YİNE BİZ OLACAĞIZ!


Çünkü, aynen cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dile getirdiği gibi, bin yıldır vatan kıldığımız bu toprakları korumak,sahip çıkmak,her türlü köleliği ve boyunduruğu ret etmek bizlerin kaderinde var. Biz, 78 milyon olarak kaderimize sahip çıkacağız ve emperyalizmi, mandacı ve muhipleri,bunların silahlı uşaklarını   yeneceğiz!

“Birileri iktidarda kalma adına insanlığını kaybetmiş olabilir. Biz kaybetmeyeceğiz. Biz yine vicdanımızın sesini dinleyeceğiz. Gün çekişme, çatışma, husumet, eski defterleri karıştırma günü değildir. Hepimiz aynı gemideyiz. Kurşun adres sormaz derler. Bomba da bunların hiçbirini sormaz. Öyleyse güvenliğimizi sadece güvenlik güçlerine bırakamayız.!


15 Temmuz direnişi, Kuva-yı Milliye ruhunun tecellisidir! Dün olduğu gibi, bugünde milletin ulusal birlik ve beraberliğini ifade eder. Ulusal bir reflekstir…Bu yönü ile Cumhurbaşkanı Erdoğan7ın seferberlik  çağrısının iyi anlaşılması ve kavranması gerektiğine inanıyorum.


Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 373