Bugün: 21.11.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • ERDOĞAN’I ANLAMAK BU KADAR GÜÇ MÜ..!?

ERDOĞAN’I ANLAMAK BU KADAR GÜÇ MÜ..!?


Partisinin Genişletilmiş İl Danışma Toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan  yaptığı konuşmada Ak Partililere yine önemli mesajlar verdi.


Ve şöyle dedi:

“Değişimin hayatın bir gerçeği olduğunu asla aklımızdan çıkarmadık. AK Parti`den hiç kimsenin kendi hatasını, kendi hatasını halkımıza dayatmasına izin vermedik. İhanet örgütleri irtibatlı hiç kimsenin bu çatı altında bulunması mümkün değil. AK Parti demek Türkiye demektir.

Biz bu halkla buralara geldik. Halkımıza sırtımızı dayadık. Bu millet değil mi 15 Temmuz gecesi meydanlara dökülen bu millet değil mi? F-16`lara tanklara toplara göğsünü gererek yürüyen bu millet değil mi? Öyleyse bu millet için ne yapsak azdır, bu millet için ne yapsak yeridir. Ne oldu hemen önce gittiler pazarlıkları yaptılar sonra hop Bakırköy Belediyesine git çay iç. Ya bunlarla siyaset olur mu? Alman dergilerine röportaj ver. Ankara`dan yola çıktın bu millete faydası olmayan tiplerler beraber yürü sonra diyorsun güvenlik yok. Eline diline dursun be.

Medya basılı materyaller bir yere kadar etkili oluyor son noktayı insanın koyması gerekiyor. Maalesef bu gerçeği unutan arkadaşlarımızın olduğunu görüyorum. Kibir virüsünü kendimize yaklaştırmayacağız.”


 16 Nisan referandumunun gerçekleşmesi  ve öngörülen Anayasa değişikliğinin kabul edilmesiyle birlikte kurucusu olduğu partiye geri dönen ve genel başkanlığı üstlenen Erdoğan, o günden bugüne  parti teşkilatlarını. Belediye başkanlarını, milletvekillerini, bakanlarını ve dolayısıyla da hükümeti tepeden tırnağa yenilenme ve gençleşme konusunda zorluyor, sallıyor ve silkeliyor.


Bu doğal mı?

Evet, doğal..!

Öncelikle bir gerçeğin altını çizelim. Ülkemiz siyasal ve toplumsal yaşamında söz sahibi olan ve Meclise girmiş, irili ufaklı tüm siyasal partilerin , iktidarda ya da muhalefette en temel örgütsel sorun  ve sıkıntısı yenilenme ve gençleşmedir. Erdoğan’ın ısrarla geçmiş siyasal deneyimlerimize dikkat çekerek, partinin yenilenme ve gençleşmeye karşı direnen partilerle aynı makus talihi yaşamama yönündeki çırpınışları ve gayretleri boşuna değil..!


Bunu bilmek ve anlamak gerekiyor…


YENİLENME VE GENÇLEŞME HERKES İÇİN KAÇINILMAZ..!


Çünkü, CHP’nin ve MHP’nin yıllardır hemen her seçimde belli bir oy yüzdesine  adeta saplanıp kalmasının en temel nedeni burada aranmalı. Yenilenmeye, değişim ve dönüşüme, gençleşmeye kapalı siyasal partiler, hele ki  bulundukları noktayı farklı gerekçelerle meşrulaştırmaya çalışıyor ise bir siyasal parti olarak varlık gerekçelerinden  ve iktidar olabilme  amacından hızla  uzaklaşıyor, iktidar olabilmek için demokratik ve yasal zeminin dışına kayarak, farklı arayışlar ve yeltenişler içerisine giriyor demektir.


Ülkemiz siyasal ve toplumsal yaşamında iktidar ya da muhalefet misyonunu üstlenmiş siyasal partilerin  demokrasi ve hukuk dışı  arayışlar içerisine girmelerinin de, çeşitli vesayet odaklarına yaklaşmalarının ya da bu vesayet odaklarına teslim olmalarının da nedenselliklerinden birisi budur.


Cumhurbaşkanı ve Ak Parti genel başkanı Erdoğan’ın hemen her konuşmasında dikkat çektiği “metal yorgunluğu” nun da  doğru ve iyi anlaşılması gerektiğine inanıyorum. Kuşkusuz, her parti, hele ki  AK parti gibi ülke yönetiminde yıllardır yaşandığı gibi  her alanda söz sahibi ise, genel merkez yönetimleri, parti teşkilatları, belediye başkanlıkları, meclis üyeleri, milletvekilleri, bakanlar nezdinde  partide var olma nedenlerini zaman içerisinde unutabilir, varlık nedenlerine yabancılaşabilir, gerçekten yorulup, yıpranan bilir.


YENİLENME DE PARTİ İÇİ DEMOKRASİNİN  ÖNEMİ..!


Bunun pan zehiri parti içi demokrasi, seçim sisteminin demokratikleştirilmesinden geçmektedir. Keza, parti içi demokrasinin egemen ve işler kılınması, parti yaşamında her alanda gözetilmesidir. Türkiye’nin bu alanda handikapları var. Yıllardır bu  alandaki eksiğimizi, sorun ve sıkıntıları hemen herkes görüyor ve yaşıyor ama  iş çözüm noktasına gelince yapılması öngörülen demokratik yasal düzenlemeler genel olarak bir başka bahara kalıyor. Palyatif düzenlemeler ya da adımlarla konu geçiştiriliyor.


Kuşkusuz bunun da nedenleri var. Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının Cumhuriyet devletini kurması sonrası çok partili siyasal yaşama geçiş konusunda bir çok girişimde bulunulmasına karşın,1946’ya kadar hemen her denemenin başarısızlıkla sonuçlanması bir rastlantı ya da sürpriz olarak görülmemeli.


Ulusal güvenliği ve huzuru doğrudan etkileyen bir çok faktör yanı  sıra  29 Ekim 1923 de Cumhuriyet’in ilanıyla parlamenter demokratik düzene geçmiş olmuyorsunuz. Ki cumhuriyet adına gelişen vesayetçi rejimin 1946’da çok partili siyasal yaşama geçmenizden sonraki yıllarda da  periyoda bağlanmış gibi sürekli askeri darbelerle kesintiye uğraması ve emperyalizme bağımlılık ilişkilerinin sadece siyasal yaşam değil, ülke yönetiminde yaşamın her alanına etkilerinin ve sonuçlarının iyi sorgulanması gerekiyor.


“DAVA” PARTİSİ  NE DEMEK?



Emperyalizm olgusunu, ülkenin yıllardır yaşadığı emperyal kuşatmayı, bağımlılık ilişkilerini ve bunun sonuçlarını göz ardı ederek tarihsel ve toplumsal açıdan Batı tarzı  demokratik bir gelişme evrimi beklemek saf dillik olacaktır. Kendi tarihinizden, kültürünüzden, gelenek ve göreneklerinizden, uluslararası konumunuz ve ilişkilerinizden  bağımsız olarak bu süreci yorumlaya bilmek mümkün değildir.


Erdoğan’ın şu sözleri bu nokta da daha fazla anlam kazanıyor:

"Kendi çıkarını partisinin ve davasının üzerinde gören kişi kadar, AK Parti`ye düşman kimse yoktur. Her kim ki AK Parti`yi bizden önceki dönemde ülke yönetiminde söz sahibi olan partilerin akıbetine sürüklemeye kalkarsa karşısında önce bu kardeşinizi bulur."


Tam da bu nokta da  “dava” sözcüğü anlam kazanıyor. Bu sözcüklerin içini doldurmak ve anlaşılır kılmak, farklı yorumlara ve arayışlara meydan vermemek için çok kafa yorulmalı diye düşünüyorum. Çünkü, parti içerisinde “dava” kavramının çok farklı algılanabildiğine, tarif edildiğine tanık oluyoruz.


Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 69