Bugün: 18.12.2017

Endüstriyel kasaba


Osmanlı Bandırması ile Cumhuriyet Bandırması

Geçtiğimiz günlerde Tüm Otel’in restaurant bölümünde ben, Doğukan  ve Hakan hep birlikte kahvaltı yaptık. Burada kahvaltı yapmanın ayrı bir zevki var. Öncelikle mekan çok hoş ve muhteşem bir manzaraya sahip. Tüm sahil şeridi, Limandaki hareketlilik gözlerinizin önünde ve Haydar Çavuş Camii’nin gölgesindesiniz...
Benzer bir manzara hoşluğu Odaman Otel’de de var.
Konumuz, oteller veya sunulan kahvaltılar değil. derdimiz, manzaranın bizde yarattığı etki.

BANDIRMA VE
KÜÇÜK İSTANBUL..!

Manzaranın çocukluğumun ve gençliğimin Bandırması ile hemen hiçbir ilgisi kalmamış! Artık, bir taşra ya da sahil kasabası ile karşı karşıya değilsiniz... Karşınızda endüstriyel bir kasabanın görüntüsü var...
‘Kasaba’ sözcüğünü bilinçli kullanıyorum.Çünkü, Bandırma gerçek anlamda kasaba kimliğinden sıyrılarak kentleşmiş bir yerleşim yeri değil..!İkisinin arasında bir  yerlerde, sıkışıp kalmış..!
Bandırma’daki kimliksizliği daha iyi anlayabilmek için kurtuluş öncesi Bandırma’nın resimlerine bakmak gerekiyor. Osmanlı dönemi Bandırması, mimari açıdan bambaşka ve bugün ondan bir iki yapının dışında eser bile yok!
Plansız ve çarpık kentleşmenin örneği konumuna getirilmiş Bandırma’nın bu saatten sonra geçmişiyle barışık bir çizgiye taşınabilmesi olanaksız gibi bir şey.... Anlayacağınız, atı alan Üsküdar’ı öylesine geçmiş ki, geçmeyi becerenler, bu kentte Bey olmuş..!
Geçtiğimiz günlerde Belediye Başkanı Pekel, kentin son nüfusunu açıkladı ve nüfus olarak 140 binlere dayanmışız...Ankara’lı bir meslektaşıma Bandırma ile ilgili yorumunu sorduğumda, “ obez bir kasaba”diye yanıt vermişti.

“Obez bir kasaba...”
İlginç ve bir o kadar da düşündürücü...

ENDÜSTRİYEL KASABA

Çocukluğumuzda bizlere hep “küçük İstanbullu” olduğumuz söylenirdi. Edincik, ne kadar “küçük Almanya” ise, Bandırma da o kadar İstanbul’du..!
Bir kentin endüstri kenti olması kötü bir şey değil. Yıllarca kamuoyunda Bandırma’nın kentsel tercihini belirlemesi gerektiği konusunda tartıştık ve değişik bakış açılarını ortaya koyduk. Sonuçta, çok da iradi olmasa da, Bandırma’nın kentsel tercihi, kendi doğal mecrasında gelişip,şekillendi ve öne çıktı...
Artık kimse, Bandırma,bir turizm kentidir, diyemiyor.
Artık kimse, Bandırma, bir tarih ve kültür kentidir, diyemiyor.
Artık kimse, Bandırma,bir deniz kentidir,spor kentidir diyemiyor....
Hemen herkesin vardığı ve ortak düşünce haline gelen belirlemesi şu; Bandırma bir ticaret, hizmet ve endüstri kentidir...

BANDIRMA HALA GÜNEY
MARMARA’NIN İNCİSİ

Kuşkusuz, bu belirlemede de bir eksiklik ve yanlış olduğuna inanıyorum. Bu belirleme, kentin abartılı şekilde lokalize değerlendirilmesi gibi bir kabalığı içinde barındırıyor.
Neden ve niçin?
Çünkü, Bandırma, çevresiyle Bandırma’dır ve bu gözetilmediği sürece Bandırma, ucube bir kentmiş gibi yorumlanıp,değerlendirilebilinir. Onun içindir ki, Bandırma, Erdek, Edincik,Gönen ve Manyas’ıyla birlikte değerlendirilmeli diye düşünüyorum.
Bandırma, Güney Marmara’nın merkezinde kabul ediliyorsa ki öyledir,kent,bölgesel zenginliğin ve güzelliklerin kucaklanması noktasında ana lokomatftir, bölgesel kaldıraçtır.

ÖZTAYLAN SANKİ
MÜJDE VERİYOR GİBİ

Konu Bandırma ve nüfusu olduğunda, son günlerde Milletvekili Öztaylan’ın kente bir müjde verir gibi, sıklıkla dile getirdiği, “önümüzdeki 20 yıl içersinde Bandırma’nın nüfusu 1 milyon olacak!” açıklamasına değinmek gerekiyor.
Bu beyanlar, kötü bir şaka gibi..!
Örneğin, Bandırma’nın ya da bir kentin, 20 yıl içersinde nüfusunun 1 milyona ulaşması o kent için gerçekte ne ifade ediyor ya da etmeli?
Ayrıca, Bandırma ile ilgili bir tarihsel gerçeklik de var...Örneğin, Bandırma’nın klasik bir sahil kasabası kimliğinden sıyrılması doğrudan sanayileşmeyle ilgili ve bu 60’lı 70’li yıllara uzanıyor. O günlerden  2012/2013 Bandırma’sına uzaan süreç ele alındığında Türkiye’deki kentlileşme ve buna koşut artan nüfuslar dikkate alındığında Bandırma’nın  ciddi anlamda bunları yaşayamadığı gözlemlenir.
Neden?
Çünkü, kırdan kente göç olayında Bandırma, tarihsel açıdan hep ara istasyon görevi üstlendi ve göç eden nüfusu kenti içinde tutamadı. Bandırma’ya gelen bir süre sonra gitti..!

OSMANLI BANDIRMASI
VE GÜNÜMÜZ

Türkiye’de kırdan kente göç, ya da kentten kente göç hareketleri incelendiğinde bu nüfus akışının konu Bandırma olduğunda değişkenlik arzettiğini, Bandırma’nın kendi köylerinden bile gelen insanlar için kalıcı özellik taşımadığı görülür.
Peki, Marmara’da böylesi bir göç ve nüfus akışkanlığı var mı?
Elbette ki var ve özellikle köylerdeki genç nüfus hızla bölgeyi terk ederek, ara istasyonlarda eğlenip, başta Bursa olmak üzere metropol kentlerde yerleşik düzen kuruyor.
Ayrıca, Osmanlı dönemi de incelendiğinde, Bandırma’nın bu tarihsel dönemde ve koşullarda danüus hareketliliklerinde bir geçiş kapısı olduğu görülecektir.

BANDIRMA’DA NÜFUS
HAREKETLİLİĞİ

Bandırma ile ilgili bu tür nüfus ağırlıklı yorumlar yapılırken, bunun tarihsel açıdan matematiksel bir denklemi olduğu bilinmeli ve görülmeli.
Genel de bu tür yorum ve değerlendirmeler yapanlar, Bandırma’da yapılması olası sanayi yatırımlarından hareketle değerlendirmelerde bulunuyor.
Öztaylan, bunu taçlandırıyor ve şöyle gerekçelendiriyor:
-Bandırma-Gönen-Biga hattı ışıl ışıl olacak!
-Türkiye’de bizim coğrafyamız enerji koridoru olarak belirlendiğinden öylesine yatırımlar gelecek ki, aklımız duracak..!
- Küresel Efendilerle, Ülkenin Efendileri,  İstanbul’a ayrı bir iktisadi rol biçti..Sanayi yatırımcısı artık dikkat çekildiği gibi bölgemize,kentimize akacak..!
-Bandırma Gebze olacak!
Evet, genelde beyanlar bunlar ama bu beyanlar ne ölçüde Bandırma ve bölge gerçeğiyle örtüşüyor,daha adam gibi üzerinde konuşulup tartışılmış değil.
Ne yazık ki, Bandırma İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nin de bu alanda bugüne kadar ortaya koyabildiği hemen hiçbir akademik çalışma yok..!
İsteyen var mı?
O da yok..!

ÖZTAYLAN BİLİYOR AMA
NASIL ANLATACAK...?

Öztaylan, bir İktisat mezunu ve siyaseti koyun bir kenara, ekonomi ilmini de, kaıpitalizmi de, uygulananan ekonomik politikaları ve bu politikların çok yönlü sonuçlarını da iyi bilen insanlardan biri. O nedenle, bilmiyor ama konuşuyor da diyemiyorum. Biliyor ve bilinçli konuşuyor.
Peki, derdi ne?
Türkiye, Avrupa’nın sanayileşmiş ülkelerinin  yüzlerce yıl önce yaşadığı ekonomik ve siyasi,sosyal tarihi, evrimi iyi biliyor. Fedal yönetimlerin yıkılışı, kapitalizmin gelişmesi, Fransız Devrimi, Sanayi Devrimi süreci ve sonrası onun için muamma değil.
Türkiye’de kapitalizmin gelişim süreci ise Avrupa ya da ABD’ya göre daha farklı bir evrimsel süreç izlemiş...Kırdan kente göç, çok değil, 50’li yılların temel sorunu...Bitmiş mi, hayır..! Türkiye’de kırsal nüfus o günlerden bugünlere gerilese de hala %30/35’ler civarında ve bu göç daha da sürecek.
Kentler hızla göç eden nüfusu emecek, varoşlarda eyleyip, toplam nüfus içersinde eritecek. Bu tarihsel gelişim sürecini böyle kolaylıkla hnicvettiğime bakıp aldanmayın..! Bu zor bir süreçtir, acılıdır, hastalıklıdır.
Nasıl mı, diye soranlar Avrupa’da ve ABD’de kapitalizmin bu tarihsel süreci hangi aşamadan ve nasıl geçerek, hangi olaylara tanık olarak atlattığını açıp, okusunlar...
Kanlı toplumsal kavgalar, ayrışmalar, sınıf çatışmaları, isyanlar, ölümler vardır.
Varoşlarda binlerce on binlerce insan, yokluk ve yoksulluk içersinde , bulaşıcı hastalıkların batağında yitip gitmiştir.
Öztaylan, tüm bu tarihsel ve ekonomik süreci ve yaşananları biliyor ama bilmek yetmez..!Ötesini de dilendirmek Öztaylan’ın doğal olarak işine gelmez...
Çünkü, Öztaylan siyasal açıdan kamulcu ve toplumcu değildir. Bu onların işi..!

KAPİTALİZM VE POPÜLİZM

Örneğin, çok öteye değil, Bandırma’nın köylerine gittiğinizde size karşılayacak olan manzara köyün boş olduğudur. Köy boşalmış, genç nüfus çoktan pılısını pırtısını toplayarak kent göç etmiştir.Bir anlamda yüzlerce yıllık geçmişe sahip köyler, yaşlılara kalmıştır...
Toprak mülkiyetine baktığınızda daha tam olarak mülkiyetin belli ellerde toplaşmasına, belli ellerde yoğunlaşmasına tanık olamazsınız. Önümüzde bu süreç de var. Yani, toprak sahibi köylülerin mülksüzleştirilmesi..
Keza, köylerde hala yaygın olarak  üç inek,beş öküzü ile yetinip, dağda bayırda 30/40 koyununu güden insanlara da tanık olabilirsiniz. Ama bu da geçici..Hayvan sahibi olan köylü bu hayvanlarından da zaman içersinde mahrum kalacak, devasa büyükbaş ve küçükbaş hayvan çiftlikleri bunları silip süpürecektir.
Türkiye’de göç, kırsal kesimin mülksüzleştirilmesiyle koşut gelişmektedir. Mülksüzleştirilen köylüler, göç ettikleri kentlerde  işsizlik ordusunun doğal birer neferi olmanın yanı sıra ücretli  köle olmaya mahkumdurlar.

Bunun adı kapitalizmdir..!

Dünyada ve Türkiye’de gelişmiş sosyal devlet anlayışı, yüzlerce yıl önce Avrupa ve ABD’de yaşanmış kanlı  ve kirli rezillikleri, toplu kırımları önlemekte ve adeta bu süreci toplumsal bir sınıf  ayrışmasına ve çatışmasına girmekten alı koymaktadır.

Öztaylan, bunları da biliyor...

CHP’nin politik açmazının temellerinden biri de budur...CHP’liler de bu tarihsel ve ekonomik süreci çok iyi biliyor ama siyasi popülizm bu gerçeklerin dile getirilmesini önlüyor. Gerçekleri ve çelişkileri yumuşatma, manipüle etme gayretleri öne çıkıyor ve başörtüsü gibi suni gündem maddelerine sığınarak, politik anlamda CHP’lilere sakız çiğnetiyor..!

Keza, sosyal demokrasi denilen “nane” de  zaten budur..!

BAILIKSIZ VE KUŞSUZ
 BİR KASABA

Evet, Tüm Otel’in camından dışarısını izliyoruz. Haydar Çavuş Camiinin bahçesindeki yıllanmış çınarların üzerinde yüzlerce karganın varlığı sahildeki martıları gölgeliyor.
Koca kent kargalara kalmış... Yüzlerce ve binlerce karga...
Acaba Bandırma’da kişi başına kaç tane karga düşüyor derseniz, bilmiyorum ama merak da etmiyor değilim..
Balığı ve kuşu bitmiş bir endüstriyel kasaba...
Ayyıldıztepe’yi izliyorum ve eminim ki, yattıkları yer bile bilinmeyen ama bir yerlere gömülü Kurtuluş Şehitleri de yatıkları yerden kurtardıkları Bandırma’yı izliyor...!

Esen kalın...

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ