Bugün: 12.12.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • ENDER BİÇKİ VE DİNÇER ORKAN!

ENDER BİÇKİ VE DİNÇER ORKAN!


Balıkesir’de CHP İl Başkanı Ender Biçki ve AK Parti İl Başkanı Dinçer Orkan arasında  FETÖ ve siyasal bağlantıları, FETÖ operasyonları üzerinden siyasal bir polemik yaşanıyor.


Siyasetin  bir dili vardır. Bir de kentlerin ve toplumun dili… Ne siyasetin dili tekildir ne de kentlerin ve toplumun dili… Tam tersi, Tam tersi toplumda farklı sınıflar ve kesimler dünya görüşlerine, ülke ve kent gerçekliklerine koşut farklı dillere sahiptir.


Bu doğaldır ve demokratik toplumlarda düşünsel farklılıklar demokratik bir zenginlik olarak kabul edilir. Demokratik ve hukukun üstünlüğünün güvence altına alındığı toplumlarda düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün vazgeçilmezliği bunun için önemlidir.


Her iki başkanı da şahsen tanıyorum ve her ikisinin de  kamuoyuna yansıyan  siyasal polemiklerini  ilgi ve dikkatle izliyorum. Öncelikle her ikisinin de  siyasi atışmalarında karşılıklı kullandıkları dil, dikkatimi çekiyor. Düzeyli ve saygı yüklü ifadelerle birbirlerine dertlerini anlatmaya, karşılıklı birbirlerini uyarmaya çalışıyorlar. Karşılıklı amacını aşacak, karşısındakini kıracak ya da incitecek  bir ifade kullanmaktan adeta kaçınıyorlar.


Orkan ve Biçki’nin son beyanlarını titizlikle inceledim, irdeledim.


DEVLET DE,SİYASAL YAŞAM DA, MANDACI VE MUHİPLERDEN TEMİZLENMELİ!


FETÖ vakası, devlete, siyasal iktidara, siyasete ya da toplumsal yaşamda hemen her şeye müdahale etme çabaları, operasyonları ve 15 Temmuz darbe kalkışması giz değil ve artık, hemen herkesin malumu…Çünkü, FETÖ, hemen her şeyiyle deşifre oldu!


Hamilik yapılacak, destek çıkılacak, görmezden gelinecek hemen hiç bir yanı kalmadı! Ülke ve toplum açısından FETÖ, nihayet,  geç de olsa, bir ulusal güvenlik sorunu olarak görüldü ve devlet, siyasal iktidar, toplum nezdinde FETÖ ile kıran kırana bir hesaplaşma, tasfiye, temizlenme süreci yaşanıyor.


Kuşkusuz, sevgili Biçki’nin de dikkat çektiği gibi temel sorun, FETO’nun, iktidar partisi ve  iktidar nezdinde gördüğü itibar ve destek! Bu siyasal açıdan ağdalı, sorunlu ve sıkıntılı bir konu. Hatta bu konu ve vaka, devlet, siyasal iktidar ve siyaset, toplum tarihi açısından önümüzdeki süreçte mutlaka bir ders konusu olarak ele alınıp, bilimsel düzeyde irdelenip, yorumlanmalı diye düşünüyorum.


FETÖ’NÜN DE PKK’NIN DA PATRONU,  ABD/CIA VE NATO’DUR!


Ben, FETÖ vakasını, PKK vakasından çok da farklı olduğunu düşünmüyorum. Biri etnik temelde ayrımcılık ve terör faaliyetleri içinde diğeri de dinsel argümanları kullanarak ayrımcılık ve terör faaliyetleri içinde!

Her ikisinin de varlık gerekçesinin ve faaliyetlerinin ortak paydası, ülkemize ve toplumumuza dönük, bir başka ülkenin ya da ülkelerin emperyal çıkarlarının ve kirli hesaplarının payandası, taşeronu olmalarında odaklaşıyor. Daha da ötesi, her ikisinin de, aynı zamanda, emperyal ülkelerin istihbarat örgütlerinin fiili olarak, ülke içinde, 5.kol rolünü üstlenmeli yani aynı zamanda ajan olmaları…!


KUVA-YI MİLLİYE RUHU VE YENİKAPI RUHU BUNUN İÇİN ÖNEMLİ!


İşte ,tam da bu nokta da, sn. Biçki’nin  Erdoğan’a, AK Parti ve 14 yıllık siyasal iktidara yönelik sorgulamaları  haklı olarak anlam kazanıyor. Kuşkusuz, sn. Biçki, sorgulamalarında, bir şeyi görmezden geliyor, atlıyor! FETÖ vakası, günümüzün ya da 14 yıllık iktidarında öne çıkmış bir vaka değildir. Evveliyatı var ve yaklaşık 40-50 yıllık siyasal tarihimizde merkez sağ ve solun iktidar olduğu yıllarda liderler, başbakanlar, iktidarlar tarafından farklı kaygılar duyulmuş da olsa, devlet ve iktidarlar nezdinde korunmuş, gözlenmiş ve beslenmiş bir yapı!


Peki, bugüne kadar, devlet ve merkez sağ ve sol partiler, liderler, iktidarların  FETO konusunda elini kolunu bağlayan, hatta hamilik yapmaya zorlayan  ne idi?

Ben yazmaktan ve dillendirmekten bıktım ama bir kez daha yineleyelim: Başta ABD/CIA ve NATO!

Bu ilişki, günümüzde tümüyle deşifre olmuş bir ilişki örgüsüdür.

Mal ortada!


KONU ABD/CIA,NATO,AB,MOSSAD OLUNCA HERKES SUSKUNLARI OYNUYOR!


Kilit soru ise şudur: 14 yıllık iktidarında FETO’nun ‘cemaat’ ve ‘hizmet hareketi’ ile içselleşmiş, korumuş, ön açmış siyasal iktidar ve AK Parti, neden ve niçin, önceki siyasal liderler ve iktidarlar gibi, örümcek ağını görmezden gelmek ya da uzlaşmak yerine hesaplaşmayı tercih etti?


Bu sorunun yanıtını samimi olarak vermek yerine, günü kurtarmak ve siyasal iktidara, partisine yaşanan sonuca göre, siyasal fatura kesmeye çalışmak, oy devşirme çabası ve siyasal açıdan şark kurnazlığı ya da vakalar dizininde gerçek rol sahibi ABD/CIA’nın ve NATO’nun oynadığı rolü geçiştirmeye çalışmak, maskeleme çabası   değil midir?


Keza, 14 yıllık AK Parti iktidarı döneminde, “biz FETO’nun ne mal olduğunu söylemiştik” söylemi ne kadar doğruyu yansıtıyor? Çünkü, başta CHP olmak üzere, bu söyleme yaslanırken, AK Parti ve siyasal iktidarın FETO ile ayrışır ve hesaplaşma içerisine girdiği günlerde, oluşturulmaya çalışılan anti-Erdoğan ve anti-AK Parti siyasal cephesinde FETÖ ile kurulmuş şer cephesini ve ittifakı ne yapacağız?


Özellikle 10 Ağustos 2014 cumhurbaşkanlığı seçiminde Ekmeleddin İhsanoğlu aday olarak çıkartılıp, desteklenirken ve 2014 Mart yerel seçimleri ve 2015 Haziran ile  Kasım milletvekilliği genel seçimlerinde FETÖ, hangi siyasal partilerle seçim ittifakı içinde hareket etti?


Kanımca ana sorun, şu veya bu parti ya da lider olmaktan öte, ABD/CIA ve NATO, AB ülkeleri, İsrail/MOSSAD ile karşı karşıya gelebilmek, hesaplaşmak hatta en masum ifadeyle gerçeği  cesaretle dillendirebilmek sorunudur!


ANA HEDEF,ULUSAL BAĞIMSIZLIK VE ULUSAL EGEMENLİK OLMALI!


Devletin, siyasal iktidarın, siyasal partilerin  ve toplumun FETÖ’nün örgütlenme ağı, faaliyetleri deşifre oldukça yaşadığı şaşkınlık ve hayal kırıklıkları, moral değerlerde  yaşanan sarsıntı önümüzdeki süreçte de devam edecek. Çünkü, yıllardan beri siyasal yaşamımızda PKK terör örgütü ile dolaylı ve dolaysız olarak partilerimizin, milletvekillerinin, belediye başkanlarımızın, STÖ’nin kurduğu ilişki deşifre oldukça, bugün FETÖ vakası konusunda yaşadığımız tartışmaların, sorgulamaların benzerlerini yaşayacağımıza inanıyorum.


Devletin, siyasal iktidarların, siyasal yaşamımızın, STÖ’nin bu sorgulamalara ve tartışmalara, hesaplaşmalara ihtiyacı da var! Devlet ve toplum yaşamımızın her alanının ulusal bağımsızlığımızın korunmasına ve ulusal egemenliğimizin gerçek anlamda tesisine yönelik yeniden reorganize edilmesine ihtiyacımız var!


Bugün yaşadığımız hemen tüm sorunların ana nedeni budur! Ulusal bağımsızlık ve egemenliğimizin kazanılması! Cumhuriyet Devletinin ve toplumun her alanda,, bu gerçeğe ve ihtiyaca, arzuya dönük yeniden yapılanması!  Bu, en başta ABD ve NATO ile hesaplaşmadan olmaz!


Yoksaü, sn.Biçki’nin vurguladığı gibi, "AKP-GÜLEN KOALİSYONU 14 YIL DEVLETİ YÖNETTİ” demek, gerçeği tam olarak ifade etmediği gibi, şu sorunun sorulmasını  zorunlu kılıyor: Türkiye’yi  1947 yılından başlayarak kim yönetiyordu?


Esen kalın…


Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 322