Bugün: 20.11.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • Emperyalizmin Ve Siyonizmin Uşakları..!

Emperyalizmin Ve Siyonizmin Uşakları..!


T.C. Cumhurbaşkanı ve AK Parti  genel başkanı Erdoğan, 16 Mayıs tarihinde ABD  Başkanı Trump’ı  Beyaz Saray’da ziyaret etti.  Bu ziyaret ve görüşmenin yurtiçi ve yurtdışı basın ve yayın kuruluşlarınca,dünya kamuoyunda ilgi ve dikkatle izlendiğini hep birlikte takip ettik.


Ziyaretten  bir kaç gün önce Trump’ın Suriye’de gerçekleşecek Rakka operasyonu öncesi YPG’ye ağır silahlar, füzeler,zırhlı araçlar verilmesi yönündeki kararı imzalaması zaten gergin olan ABD-Türkiye ilişkilerinin daha  da gerginleşmesine vesile olurken, ABD’nin 15 Temmuz darbesinin faili ve organizatörü Fetullah Gülen’in iade edilmesi yönündeki Türkiye’nin taleplerini o güne kadar görmezden gelmesi ve oyalaması da  her iki ülke arasındaki ilişkilerin daha da karmaşıklaşmasının bir diğer önemli nedeni idi.


Uluslararası ilişkiler de ve diplomasi de ayrıntılar önemlidir. ABD Başkanı Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmesi öncesinde Ohio`lu Cumhuriyetçi Kongre üyesi Bill Johnson ve Illinois`li Demokrat Kongre Üyesi Brad Schneider`ın kaleme aldığı mektubun içeriği üzerinde iki partinin de anlaşarak,62 Kongre üyesi tarafından imzalanıp Erdoğan`ın Washington`a geldiği Pazartesi akşamı Trump`a hitaben Dışişleri Bakanı Rex Tillleson`a  takdim edildiğini vurgulayalım.

MEKTUBU SANKİ KILIÇDAROĞLU YAZMIŞ..!!!


Mektupta özetle dile getirilen düşünceler şunlar:

 

·         Türkiye`nin demokratik kimliği uzun yıllardır Türk-Amerikan ilişkilerinin ve bu ülkenin bölgedeki rolünün bir parçası. Türkiye NATO ittifakına ilk çok partili seçimlerinin yapıldığı yıldan iki yıl sonra 1950`de katıldı. Türkiye`nin demokrasisi hem ittifak için önemli bir güç, hem de Balkanlar ve Ortadoğu`da istikrar kaynağı oldu.

  • Ancak son yıllarda Erdoğan ve yandaşları, ifade özgürlüğü gibi temel hakları boğmak ve demokratik olmayan eylemlerine her türlü muhalefeti engellemek için mahkemeleri kullanarak hukukun üstünlüğüne yönelik saldırılarını sürdürüyor. Binlerce Türkü — özellikle de gazetecileri — hapse attılar ve kendi vatandaşlarını — hatta ülkedeki Amerikalıları — kendi geleceklerinden korkan bir duruma soktular.

·         Erdoğan`ın demokratik kurumları hepten zayıflatması için temel oluşturan ve şeffaflıktan uzak olarak gerçekleştirilen son anayasa referandumundan özel olarak endişeliyiz. Referandum medya ve sivil toplumdan eleştirel seslerin hapse atıldığı, medya üzerinde sıkı kontrollerin uygulandığı bir olağanüstü hal altında yapıldı. Referandumun meşruiyetini izlemekle görevli AGİT`in seçim gözlemcileri, yaygın biçimde usulsüzlük tespit ettiler.

  • Türk medyası Erdoğan hükümetinin sansürüne ve sindirme çabalarına maruz kalırken gazeteciler hedef alıyor. Sınırsız Gazeteciler Örgütü`nün 2017 dünya basın endeksinde Türkiye 180 ülke arasında 155 sırada yer alarak dünyanın basın özgürlüklerinde en kötü ülkeleri arasına girdi. Uluslararası Af Örgütü verilerine göre 120 gazeteci hapiste ve 150`den fazla medya kuruluşu güç kullanılarak kapatıldı.
  • Hükümet terörle mücadele adı altında siyasi muhalefet gruplarına ve etnik Kürtlerin de aralarında olduğu azınlık topluluklarına yönelik doğrudan tehditlerini arttırdı. Muhalif siyasi parti liderleri ve milletvekilleri hapse atıldılar. Medya haberlerine göre 16 Nisan referandumundan sonra da hükümet bu gruplara yönelik baskılarını sürdürdü.

·         Türk-Amerikan ilişkileri böylesine kritik bir andan geçerken ABD Türkiye`deki demokratik değerlere ve insan haklarına saygının desteklenmesi noktasında samimi ve kararlı davranmalıdır. Bu hem Türkiye`nin kendi geleceği hem de ABD ve NATO`nun bölgedeki uzun vadeli çıkarları için gereklidir. O nedenle de Türkiye`nin demokrasisini hem Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yapacağınız görüşmenin hem de ABD`nin ondan sonraki süreçte Türkiye politikasının önceliği haline getirmenizi bekliyoruz.


TÜRKİYE ‘YI SINAMAKTAN BIKMAYACAKLAR..!


Önemle vurgulayarak, altını çizelim: Bu ‘mektup’ ABD’li Cumhuriyetçi ve Demokrat Kongre üyeleri tarafından hazırlanmış ve içeriği konusunda anlaştıkları ve birlikte imzaya açtıkları bir ‘mektup’..!


Çünkü, konuyu anlayamayanlar bu ‘mektup’un CHP ya da bölücü terör  örgütü PKK/YPG ve siyasi uzantısı HDP veya FETÖ’cüler tarafından hazırlanmış ve sunulmuş bir ‘mektup’ olduğu yanılgısına düşebilirler.


Ya Arıcan, “pes doğrusu, bu kadar da olmaz” diye düşünen, tepki veren okurlarımız  da olabilir. Keşke yanılan, abartan ya da yanlış yorumlayıp,yazan ben olsaydım ama değil..!


Aynı gün F.Gülen’in Washington Post’da yayınlanan makalesinde aynı gerekçelerle Türkiye’ye demokrasi, insan hak ve özgürlüklerini gerekçe göstererek  müdahale etmesini ABD ve NATO’dan  talep etmedi mi?


Keza, PKK/YPG ve siyasi uzantıları HDP ve ‘Yeni CHP’ yine benzer gerekçelerle Türkiye’yi B:atılı ülkelere şikayet ederek, NATO’nun müdahalesini talep etmedi mi?


‘YENİ CHP’ YENİ KUMPASLARIN MI  PEŞİNDE..?


Hala inanamadıysanız, ‘Yeni CHP’lideri K.Kılıçdaroğlu’nun milletvekili Enis Berberoğlu’nun MİT Tırları davasından ceza alması ve tutuklanması nedeniyle başlattığı ‘Adalet’ yürüyüşünün gerekçesine bakın!


K.Kılıçdaroğlu, şöyle diyor:

““Bu Adalet yürüyüşü bir parti yürüyüşü değil. Adaleti savunan her görüşten insan bize destek veriyor. Adaleti savunan herkese şükran, saygı duyuyoruz. Bu güzelliği inşallah İstanbul’a kadar götüreceğiz. Yargılamalar konusunda tarafsızlık yok. Yargıç tarafsız olmalı, hukukun üstünlüğüne göre karar vermeli. Dosya boşsa mahkumiyet kararı veriliyorsa bu doğru değil. Hükümeti defalarca uyardım yanlış dedim. Bütün yetki saraya ait. Oradan gelen talimata göre karar veriliyor.” 


Peki, ‘Yeni CHP’nin  ‘Adalet’ yürüyüşüne kimler omuz vererek,K.Kılıçdaroğlu ile birlikte yürüyor? FETÖ’cüler, PKK/YPG terör örgütü yandaşları ve siyasi uzantısı HDP’liler ile NATO/AB/Soros solcuları,liberalleri, demokratları…


MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ‘Adalet’ yürüyüşü ile ilgili yaptığı açıklamada dikkat çeken ayrıntı ise önemli. Bahçeli, yürüyüşün kurgulandığını ve gerçek amacın 15 Temmuz ile rövanşist bir anlayışla hesaplaşmak ve FETÖ’cülerin aklanmasına hizmet etmek olduğunu vurguluyor.


Evet, bu bir yüzleşmek ve hesaplaşmak sorunu!


 Önceki yazılarımda da bir çok kez vurguladığım gibi 15 Temmuz darbe ve işgal girişimi  ABD/CIA/ PENTAGON, İsrail/MOSSAD, AB ve istihbarat örgütleri, NATO ile  bunların yurt içindeki lejyoner ve ajan örgütlenmeleri FETÖ’cüler ile kıran kırana devletin, siyasal iktidarın ve milletin tarihsel bir yüzleşmesi ve hesaplaşmasıydı…


Başarılı olamadılar ve yenildiler..!


‘YENİ CHP’, SOSYAL DEMOKRASİ VE ALMANYA..!


Devlet, siyasal iktidar ve millet, başardığı ve yendiği nokta da durmadı. 15 Temmuz’dan bugüne emperyal ülkeler ve istihbarat örgütleriyle, yurtiçindeki işbirlikçi ve lejyoner örgütlenmelerle yüzleşme ve hesaplaşma yaşamın her alanında sürüyor,sürecek..


Daha önce de yazdım ve bir kez daha tarihe not düşerek vurguluyorum  ki, 15 Temmuz darbe ve işgal girişiminin FETÖ’cülerle taraflarından biri PKK/YPG ve siyasi uzantıları HDP ise diğer tarafı  ‘Yeni CHP’ ve Kılıçdaroğlu ile yönetimiydi..!


15 Temmuz darbe kalkışması akşamı Atatürk Havaalanına inen K.Kılıçdaroğlu’nun VİP’teki bekleyişi, darbecilerle pazarlıkları sonrası ‘İstanbul’da bizi kabul edecek otel yoktu.Oteller kapalıydı’ mazeretiyle  ‘sessiz sedasız’ partisinin Bakırköy belediye başkanının evine geçişi  yanı sıra  partililerinin darbe akşamı sosyal medyadan yaşananları ‘tiyatro’ ve ‘senaryo’ olarak tanımlamaları ve parti teşkilatlarının,belediyelerinin içine gömüldükleri suskunluk sürpriz  değildi.


‘Yeni CHP’ ve uluslar arası sosyal demokrasinin ana merkezi Almanya ve SDP’dir..!Almanya’nın ve Alman sosyal demokratlarının  15 Temmuz darbe kalkışmasına, FETÖ’cülere yaklaşımı ne ise ‘Yeni CHP’nin de yaklaşımı ve anlayışı odur..!


Alın birini vurun ötekine..


Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 79