Bugün: 26.06.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • DOLARIN EGEMENLİĞİNİ YIKMAK İÇİN…!

DOLARIN EGEMENLİĞİNİ YIKMAK İÇİN…!


Döviz kurundaki yükseliş ve TL’nin ABD doları karşısında değer kaybetmesinden öte ‘sıkıştırılması’, 15 Temmuz darbe kalkışmasının bastırılması sonrası kamuoyunun beklediği uluslararası bir  ekonomik hamleydi ve son günlerde ekonomik açıdan bunu yaşıyoruz!


Sosyal medyada yazılan çizilenlere, verilen mesajlara bakıldığında  TL karşısında ABD dolarının değer kazanmasıyla yaşanan ekonomik ‘krizin’, adım adım siyasi ve sosyal bir krize evrilerek, AK Parti iktidarı ve cumhurbaşkanı Erdoğan’ı zora sokmanın ötesinde iktidardan edeceğini bekleyenlerin umudu şaşkınlık verici düzeyde.


DOLARIN YÜKSELİŞİNDEN MEDET UMANLAR!


Önce şu sorunun yanıtının aranması gerekiyor: TC yurttaşı olan bir kişi, siyasal düşüncesi ya da politik tercihi ne olursa olsun, nasıl olur da ülkesinin ulusal parası  TL’nin bir başka ülkenin parası karşısında değer kaybetmesini ve bunun olumsuz sosyo-ekonomik sonuçlarından memnuniyet duyabilir?


Kim, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve iktidarının, yöneticilerinin  adeta bir ‘sopa’ olarak kullanılan ABD Doları ile hırpalanmasını veya dövülmesini, ülkesinin köşeye sıkıştırılmasını, zarar görmesini  kabul edebilir?


Bir yabancı ülkenin devlet ve iktidar temsilcilerini, yurttaşlarını anlayabilirim ama  ‘içimizden birileri’, ABD Doları üzerinden böylesi ham hesaplar  ve emeller peşine düşüyor ve koşuyorsa, bunun adı İHANETTİR ve  HAİNLİKTİR! Ve ne yazıktır ki, bugün ihanet ve hainliğin boyutları her yanımızı sarmış, kuşatmış bulunuyor.


TÜRKİYE’DE DOLARIN EGEMENLİĞİ NE ZAMAN BAŞLADI?


Dünyada ABD Dolarının egemenliği üzerine bugüne kadar çok şeyler yazıldı, çizildi. Öncesinde de İngiliz sterlininin dünyada egemenliği söz konusuydu. Bu egemenliklerin hepsinin anlaşılır nedenleri var. Yani ortada bir muamma söz konusu değil!


Örneğin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulduğu yıllardan 2.dünya savaşı sonuna kadar  dünya piyasalarında egemen olan para birimi İngiliz sterlini idi. ABD Dolarının hükümranlığı 2.dünya savaşı sonrasına uzanıyor.


Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşama veda etmesi sonrası CHP liderliğini üstlenmiş ve cumhurbaşkanlığı görevini 1950 yılına kadar sürdürmüş  ‘Milli Şef’ İsmet İnönü’nün yine CHP lideri olarak, 1964 yılında üst düzey bir toplantıda söylediği sözü hatırlayalım: 


 “Daha bağımsız, şahsiyetli bir dış politika takip edilmesini istiyorsunuz. Nasıl yapacağım ben bunu? Bir görev veriyorum. Neticesi bana gelmeden Washington’a gidiyor. Sonucu memurumdan önce sefirden öğreniyorum. Böyle mi teslim ettik biz devleti?”


MUSTAFA KEMAL İLE İNÖNÜ ARASINDAKİ FARK!


Sanırım, Türkiye’de  devlet yönetiminde yıllarca söz sahibi olup da,  dışa bağımlılıktan ve ABD’den şikayet etmesi gereken en son kişi,  ‘milli şef’ ve CHP lideri İnönü’dür!


ABD ile yapılan ilk ikili anlaşma, 23 Şubat 1945 tarihinde CHP ve İnönü’nün cumhurbaşkanlığında imzalandı ve ABD ile imzalanan sayısız antlaşma ile  ülke ulusal bağımsızlığına ve egemenliğine  tam anlamıyla ‘elveda’ dedi. Bu antlaşmalarla, Mustafa Kemal’in  Cumhuriyet Devleti, ABD’nin ekonomik, siyasi, askeri, güvenlik çıkarlarına uygun  olarak hemen her alanda  yeniden dizayn edildi.


Mustafa Kemal ile İnönü ya da Ata’nın CHP’si ile İnönü-Kılıçdaroğlu’nun Yeni CHP’si arasındaki farkı anlamakta zorluk çekenler, Mustafa Kemal’in şu sözlerine kulak vermeli:

“Tam bağımsızlık için şu genel kural vardır, millî egemenlik için bir kanun vardır diyoruz. Bugün de büyük bir zaferin etkenleri ve yapıcıları olduğumuzu ifade ediyoruz. Bu noktada çok kesin olan bir gerçeği hep beraber tekrar etmek mecburiyetindeyiz. Bu kadar büyük, bu kadar kutsal ve ulu hedefler yalnız kağıt üzerinde prensiplerle ve kanun maddeleriyle ve sadece hırslarla, arzularla elde edilemez. Tam olarak gerçekleştirebilmek için tek kuvvet, hakikî en kuvvetli temel, ekonomidir. Siyasî, askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar, ekonomik zaferler ile taçlandırılmazlarsa elde edilen zaferler kalıcı olamaz ve sağlanan faydalı sonuçlardan yararlanabilmek için ekonomimizin, ekonomik egemenliğimizin sağlanması, güçlendirilmesi ve genişletilmesi lazımdır”( Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt 2.. Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü yayını. 1954. s. 107-108.)


Türkiye, 15 Temmuz darbe kalkışmasının bastırılmasından bugüne bugüne kadar ki tüm darbelerin ve darbe girişimlerinin organizatörleri başta ABD ve AB’nin, NATO’nun, uluslararası finans örgütleri IMF ve Dünya Bankası’nın  ekonomik kuşatmasını ve terörünü zaten bekliyordu.


Dün olduğu gibi bugün de bunu yaşıyoruz!


TÜRKİYE, MİLLİ VE YERLİ OLANI GÖZETMELİ!


Siyasal iktidarın ve cumhurbaşkanı Erdoğan’ın onlarca yıl sonrasında ilk kez TL’nin içerde ve dışarda değerini gözeterek, ABD Dolarına karşı açtığı savaş, milli ve yerli bir savaştır! Bu mücadelenin anlamlı ve kalıcı olabilmesi ülke ekonomisinin millileşmeyi ve yerliliği gözetmesi, üretken bir sanayiye sahip olabilmesi, yüzünü üretime çevirmesiyle  mümkün!


Örneğin, meclis’de grubu bulunan HDP/PKK için bugün yaşadıklarımızın ve verilen mücadelenin bir anlamı var mı?


Yok!


Ana muhalefet partisi ‘Yeni CHP’ ve lideri Kılıçdaroğlu’nun bugüne kadar ağzından 15 Temmuz darbe kalkışmasının mimarı ABD ve AB,NATO aleyhine  bir beyan duydunuz mu? Onlar, darbe organizatörlerinin ajanları Fetocuları, etnik ve mezhep bölücülüğü yapanları alkışlamakla meşgul!


Hayır!


Bu uluslararası şer ekseninden  15 Temmuz darbe kalkışması sonrası kopmuş MHP ve AK Parti’nin  yanı sıra  cumhurbaşkanı Erdoğan’dan başka  ‘çıt’ çıkartan yok! Meclis dışı Vatan Partisi ve bir iki çevre dışında herkes sus pus…


Ortalıkta kimsenin hesap etmediği ve ABD Dolarına karşı mücadeleyi sahiplenerek, elindeki üç yüz –beş yüz doları bozdurarak TL’ye çevirmenin telaşına düşmüş  işçisi, memuru, esnafı, çiftçisi yani ülkenin  kadını erkeği, genci ve yaşlısı var!


Görünen o ki, 15 Temmuz darbe kalkışmasına direnişte, canı pahasına caddelere sokaklara ve meydanlara dökülerek, darbecileri ezen  ve günlerce demokrasi nöbetleri tutanlar, YİNE KAZANACAK!


Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 189