Bugün: 20.11.2017

DERTLERİ NE?


K.Irak’ta 25 Eylül de Kürt yönetiminin  Irak’tan ayrılmak ve “devletleşmek” yönünde gerçekleşmesi beklenen referanduma sayılı gün kala bölgede ipler hızla gerilirken, kamplar netleşiyor.


Bir yanda Rusya-Türkiye ve İran’ın başını çektiği  ülkeler bloğu …Ki bu bloğa Rusya üzerinden Suriye lideri Esed’e bağlı rejimi de katmak mümkün, Çin, Katar’ında dahil edilebilir.


Diğer yanda ise ABD ve İsrail öncülüğünde şekillenen Batı bloku…

Emenim ki, okurlarımızın dikkatini çekmiştir.


Peki,İngiltere, AB ülkeleri ve  Ortadoğu’nun  bugünkü şekillenmesinde etkin  rol üstlenmiş Fransa bu bloklaşmanın neresinde?


90 YIL ÖNCESİNİN HESAPLAŞMASI YAŞANIYOR


Dikkat edilirse, Osmanlının 1.paylaşım savaşında hükümranlığı altındaki toprakların üzerinde  İngiltere-Fransa ve Çarlık Rusyası’nın  doğrudan başını çektiği  kampın masa üzerinde cetvelle sınırlarını çizerek kurdukları devletlerin bugünkü kaderi ve yeniden bu coğrafyanın geleceğinin belirlenmesi üzerine konuşuyoruz. 1917 Ekim Devrimi ile Çarlık Rusyası’nın yıkılması ve Bolşevik devrimi ile Osmanlı toprakları üzerindeki paylaşım hesapları ve antlaşmaları gün yüzüne çıkmış 1.dünya savaşının sonunda oluşturulan “yeni dünya düzeni” ile bölge İngiltere ve Fransa’nın çıkarlarına uygun şekilde belirlenip, parçalanmış, bu topraklar üzerinde bir çok suni devletçik kurulmuştu.


Yani uluslararası medya  kuruluşlarnın ve içimizdeki mandacı ve muhiplerin günlerdir yazıp çizdiği ve dillendirdikleri gibi, olayın özünde aslında ne Irak,  Suriye ne Kürtler ya da Araplar, Türkmenler bulunmuyor. Kimilerinin hoşuna gitmese de olayın özünde  Osmanlı ve Türkler  bulunuyor.


Kendi yakın tarihinizi bilmez ve yabancı durursanız, Batı’nın size dayattığı tarih anlayışını kabullenerek onların gözünden bölgede yaşananları anlamaya çalışırsanız,Batı’nın  dayattığı felsefi, ideolojik ve politik değerleri üzerinden olay ve olguları anlamaya çalışır; günümüz Batı dünyasında soysuzlaştırılarak içi boşaltılmış genel insanlık kazanımları ve kavramları üzerinde tepinip, demokrasi, insan hakları ve özgürlükleri, ulusların kendi geleceğini tayin etme hakkı gibi  sözcüklerin peşine takılıp, emperyalizmin taşeronu olup, çıkarsınız.


SYKES-PİCOT ANTLAŞMASI VE WILSON İLKELERİ


İşte tam bu nokta da okurlarımızın Osmanlı topraklarının paylaşılmasına çanak tutan Sykes-Picot Antlaşması ile Wilson prensiplerinin tarihsel ve coğrafik, siyasal  ve sosyo-ekonomik sonuçlarının, uluslararası ilişkiler boyutunun ,yansımalarının iyi irdelenmesi ve sonuçlarının günümüzde iyi anlaşılması gerekiyor.


Örneğin, Dönemin Amerikan Başkanı Thomas Woodrow Wilson tarafından açıklanan, ABD’nin Birinci Dünya Savaşı’na ilişkin ondört maddelik savaş amaçları bildirisi tarihe “Wilson prensipleri” olarak geçmiş ve özellikle ulusların kendi kaderlerini kendilerinin belirlemesi anlamına gelen self-determination ilkesini temel alan bir uluslararası yapılanmayı önermesi, tüm devletlerin üye olarak içinde yer alacakları bir dünya örgütünün kurulmasını öngörmesi, ekonomide ve diplomaside açıklık ve serbestlik istemini dile getirmesi, Wilson prensiplerinin ilân edildiği andan başlayarak büyük ilgi ve takdir görmesine neden oldu.Geçmişte birçok yazar ve yorumcu, Wilson prensiplerini, sömürüden arınmış, âdil/eşit ilişkilerin egemen olduğu yeni bir dünya tasavvurunu yansıtan Amerikan idealizminin parlak bir ifadesi olarak alkışladı. Sömürge, yarı sömürge ve sömürgeleştirilmeye aday ülkelerin aydınları -ki aralarında Osmanlı aydınları da vardır- Wilson prensiplerine bir can simidi gibi sarılmış, özgürlük/bağımsızlık özlemlerini gerçekleştirebilmek için bu prensiplerden medet

ummuşlardı.


 “SELF DETERMİNATİIN” DEMEK, AYRILMAK DEĞİLDİR


“Self determination” kavramı ya da Türkçesiyle “ulusların kendi geleceğini özgürce tayin etmesi hakkı” olarak bilinen ve günümüz de Birleşmiş Milletler tarafından da kabul edilen ilke, kimi aklı evveller kapitalizmi ve emperyalizmi ,Marksizmi  gerçek anlamda bilmeyenler açısından hep etnik temelde azınlık  sorunları  anlamsız şekilde “ ayrılma hakkı” olarak algılandı ve insanlara yutturulmaya çalışıldı.

Bir kez daha vurgulayalım: Ulusların kendi geleceklerini özgürce belirleme hakkı, ayrılma ve devlet kurmak hakkı demek değildir!


Dönemin ABD Başkanı Wİlson, “Self determination” hakkından böylesi bir yorum içerisinde olsa idi, bugün ABD diye bir devlet omazdı. Keza, 1917 Ekim Devrimi ile Rusya’da Bolşevikler ve Lenin, “Self determination” kavramından yola çıkarak, SSCB’nde her etnik azınlığa kendi devletini kurma hakkını vermiş olsa idi, o yıllarda da bugünkü Rusya’da da birleşik bir devlet yapısı olmazdı!


KÜRESEL GÜÇLER,”ULUS DEVLETLERİ” PARÇALIYOR,BÖLÜYOR


O nedenle bilimsel, siyasal, sosyal ve ekonomik ,diplomatik terminolojinin her alanda ruhunun ve tarihsel evriminin özünün, niteliğinin iyi bilinmesi ve kavranması gerekiyor.Günümüz de ABD ve AB’nin ve askeri ittifak örgütleri NATO’nun ,finans örgütlerinin küresel dünyayı yeni bir anlayışla şekillendirmek yolunda geliştirdikleri BOP ve Genişletilmiş BOP’un bir uzantısı olarak az gelişmiş ve gelişmekte olan hatta gelişmiş ülkelere karşı geliştirdiği emperyal politikanın parçası olarak ulus devletlerin yıkılarak,etnik azınlıklara ayrılma ve devlet kurma hakkının sağlanmaya çalışılması ve bu amaca yönelik “Self determination” kavramanın kullanılması  aldatıcı olmanın ötesinde bir anlam taşımıyor.


Günümüzde Kıta Avrupası’nda Yugoslavya’nın parçalanması ve Yugoslavya’dan bir çok devletçik çıkartılması,Ukrayna’nın bölünmesi,belenlerin yeniden yeniden bölünerek devletçikler  kurmaları, Libya ve Mısır’da, Afganistan’da  yaşananlar, Irak’ın ve Suriye’nin  ulus devlet niteliğini etnik ve mezhep çatışmalarının körüklenerek, etnik ve mezhep temelinde devletçiklerin oluşturulması çabaları “özgürlük” yada “Self determination” hakkından öte başta ABD olmak üzere küresel güç ve çıkar odaklarının paylaşım savaşının sonucudur.


Bugün ethik ve mezhep temelinde, ulus devletlerin birlik ve bütünlüğünün bozulması, ayrımcılık ve bölünme sorunu sadece az gelişmiş ve gelişmekte olan  Türkiye gibi ülkeleri değil, gelişmiş ülkeleri de tehdit ediyor. İngiltere’de  yıllanmış İrlanda sorunu yanı sıra Galler ve İskoçya’nın durumu, İspanya’da Katalanlar sorunu bunun tipik güncel örnekleri durumunda.


BU OYUNU BOŞA ÇIKARTMALIYIZ


21.yyüzyıl dünyasında kapitalizmin ve  emperyalizmin 20.yüzyılın son yıllarından başlayarak geliştirdiği bu sosyo-ekonomik konseptin ve yeni devlet anlayışının iyi  sorgulanması ve anlaşılması gerekiyor. Evet, K. Irak’ta ve Suriye’nin kuzeyinde Kürtler,ABD,İsrail ve NATO’nun şemsiyesi altında mevcut ulus devletleri parçalayarak, de facto yaratıp, devlet kurmanın peşindeler. Bölge, tam bir patlamaya hazır  silah deposu haline dönüşmüş durumda ve tüm bu silahların namluları Türkiye’ye döndürülmüş durumda. İster kabul edelim istersek etmeyelim ama bunun adı SAVAŞ’tır..!


Bu savaşın hamisi ve kışkırtıcısı, yönlendireni ABD, İsrail ve NATO’dur. Kuzey Iram Kürt yönetimi ya da PKK,YPG,FETÖ ve DEAŞ  sahnelenen bu film de sadece figüran ve taşerondur. Yeni bir paylaşım savaşının ülke  ve millet olarak tam göbeğindeyiz. Ülkemizin birlik ve bütünlüğünü ama özünde varlığımıza yönelik bu oyunu 15 Temmuz’da olduğu gibi  boşa çıkartmak, bağımsızlık ve egemenliğimize sahip çıkmak hepimizin görevidir.


Esen kalın…


Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 48