Bugün: 19.10.2017

Değişen ne!?


Kent soylu sınıf değişip, dönüşüyor...

Ülke genelinde Oda seçimlerinin Mahkeme kararına istinaden Bakanlar Kurulu kararı ile ertelenmesiyle Balıkesir ve Bandırma’da yeni bir sürecin kapıları ardına kadar açıldı.
Bir anlamda, evdeki hesap çarşıya uymadı ve iki dönem başkan seçilen 3.dönem için başkan olamaz şeklindeki yasal düzenleme, Anayasa Mahkemesi’nden iptal olup, dönerek, yıllanmış başkanların yeniden aday olabilmelerinin ve başkanlığa seçilmelerinin yasal olarak önü açıldı.
Buna göre, Şubat/Mart döneminde gerçekleşmesi beklenen Oda seçimleri, 2013 yılının Mayıs/Haziran döneminde gerçekleşecek.

BİZİM İÇİN SÜPRİZ DEĞİLDİ...

Okurlarımızın da bildiği gibi, Oda seçimlerine endeksli siyasal ve sosyal hareketlilik geçtiğimiz günlerde Balıkesir merkez de tavan yaptı. İktidar partisinin genel başkan yardımcısı ve milletvekili Edip Uğur’un oğlunun Oda başkanlığına aday olması ve adaylık çalışmalarına karşı mevcut yönetimin çektiği “destur” a aynı zamanda bir sanayici olan Edip Uğur, çok sert  tepki gösterdi ve açıklamaları, günlerce kamuoyunda yer tuttu.

Bizim için süpriz miydi, hayır..!

AYRIŞMA ÇOK ÖNCE
BAŞLAMIŞTI...

Cumhuriyet dönemi Balıkesir’inde ekonomide ve sosyal yaşamda söz sahibi olanlar, doğal olarak kentin siyasal yaşamında da söz sahibiydi. İktidar partisi Ak Parti ile  partinin ekonomik politik anlayışını savunan ya da kendisine yakın gören sanayici ve iş adamlarıyla, ticaret erbabının Balıkesir nezdinde karşı karşıya gelmesi ve kozlarını paylaşmaları kaçınılmazdı.

OYUN OYUN İÇİNDE

Balıkesir de yıllardır maskelenmeye çalışılan bu farklılık ve bu mücadele, başkan adaylığı ve yönetim seçimi öncesi karşılıklı beyanlarla su yüzüne çıktı.
Kuşkusuz, bunda Oda seçimleriyle ilgili Ak Parti iktidarının yapmış olduğu yasal düzenlemenin büyük rolü vardı ama düzenleme Anayasa Mahkemesi’nden bozulup, dönünce tüm dengeler alt üst oldu.Yasal düzenlemenin iptaliyle Oda seçimlerini gerçekleştirebilmek iktidar partisi için farklı sorunların kapısını açacağı gibi başkanlık yarışında da dezavantaj olarak görüldü. Zaman önemliydi ve Oda seçimleri ertelendi.
Aslında ertelenen Oda seçimleri nezdinde Odalarda yaşanan iktidar kavgasıydı.
Öncelikle belirtelim ve okuru uyaralım: Odalarda yaşanan farklılık ve iktidar mücadelesinin altında kişisel çekişme ya da rekabet unsuru yatmıyor. Olayın bu şekilde kişisellleştirilmesi,  farklılıkların da yaşanan mücadelenin de anlaşılamamasını beraberinde getirme riski taşıyor.
Tam tersi, farklılık ve mücadele, Ak Parti iktidarı ile TÜSİAD anlayışı arasındaki farklılaşmanın, ayrışmanın ve mücadelenin yansıması olarak görülmeli.Hatta şu da söylenebilir: Odalar nezdindeki yönetim kavgası, önümüzdeki süreç içersinde TÜSİAD ve SİAD’ların yönetimini de etkileyecektir.

Peki, bu neyin ayrışması ve mücadelesidir? TÜSİAD ya da Odalar, Borsalar nezdinde yaşanan mücadele nasıl anlaşılmalıdır?

KAVGANIN NEDENİ NE!?

Daha önce de bu ağdalı konuda yazdım. Zor ve karmaşık görünen bir konudur. Şu söylenebilir: Türkiye kapitalizmi, AK Parti’nin iktidar olduğu on yılı aşkın zaman dilimi içersinde adım adım yapı ve renk değiştiriyor. Aslında, yaşanan Ak Parti ile başlamış bir olay ya da süreç de değildir, öncesi vardır. Bu işin ekonomik ve politik açıdan 12 Eylül ve Özal’lı iktidar yılları olarak  görülebilinir.Ya da bu ayrışmanın ve kavganın izi o yıllara geri dönülerek daha iyi anlaşılabilinir.

KEMALİZM HEP BİRİLERİ
TARAFINDAN KULLANILDI...

Cumhuriyetin ilanı ve Cumhuriyet Devleti’nin kuruluşu ve kurumsallaşma sürecinde Cumhuriyet yönetiminin izlediği ekonomik politikalar iyi irdelenmeli ve anlaşılmalı.
Çünkü, TÜSİAD ve SİAD’ların,bugün Oda ve Borsalarda yaşanan ayrışma ve kavganın  ekonomik ve politik aksesuarı “laisizim” ekseni üzerinden yürütülen ve  Kemalistler ile Cumhuriyetle davalı olanlar gibi kamuoyuna sunulmaya çalışılmaktadır.
İşte bunun adı, yaşanan farklılaşmanın, ayrışmanın ve kavganın bilinçli olarak maklajlanması ve maskelenmesidir.

TÜRK BURJUVAZİSİ
 VE KEMALİZM

Cumhuriyet öncesi dönemde Türkiye’deki sanayileşme manifaktür düzeyde idi ve Osmanlı ekonomisinde söz sahibi olanlar sömürgeci ülkeler ve güçlerdi. Bu durum şöyle de özetlenebilir: Osmanlı da gelişkin ve güçlü bir burjuva,kent soylu sınıf yoktu.Milli burjuzi zayftı ve yeterli sermaye birikiminden yoksun olduğu için, komprodor konumunda, işbirlikçiydi.
Cumhuriyeti kuran ve kurumsallaştırma çabası  içersinde olan Mustafa Kemal ve kadrosunun, İzmir İktisat Kongresi’nde öne çıktığı gibi, temel ekonomik politikaları Türk burjuvazisinin, Devlet eliyle ve olanaklarıyla güçlendirilmesi ve geliştirilmesiydi. Daha sonra kurulan CHP’nin 6 Ok’undaki Devletçilik ilkesinin varlık nedeni,bu idi.
Cumhuriyet’in Devlet ve siyasi ynetimi, bu yıllarda bu ekonomik politikayı yaşamın her alanında gözetir ve uygularken en büyük risklerden birisi, zaman içersinde ülke ekonomisinde söz sahibi olan bir Devlet ekonomisi ve bürokratik oligarşinin yaratılmasıydı. Biz de daha da olumsuzu yaşandı ve Devlet eliyle geliştirilmeye ve güçlendirilmeye, yeterli sermaye birikimine ulaştırılmaya çalışılan burjuvazi Devlet bürokrasisiyle ve oligarşisiyle kader ve çıkar birliği içersine girdi. Karşılıklı olarak birbirini besledi.Yine Devlet eliyle ve olanaklarıyla yaratılmış finans sistemi bu bürokratik ve kent soylu oligarşik yapının hem finans kaynağı hem de payandası oldu.

KEMALİZMİ KİM KULLANDI!?

Daha Mustafa Kemal ve kadrosu, Devlet ve siyasal iktidardayken  yaşanan Cumhuriyet değerleriyle bu yabancılaşma,ayrışma, hesaplaşma ve iktidar paylaşımı kavgası bir anlamda Cumhuriyeti ve Mustafa Kemal’i, devrimci kadrolarını yedi,bitirdi.
Bu tarihin bir cilvesidir, yaşanmış bir trajedidir.
Cumhuriyet’in varlık nedeni ve koşullarından olan ulasalcılık,bağımsızlıkçılık, halkçılık, milliyetcilik, devrimcilik gibi değerler bir mum gibi tek tek eridi. Türkiye daha dün, binbir zorluk ve güçlükle, bedel ödeyerek kovduğu sömürgeci yani emperyal ülkelerin yeniden işbirlikçisi konumuna itildi.

Şu söylenebilir: Mustafa Kemal, dünün ezberi gibi, çok partili siyasal yaşama geçişle birlikte CHP’den ayrılıp DP’nin kuruluşu ve iktidara gelişiyle darbe yemedi,örselenmedi,yıkılmadı. Kemalizm, daha Mustafa Kemal yaşarken, kendi içinden ve çevresinden darbeyi aldı, karşı devrimi yaşadı...

KEMALİZM BİR MASKE Mİ?

Ancak, Türkiye’de ekonomik ve politik anlamda oyun, hep Kurtuluş Savaşının Önderi ve Cumhuriyet   Devletini kuran Mustafa Kemal ve arkadaşlarının, Cumhuriyet değerleri ve kurumları üzerinden oynandı.
Bu da doğaldı...
Çünkü, işbirlikçi oligarşik yapıyı siyasal ve sosyal açıdan toplumda kim tehdit ediyorsa egemenler için vazgeçilmez olan Cumhuriyet ve Mustafa Kemal adına, bu tehlikenin ortadan bir şekilde kaldırılmasıydı.
Türkiye kapitalizminin 50’lili, 60’lı, 70,’li yıllarında yaşadığı tüm ekonomik ve hatta sıklıkla yaşanan siyasi krizlere, askeri darbelere karşın sergilediği sıçrama ve serpilmenin güvencesi ve garantisi bu Devlet yapısı ve ideolojisi oldu.
Devlet olanaklarından beslenmeyi ve sermaye birikimini sağlamak için Devlet’e sürekli koçbaşlığı görevi vermeyi iş edinmiş burjuvazi, bu düzeni sürdürebilmek için çok şey borçlu olduğu bürokratik oligarşiyi, onun finans ayaklarını,basınını,hatta mafyasını, askerini, polisini, siyasetçisini, sanatçısını, bilim insanlarını, gencini yaşlısını, işçisini köylüsünü   tepe tepe kullandı, semizlendi.
Egemenler için bu koşullarda ithal ikameci sanayileşmeve  kalkınma vazgeçilmezdi.Demokrasi, çağdaş hukuk düzeni ve hukukun üstünlüğü, insan hak  ve  özgürlükleri, en doğal insani ihtiyaçlar ve talepler bunlar için hikayeydi...

DÜN ÖZAL’I ÖLDÜRÜN YARIN ERDOĞAN’I DA ÖLDÜREBİLİR...

Türkiye’de Cumhuriyetle birlikte ve Cumhuriyet kullanılarak oluşturulmuş ve kurulmuş bu kara düzen,bu kirli yapı  özellikle 70’li yıllardan başlayarak ekonomik ve toplumsal gelişmeye koşut olarak çatırdamaya,tel tel çözülmeye ve dağılmaya başladı. 12 Eylül askeri darbesinin zifiri karanlık ortamı ve uyguladığı baskı bile çözüm olmadı.Çatırdama ve çözülme bu yıllarda da içten içe sürdü...
Öyle ki, bu kara düzenin çözülüşve dağılış sürecinde toplumsal dinamiklerin sol tandanslı gelişmesinden ürkerek sol’u ezenler, bu dinamiklerin farklı ideolojik ve siyasal formatlarla gündeme gelmesini, toplumun değişim talebini önleyemedi. Oluşturulmuş ve pekiştirilmiş kalıp parçalandı....
Ak Parti’nin iktidara gelişi ve sonrasında yaşananların nedenlerinden birisi budur.Ancak, yukarıda dikkat çektiğim gibi, bu süreç özellikle Özal ile başladı ve Özal’a bu hesaplaşmanın diyeti canı alınarak bir şekilde ödettirilmeye çalışıldı. Eminim ki, Özal’a bedel ödettiren güç ve zihniyet bugün fırsatını bulduğu an Başbakan Erdoğan’a da aynı şekilde diyet ödettirmekten kaçınmayacaktır.

KEMAL’İN SIRTINDAN İNMEK, OMUZA ALMAK GEREK..

Şu söylenebilir; Türk burjuvazisi yani kent soylu sınıfı, uzun bir zamandır, yapı ve konum, renk değiştiriyor. Ya sınıfdaşlarıyla uzlaşıyor ya da hesaplaşıyor.
Düne kadar ülkenin ve kentlerin yönetiminde söz sahibi olan, ekonomik, sosyal  ve siyasal yaşamı belirleyen statükocu ve ortak ideolojik özelliği  “laik” burjuva kesimiyle ve bu sınıfın etkisi altındaki diğer toplumsal kesimlerle farklılaşmasını hesaplaşmaya dönüştürüp,  tasfiye noktasına taşıyor.

HALK SADECE İZLİYOR

Günümüz CHP’sinin parti içersinde yaşadığı sorunlar, ayrışma eğilimleri, iktidar olamama ezikliği, darbecilik, hastalığının nedensellikleri en başta CHP parti yönetiminin, Türkiye’deki bu değişim sürecini algılayamaması sorunundan kaynaklanıyor. Bu CHP’yi örseliyor, bitiriyor.
Dikkat edilirse, CHP’nin bu gidişe ‘dur’ demek için geliştirdiği siyasi reflekslerinde alışıla gelmiş Kemalizm ve laisizim tartışmaları, bu değerler üzerine örülmeye çalışılan iktidar özlemi ve toplumsal korku politik açıdan dikiş tutmazken, toplumda yanıt da bulmuyor.

EZBERİ BOZAN GÜÇ KİM!?

Çünkü, Türkiye’de en rasyonel sınıfların başında burjuvazi geliyor.Daha da önemlisi, artık Türk burjuvazisi, Cumhuriyet öncesi ya da Cumhuriyetin ilk yıllarında olduğu gibi ciliz ve avane bir sınıf değil. Ulusal ve uluslararası partnerleri küçümsenmesi mümkün olamayacak kadar güçlü ve akılcı. Örneğin, Türkiye’de yıllarca diledikleri gibi ekonomik,sosyal ve siyasal yaşamı belirlemiş ve  diledikleri gibi at koşturmuş TÜSİAD’ÇILAR bile günümüzde kendi içlerinde yönetim ve liderlik kaygısına düşmüş durumdalar.

DEĞİŞMEYEN TEK ŞEY
DEĞİŞİM..!

İşte, değişen ve gelişen ne bunun iyi anlaşılabilmesi ve bu sürecin iyi okunması gerekiyor.
Türkiye’de ekonomik yaşamın aktörleri artık düne göre farklı bir format içersine girmenin yanı sıra bu değişim ve dönüşümün her alanda gerçekleşmesinin arayışını sergiliyor.Devlet, değişip dönüşüyor... Siyasal yaşam tüm figüranları ve paydayları ile değişip, dönüşüyor. Türkiye’nin dış politikası yeniden biçimlendirilip, şekillendiriliyor. Değişmeyen ve dönüştürülmeyen hemen hiçbir şey yok..!Bu değişim ve dönüşüme ayak direyenler ise bir şekilde tasfiye ediliyor.

OYUN BİTİYOR...

Bu, değişim ve dönüşüm süreci tamamlanailecek mi, bunu hep birlikte göreceğiz.Tamamlanırsa, ortaya nasıl bir Türkiye çıkacak, bunu da hep birlikte yaşayarak, göreceğiz...
Ancak, ne olursa olsun, birilerinin yıllardır oynadıkları oyunun bir uzantısı olan, “Cumhuriyet yıkılacak..Laisizim elden gidecek..Şeriat gelecek” gibi artık bebelerin bile inanmadığı  umacı hikayelerinin dönemi bitiyor. Biten, aslında yıllanmış oligarşik saltanatlar, kirli ve karanlık düzenler...Bu, “yeni” adına açılan her sayfanın temiz ve kansız olduğu anlamına da gelmiyor.

Türkiye’nin daha yürümesi gereken çok yol var ve her yol ayrımında neleri görüp,tanık olacağız, kim bilir...

Esen kalın...
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ