Bugün: 18.08.2017

DARBELERLE HESAPLAŞMAK!

DARBELER,DARBECİLER VE BAŞBUĞ`UN TAHLİYESİ...
Türkiye’nin 26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Silivri Cezaevinden tahliye edildi.

CUMHURİYET 
TÜRKİYESİ ‘İLK KEZ’ 
‘PAŞALARA’ ELLENDİ..

Yaşanan olay ve bir Genelkurmay Başkanının gözaltına alınması, tutuklanması, mahkemeye çıkartılarak 26 ay cezaevinde tutulması Türkiye’de bir ilk..
Anımsayın..!
Başbuğ’un dışında bir çok genelkurmay başkanı, kuvvet komutanı, üst düzey subay benzer olayları yaşadı. Hala da bir çoğu  tutuklu ya da hükümlü olarak cezaevinde..
Bu olaylar da Cumhuriyet tarihinde bir ‘ilk’ olarak yaşandı ve halen de yaşanıyor..!

TÜRKİYE, 
DARBELERLE 
HESAPLAŞIRKEN 
NEREDE HATA YAPTI!?

Silivri’den tahliye edilmesi sonrası Başbuğ, şöyle dedi:
“6 Ocak akşamı hatırlarsanız şöyle demiştim; Türkiye Cumhuriyeti`nin 26. Genelkurmay Başkanı terör örgütü kurmaktan tutuklanmıştır. Takdir yüce Türk milletinindir. Aradan tam 2 sene 2 ay yani toplam 26 ay geçti. Bizi bu cezaevinde 26 ay nefret ve intikam duygularıyla hareket edenler tuttu. Benim 26 ay hayatımdan çaldılar. Benim 26 ay hürriyetimden yoksun bıraktılar. Ama dediğim gibi yüce Türk milleti oynanan oyunu bozdu. O yüzden burada yüce Türk milletine en derin şükranlarımı sunuyorum.”
Öncelikle şunu belirtelim: Hukuk, yargı ve adaletin şu veya bu nedenle gölgelenmesi ve şaibe altında kalması ülkenin ve toplumun vicdanını incitir, telafesi zor, imkansız yaralar açar.
Özel Yetkili Savcılar ve Özel Yetkili Mahkemeler, ceza yasamızdaki bir çok anti-demokratik ve çağdışı düzenlemeler, maddeler, ne yazık ki, bunun önünü açtı. 
Binlerce insan,bu nedenle ve kullanılan yöntemlerle ,varılan hükümlerle mağdur edildi, haksız yere zindanlara atıldı.
ÖYM’lerin kaldırılması  demokratik dinamikler ve toplumsal bir baskı ya da Başbuğ’un ifadesiyle ‘milletin talebi’ sonucu gerçekleşmedi.
Devlet ve iktidar, bir anlamda ‘çarşafa dolandı’ ve hukuk, yargı ve adalet konusunda yaşanan kördüğümün  ‘bir şekilde çözülmesi’ için devlet ve iktidar adım atmak zorunda kaldı.

KURTLA KUZU 
HİKAYESİ GİBİ..!

Bakın, Başbuğ,  şöyle devam ediyor:
“Benim serbest bırakılmam bir başlangıçtır. Bütün kalbimle inanıyorum ki Silivri`de Sincan`da Maltepe`de benim gibi suçsuz bulunan arkadaşlarım da en kısa zamanda hürriyetlerine kavuşacaklardır. Bu olmazsa benim serbest kalmamın hiç bir anlamı olmaz. Ben ne kadar suçsuzsam içeride yatan arkadaşalrım da o kadar suçsuzdur. Bugün benim serbest bırakılmamda sunulan gerekçeler hepsi için de geçerlidir.”
Ben, ne savcı ne de yargıcım...
Peki, gerçekten Başbuğ ve TSK bünyesinde yapılan ‘darbe’ operasyonları tamamen devlet ya da siyasal iktidarın  kurmaca bir oyunu muydu?
Ya da ‘birileri’mi, devlete ve iktidara tezgah kurup, bu operasyonları düzenletip, insanların mağduriyetine neden oldu?
Türkiye’de gerçekten  TSK’ni de içine alan bir darbe girişimi yok muydu?

ABD VE NATO İLE 
HESAPLAŞMADAN 
OLMAZ!

‘ÇIĞLIK’ kitabımı yazarken, Önsöz’ün de referandum öncesi şuna dikkat çekmiş ve vurgulamıştım: Kuşkusuz, Türkiye’de askeri darbeler ve darbecilik girişimleri ve eğilimiyle mücadele etmek; darbecileri yargılamanın kapısını aralamak ve başarılabiliyorsa yargılamak, demokrasimiz açısından önemliydi. 
Ancak, Ak Parti iktidarının bunu layıkıyla yapamayacağını ve sonuna kadar bu mücadeleyi taşıyamayacağını hep vurguladım.
Önemli bir şeye daha dikkat çektim ve dedim ki; siyasal iktidarlarını ABD ve NATO’ya borçlu olanlar, ülkedeki askeri darbelerin önünü açan ve gerçekleştirilmesini sağlayan, darbelere destek verenlerin bugün ‘yeni dünya düzeni’ politikaları çerçerçevesinde  gerçekleştirilmesine göz yumduğu, yol verdiği darbelerle hesaplaşmasını sonuna kadar ve layıkıyla sonlandıramazlar.
Görünen o ki, öyle de oldu..!
Bir başka ifadeyle, Türkiye’de askeri darbelerin mimarı ve hamisi olan ABD ve NATO,  gelişmekte olan bizim gibi ülkeler nezdinde bir politika değişikliği içersine girip, ‘kendi evlatları’yla hesaplaşmanın vizesini bizlere sundu...
Sanırım, Türkiye’de darbeciler ve darbe girişimcileri için en büyük hayal kırıklığı, ABD ve NATO şemsiyesinden, korumasından çıkartılarak savcılık ve yargı önüne çıkartılmaları ve cezalandırılmaları yolunun açılmasıydı.
Türkiye’nin NATO’ya girişi ile ülkemiz gibi geri ya da gelişmekte olan ülkelerde soğuk savaş tehdidine karşı oluşturulmuş kontr-gerilla yapılanmaları, gladio türü ‘derin’ yapıların tasfiyesi ve bizim gibi ülkelerde ‘yeni dünya düzeni’ne uygun ‘yeni ve derin’ yapıların oluşturulması bu politikaların sonucuydu ama bu tam olarak anlaşılamadı.

DEVLET VE İKTİDAR 
BU SÜRECİ ‘PİÇ’ ETTİ!

Gelinen nokta da, Türkiye, demokrasi yolunda tarihsel ve toplumsal bir olanağı büyük ölçüde yitirdi.
Devlet ve siyasal iktidar darbeler ve darbecilere karşı harekete geçtiğinde tüm bu sürecin kontrolünü, yönlendirmesini elinde tutan ABD ve NATO, darbecilerle  hesaplaşma sürecinde iktidarı yarı yolda ve sınıfta bıraktı..!
İktidara cemaat eklemlenmesi(ki özellikle  cemaat üzerinden CİA ve MOSAD iktidarı da  bypass edip, kontrol altında tutarak,  ) ve emniyet aşamasından başlayarak savcılık ve mahkemeler nezdinde yaşanan keyfilikler, hayali senaryolar, farklı kaynaklardan beslenen kin ve nefret duyguları, göstermelik davalar ve mahkemeler, telefon ve ortam dinlemeler, kasetler, oynanmış CD’ler, ‘gizli tanık’adı altında yövmiyeli muhbirler, kurulan tuzaklarla yaşanan süreç adeta ‘piç’ edildi ve  toplumda darbecilik yerine mağduriyetler ve hukuk dışılıkların konuşulup, tartışılmasının önü açıldı.

TÜRKİYE’DE 
DARBELER VE 
DARBECİLİK MAHKUM
 EDİLMELİ!

Okurlarımız ve kamuoyu şu soruyu kendilerine sormalı ve yanıtını ısrarla aramalı:
-27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül askeri darbelerini yaşamış ve sayısız askeri darbe girişimine maruz kalmış Türkiye’de darbeler ve darbecilik, bir paronayanın ürünü müydü?
“Bütün kalbimle inanıyorum ki Silivri`de Sincan`da Maltepe`de benim gibi suçsuz bulunan arkadaşlarım da en kısa zamanda hürriyetlerine kavuşacaklardır.”
Sn.Başbuğ’un bu ifadelerini, 27 Mayıs’ı  bir kenara bırakıp, 12 Mart, 12 Eylül darbeleriyle, 28 Şubat’ta ‘balans ayarı’na tutulan binlerce ve onbinlerce   haksız yere baskı ve işkencelere, yargılamalara ve idamlara, mahkumiyetlere maruz kalmış insanlara sormak gerekiyor.
Hep yazdım ve her ortamda dillendirdim: Bu darbeleri yapanlar ve bu ülkenin insanlarına eziyet ve işkence edenler, göstermelik mahkemelerde hukuk dışı bir şekilde yargılayıp, asıp kesenler Mars’tan gelmedi..!

ÜLKENİN YYILLANMIŞ
ÇIĞLIĞINI 
DUYMAYANLARIN 
KULAĞI VE GÖZÜ 
YOKMUYDU!?

Sn.Başbuğ, Ergenekon ve Balyoz davaları ile benzer davalardan yargılanan ya da tutuklanmış, hüküm giymiş insanların nasıl mağdur edildiklerini anlatıyor.
Sn.Başbuğ, ilk kez polis, savcı,mahkeme, hapishane gördüğü ve yaşadığı için olayın dehşet vericiliğinden ya da acılığından ibretle söz edebiliyor.
Ben de aynen sn.Başbuğ’un duygu ve düşüncelerine içtenlikle katılıyorum ama şunu da şahsına sormadan edemiyorum:Yıllarca TSK ve emir-komuta zinciri içinde kendilerinde ülke yönetimine el koyma hakkını bulanlar, kendi ülkesine ve insanlarına ne adına neler yaptılar ve o zaman ‘adalet’ diye bağıran biçare insanların çığlığını duyamayacak kadar kulaklarınız duymuyor, gözleriniz görmüyor muydu!?

HESAPLAŞMADAN 
OLMAZ!

Evet, Türkiye, darbeler ve darbecilerle, inatla, kararlılıkla, inançla ve sonuna kadar hukuki ve demokratik zeminde hesaplaşmalıdır..!
Bu, 12 Eylül darbecilerinin Arayasası ve yasalarıyla olmaz..!
Bu, özellikle ABD ve NATO’nun icazetiyle, ajanlarıyla, mandacı ve muhiplerle olmaz!
Türkiye ve Ak parti iktidarı bugün bu eksikliğin ve yanlışın faturasını ödüyor. 
Çünkü rehberiniz karga ise burnunuzun b..ktan kurtulamaması kaçanılmazdır.
Darbeler ve darbecilerle hesaplaşmada toplum örgütlü ve kitlesel olarak yer alamıyorsa, demokratik bir Anayasaya ve düzene tüm kurumlarınızla ve kurallarıyla hazır değilseniz olmaz!
İşte asıl tehlike, demokrasi ve adalet, özgürlük adına hesaplaşmanın dumura uğratılması, kirlenmesi ve ‘timsahların gözyaşları’ içinde sahneye çıkarak, aptalca neden olduğunuz mağduriyetleri kuşanarak, kendi yavrularını afiyetle yemesini farkında olmadan meşrulaştırmanızın yolunu açar..!

ABD VE NATO, DARBECİLERİN ÖNÜNÜ AÇTI!

Bu ülke ve toplum için, toplumun en aydınlık, en bilinçli, en örgütlü kesimleri için tehlikedir..
Politik algı yönetimiyle bunu zaten büyük ölçüde başardılar. Düşünün, askeri darbelerden ve darbecilikten en çok mağdur olmuş sol ve ulusalcı kesimler, bugün ‘Kemal’in askeri’ olarak, haklı veya haksız bu insanları gösterir ve sunarken, bir yandan da bağırıyor: ‘Biz de Kemal’in askerleriyiz!’
Ne alaka..!?
Bu da Türkiye’ye karşı oynanan oyunun bir başka politik versiyonudur...
‘Kemal’in askerlerine’ bu millet kurban olur ama gerçekten Kemal’in askerlerine, darbecilere değil..!

TEHLİKELİ BİR 
SÜRECE GİRİYORUZ..

Ben, Türkiye’nin tehlikeli bir sürece girdiğine inanıyorum. 
Türkiye; demokrasi, özgürlük ve adalet açısından darbeler ve darbecilerle hesaplaşma konusunda yine sınıfta kalma riskiyle karşı karşıya...
Temennim, ülke ve toplum olarak,bunun bedelini önümüzdeki günlerde çok ama çok ağır ödemememiz yönünde.
Esen kalın...

sonkursungazetesi.com.







Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 862