Bugün: 27.06.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • Darbeler ve darbecilerle hesaplaşma...

Darbeler ve darbecilerle hesaplaşma...

Ancak, ilginç ve bir o kadar da düşündürücü olan şey şudur: Dünün darbelerden ve darbecilikten mağdur olmuş insanları, demokratlar, yurtseverler, devrimciler, sosyalistler, sosyal demokratlar ve Kemalistler konu Ak Parti her ne olursa olsun, siyasal ikt
Bu makelemizde  “darbeler” ve “darbeciler” konusu üzerinde duracağız.
Bu konu, ne yazık ki, darbeler ve darbecilerle ilgili açılmış ve yürütülmüş soruşturmalar, yargılamalar ve verilmiş hükümlerle  kamuoyunda en çok sorgulanan ve tartışılan  konuların başında gelmektedir.
Türkiye Cumhuriyet tarihinde darbeler ve darbecilik eğilimi yaşanan olaylarla bir vakadır ve Türk toplumu, darbelerle ve darbecilikle hesaplaşmak ve bu hesaplaşmayı, bedeli ne olursa olsun, en uç noktaya kadar taşımak ve bu  darbecilik defterini kapatmak zorundadır.
Bu genel toplumsal bir kanımıdır? Evet!
O zaman sorun, siyasi iradenin ve toplumun en geniş örgütlü kesimlerinin bu hesaplaşmayı demokrasi ve özgürlükler için bir amaç haline getirmesidir.
Ancak, ne yazık ki, bu Türkiye’de böyle olmadı ve böyle yaşanamadı.


Öncelikle bir gerçeğin altını çizmekte yarar var. Dünyada askeri faşist darbelerle ve darbecilikle  siyasi açıdan mücadele veren hep sol ve sosyalist partilerle, bu siyasal güçlerle ilişkili başta sendikalar olmak üzere, geniş örgütlü toplumsal kesimler olmuştur.
Türkiye’de ise, faşist askeri darbeler ve darbecilerin hışmına uğrayan ön örgütlü ve en bilinçli, en mücadeleci siyasal kesim sol ve sosyalistler olmasına karşın, faşist askeri darbeler ve darbecilikle siyasal açıdan hesaplaşma, ister kabul edelim ister etmeyelim, merkez sağ ve özellikle islami siyasal hareketlerle, onların siyasal temsilcisi Ak Parti olmuştur.
Ak Parti, bu siyasal hesaplaşma sürecinde, ne yazık ki, başından bugüne siyasal açıdan yalnız bırakılırken, toplumun örgütlü kesimleri de genel olarak bu hesaplaşmaya omuz vermekten  adeta imtina etmiştir.
Bu nokta da, ortada çelişkili bir tablo söz konusudur. AK parti dışındaki siyasal yelpazenin unsurları CHP ve MHP başta gelmek üzere, darbeler ve darbecilerle hesaplaşmaktan doğrudan kaçınırken, geniş ve örgütsüz toplum kesimleri siyasal iktidara sürekli bu hesaplaşmada destek vermiş, iktidarın yanında olmuştur.

burada üzerinde durulması gereken önemli bir faktör daha var.
Bu gerçeği, “12 Eylül Karanlığına Karşı direnişin Destanı/ ÇIĞLIK” isimli 6. kitabımın önsözünde de önemle vurguladım.
12 Eylül askeri faşist darbesi ve öncesindeki 12 Mart ve 27 Mayıs askeri faşist darbelerinin, 28 Şubat “balans ayarı” ve benzer post modern darbe girişimlerinin hemen hepsinin ardında içsel nedenlerin yanı sıra dışsal dinamikler de vardı.
Tüm bu faşist darbelerin ardındaki uluslararası güç odağı başta NATO olmak üzere ABD, AB emperyalizmi ve İsrail siyonizmi idi.
O nedenle, Türkiye’de askeri faşist darbelerle ve darbecilikle  demokrasi ve özgürlük adına hesaplaşmak iradesini gösteren bir siyasal iktidarın ya da toplumun örgütlü kesimlerinin bu uluslararası darbeci ve emperyal güç ve çıkar odaklarıyla hesaplaşmadan yürüyebilmesi mümkün değildir.
Ak Parti’nin de bu siyasal süreç de  belini büken en büyük handikap bu idi. Ak Parti’nin darbeler ve darbecilik eğilimiyle hesaplaşma sürecinde yalpalamasının, olmadık duruşlar sergilemesinin, ikircikli  ve zaman zaman yanlış davranışlarının altında  bu nedenselliğin önemi yadsınamaz.

Neden ve niçin?

1.si Türkiye, emperyal ülkelerle, siyonistlerle ve NATO gibi askeri, IMF gibi mali   ittifaklarla ilişkilerini gözden geçirerek, ulusal bağımsızlık ve egemenliğine sahip çıkmadan, bu dışsal faktörü  devre dışı bırakamaz.
2.si Cumhuriyet tarihinde Devlet’in kurumsallaşması ve Devlet geleneğinin, kültürünün oluşumunda  özellikle askerin ve darbecilerin rolü yadsınamaz. Bir anlamda TC Devleti’nin hamuru, zaman içinde bizzat darbeciler tarafından yoğrulmuş, biçimlendirilmiştir. Bu yapılırken de, Cumhuriyet değerleri ve kurumları, Kemalistler bizzat bu güç ve çıkar odakları tarafından tasfiye edilmiştir.
3.sü, Türk toplumu siyasal, hukuksal ve kültürel, psikolojik  yapısı ve yaşamıyla  darbeciler eliyle şekillendirilmiş ve biçimlendirilmiştir.
4.sü, demokrasinin payandası konumundaki  siyasal ve sosyal yaşamın vazgeçilmezleri olan sivil toplum örgütleri de darbecilerin doğrudan ya da dolaylı manipülasyonlarıyla nitelik ve biçim değiştirmiştir.

Böylesi koşullarda ve darbecilikle ilgili böylesi elverişsiz bir ortamda AK Parti’nin darbeler ve darbecilikle hesaplaşmasında sıkıntı ve sorunlar yaşanmasından daha doğal ne olabilir.
Kuşkusuz, AK parti’nin darbecilik ve darbelerle hesaplaşmasının en büyük siyasal dürtüsü, 28 Şubat olmuştur.
Siyasal islamcı kesim ve muhafazakarlar, Fazilet partisi ve Erbakan’ın Çiller’le yaptığı koalisyon hükümeti döneminde Türkiye’de kendilerdine darbeci yapı ve emperyal ve  siyonistler tarafından iktidar olabilme şansı verilmeyeceğini net bir şekilde gördüler ve yaşadılar.
Recep Tayyip Erdoğan’ın yaşanan tasfiye sürecinde öne çıkması ve bir grup arkadaşıyla AK parti’yi kurarak, iktidar olması siyasal açıdan özgün ve içsel dinamiklerin sonucudur. Bu nokta da, Erdoğan ve arkadaşlarının “Milli Ğörüş gömleğini çıkarttık, değiştik” beyanlarının günümüzde fazla öneminin kalmadığına inanıyorum.
Çünkü, ülke içinde ve dışında darbeci güç ve çıkar odaklarının zaten beklentisi ve duymak istedikleri buydu ve  Erdoğanile arkadaşları bunu yerine getirerek, iktidara kapalı kapıları açtı.

Bu süreç de gözden ırak tutulmaması gereken  bir diğer önemli şey ise, Türk burjuvazisinin değişen mali konumu, hedefleri ve talepleridir.
Türkiye’de Cumhuriyet devleti’nin kuruluşu ile birlikte Cumhuriyetten beslenen, keşvik edilen birburjuva sınıfı vardı.Bu sınıf, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki millici karakterini çabuk tüketti ve tarihsel açıdan  toplumsal gerçeğe uygun olarak işbirlikçi  bir kimliği, konumu üstlendi.
TÜSİAD, bu kesimin mali dükalığını temsil eden kurum oldu.Kendi  dükalığının ayaklarını ekonomik ve toplumsal yaşamda hızla geliştirip güçlendirdi. Medya ile ilişkiler, Ticaret Borsası ve Ticaret Odaları, bankacılık bu gücün, bir canavara dönüşme evrimidir aynı zamanda.
Bu canavar, darbeciydi ve darbecilerle iç içe, karanlık, kanlı bir dükalıktı. Kemalizm, bunlar için ideolojik ve siyasi bir payandaydı. Kemalizmi yıllardır tepe tepe kullandılar. İstedikleri iktidarı getirip, istemediklerini götürdüler.
Türkiye, bu mali ve siyasi dükalıkla 2002 yılında Ak Parti’nin iktidar olmasıyla  hesaplaşmaya başladı ve bu hesaplaşma, günümüzde büyük ölçüde tamamlanmış durumda.  Taksim Gezi eylemlilikleri ve protestoları, bu dükalığın son siyasal çirpinışlarına örnek  verilebilinir.

Okurlarımız bunların Balıkesir ya da Bandırma ile ilgili ne, diye düşünebilirler.Ya da bunların Pekel-Mirza-Onur’un başkanlıklarıyla veya adaylıklarıyla ne ilgisi olabilir ki, diye sorulabilinir.
Var, hem de öylesine var ki, insanlarımız yaşananları tüm yönleriyle bilmeli, karşısındaki siyasi muhataplarının neyin peşinde olduklarını görmeli ve bu süreci sorgulamalıdır.
Baştan belirtelim: Derdimiz kişiler,kişilikler değil..!
Örneğin, Ak parti Milletvekili Cemal Öztaylan, “Ergenekon” un Türkiye’de en örgütlü ve en güçlü olduğu ilin Balıkesir olduğunu söylerken, hayal mi görüyordu?
28 Şubat ve sonrasında gündeme gelen darbe girişimleri  bir Ak Parti uydurmacası mı yoksa bir gerçek miydi?
Anayasa mahkemesi’nin açtığı Ak parti’nin kapatılması davası ve  Öztaylan’ın siyasetten men edilmesi talebinin ardında neler vardı?
Öztaylan’ın belediye başkanlığı döneminde makamına gelen “derin” kişiler ne adına gelmişlerdi ve Öztaylan’dan ne istemişlerdi?
Ak Parti’nin kuruluşunda Erdoğan’ın yanında yer almış, “Özel Kalem Müdürlüğü”nü yapmış, sonrasında milletvekili seçilmiş Turan Çömez, vekilliğinin son yıllarında içer de ve dışarda kimlerle ilişki içinde ve neyin peşinde idi?
Donanma’da ortaya çıkan Çömez belgesi ve AKP ile ilgili istenen bilgilerin, yapılması istenilenlerin demokrasi ve özgürlükler açısından bir izahı var mı?
2009 Mart yerel seçimleri öncesinde ve sonrasında kamuoyuna yönelik dezanformasyon faaliyetlerinde kimler, hangi basın kuruluşları ve hangi “gazeteciler” kullanıldı?
Balıkesir ve Bandırma’da hangi sivil toplum örgütleri temsilcileri AK parti karşıtı bu sürecin figüranlığına fiilen ve nasıl soyundu?
Bu süreçte, Devlet kurumları ve görevlileri, ne roller üstlendi ve hangi provakatif çabalar içersine girdi?
Bu ve benzeri karanlıkta kalmış oaha bir çok soru sorulabilir.

Ancak, ilginç ve bir o  kadar da düşündürücü olan şey şudur: Dünün darbelerden ve darbecilikten mağdur olmuş insanları, demokratlar, yurtseverler, devrimciler, sosyalistler, sosyal demokratlar ve Kemalistler konu Ak Parti’nin her ne olursa olsun, siyasal  iktidardan gitsin, gönderilsin noktasına gelince, bir anda darbecilik ve darbeciler sempatik bir hal alıyor.
Neymiş?
Ak parti, Türkiye’yi ILIMLI  İSLAM CUMHURİYETİ yapıp, ŞERİATI getirecekmiş!!!
Sahtekarlar ve yalancılar...
Öyle ki, şeiatın ya da islami bir iktidarın ya da islami bir toplumun karşıtı askeri faşist  darbeymişçesine demokrasi ve özgürlük adına ŞEYTAN KUTSAMAYA çıkılıyor.
Oysa ki, bunlar SİSİ’nin emperyalist ve siyonist ŞEYTANLARI!!!
Bu şeytanlığında aksesuarı olarak yine Mustafa Kemal’in adı kullanılmaya çalışılıyor.
Yazık, çok yazık..!

Bandırma ve bölgemiz için şu söylenebilir: Demokrasi ve özgürlükler adına, darbe ve darbecilerle ilgili sınıfta kaldık!
Güney Marmara ve Bandırma, bu tarihsel ve güncel ayıpdan bir şekilde kurtulmalı.
Bu, salt Ak Parti’nin siyasal bir sorunu da değildir. Bu, ülkenin ve geleceğimizle ilgili bir sorundur ve böyle görülmeli.Hatta tam tersi, darbelerle ve darbecilerle hesaplaşma, Ak Parti’ye bile bırakılmamalı.

Esen kalın...
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1118