Bugün: 19.10.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • CESARET...CESARET...CESARET...!

CESARET...CESARET...CESARET...!


14 Aralık tarihinde  ‘cemaat’in  TV ve gazetelerine yönelik gerçekleştirilen polis operasyonuyla ortalık bir anda toz dumana  döndü. Bu, beklenen bir operasyondu ve bir kaç gün öncesinden ‘Fuat Avni’, operasyonun yapılacağını ve gözaltı listesini yayınlayarak, kamuoyunun merakını gidermişti! 14 Aralık, operasyonuyla ‘Fuat Avni’nin ‘içerden’ edindiği bilginin üç aşağı beş yukarı doğru olduğu da anlaşıldı.

 

Operasyona verilen tepkiler, yapılan açıklamalar ise hem ilginç hem de kara kara düşündürücü…

 

Siyasal partiler nezdinde CHP’den MHP’ye, BBP’nden HDP’ye hemen herkes sırada. Keza, başta Doğan Grubu, SÖZCÜ olmak üzere ‘sol’ olarak bilinen bir çok basın  ve yayın organı da protesto kervanına katılmış durumda. Özellikle ‘cemaat’ ile CHP ilişkisi yönündeki yorumları  abartılı bulunlar,CHP İzmir Milletvekili Birgün Ayman Güler’in “Her ne kadar parti yönetimimiz inkar etse de 30 Mart seçimlerinde bir ittifak yaptı, cemaatle ittifak yaptı” beyanına bakmalılar.

 

Tepkiler de;  ‘ demokrasi’, ‘ insan Hakları’, ‘basın özgürlüğü’, ‘çağdaş hukuk’, ‘yargının bağımsızlığı’ gibi evrensel değerler ön plana çıkarken, operasyonu gerçekleştiren siyasal iktidar ve devlet, ‘faşist’, ‘diktatör’ , ‘zorba’ gibi kavramlarla tanımlanıp, değerlendiriliyor.

 

Yaşananların ne anlam ifade ettiğini anlayabilmek için ‘dış basın’a ve başta ABD ve İsrail olmak üzere AB ülkelerine bakmak gerekiyor. Çünkü, genel olarak beslendiğimiz ve yönlendirildiğimiz merkezler buraları…Örneğin, son operasyonu anlamak isteyenler başta Amerikanın Sesi olmak üzere Wall Street Journal, THE GUARDIAN, Wall Street Journal gibi gazetelerin haber ve yorumlarına bakarak bir fikir edinebilirler.

 

Bu tablonun özellikle dışında kalan bir siyasal parti var, o da İşçi Partisi.. Medya organlarından ise ,Ulusal Kanal, Oda TV ve Aydınlık  gazetesi. İP Genel Başkanı Perinçek’in ‘cemaate’ yönelik  tüm operasyonlara destek verecekleri yönündeki beyanları iyi irdelenip, okunmalı.

 

‘Cemaat’ olayı ve yaşanan operasyon, ülkemiz basın ve yayın yaşamını doğrudan ilgilendirmiyor. Çünkü, cemaate ait TV ve yazılı basın-yayın organlarının,siyasal iktidar ve devlet tarafından, ‘özgürlük’ eksenli hedef yapıldığını ,yaşananların bir basın özgürlüğü sorunu olduğunu iddia edebilmek mümkün  değil.

 

Bu operasyon ; dinsel amaçlı olduğu iddia edilen ve  kamuoyunda ‘hizmet hareketi’ olarak nitelendirilen Gülen Hareketinin, uluslararası bağlantılı olarak devleti ele geçirme; ülkenin idari, askeri, polisiye, istihbari kurumları ve  yargı yanı sıra  siyasi, toplumsal, ekonomik, kültürel, sportif yaşamını  farklı amaç ve çıkarlar için dizayn etme çabasından kaynaklanıyor.

 

Bu konuda özellikle Rusya’nın ‘cemaat okulları’ ve faaliyetleriyle ilgili aldığı karar ve yaptırımlar önemli.

 

Rusya Dışişleri Bakanlığı İnsan Hakları, Demokrasi ve Hukuk Üstünlüğü Özel Temsilcisi Konstantin Dolgov, Twitter üzerinden AB’ye ‘Türkiye’ye 14 Aralık operasyonuyla ilgili getirdiğiniz eleştiriler samimi değil’ mesajını gönderdi. Rusya yönetimi daha önce de Cemaat okullarının faaliyetlerinden dolayı, bu okullara yaptığı operasyonlarla gündeme gelmiş”(Odatv) ve cemaatin, Türkiye üzerinden ABD adına  faaliyet yürüttüğünü vurgulamıştı.

 

Biz, son cemaat operasyonu ve operasyonla ilgili Balıkesir Adliyesi önünde gerçekleşen cemaat tepkilerine dönelim. Yaklaşık 1000 kişilik bir grubun,yayınladığı basın bildirisinde dile getirdikleri, gerçekten manidar ve şöyle deniyor:

“Herkes emin olsun ki; asla korkuya esir olmayacağız ve zorbalığa boyun eğmeyeceğiz. Bu karanlık dönemin bir gün geride kalacağına ve Türkiye´nin, basını tamamen özgür, ileri bir demokrasi olacağına inancımız tamdır."

 

Yıllardır bu işin mesleki çilesini çektiğimiz gazeteci dostum Tarık Sürmelioğlu da gazetesinde şöyle demiş; “AT İZİNİN İT İZİNE KARIŞTIĞI ERGENEKON SÜRECİNDE KURUNUN YANINDA YAŞ DA YANMIŞ, GAZETECİLER, BİLİM İNSANLARI, SANATÇILAR, POLİTİKACILAR, ASKERLER GÖZALTINA ALINIP DARBECİ, TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYESİ SUÇLAMALARIYLA TUTUKLANMIŞTI. O DÖNEMDE BAĞIMSIZ YARGI, ÖZGÜR BASIN, ADALET DİYE HAYKIRANLARIN YANINDA OLMAYANLAR; AKSİNE ERGENEKON İDDİANANEMELERİNDE BİR ŞEKİLDE ADI GEÇEN HERKESİ ´TERÖRİST, DARBECİ´ DİYE YAFTALAYANLAR, OKUN UCU KENDİLERİNE DÖNÜNCE HAK, HUKUK, ADALET, ÖZGÜR BASIN, BAĞIMSIZ YARGI DİYE HAYKIRIYORLAR...

 

Sürmelioğlu’nun bu yorumundan sonra 28 Ekim 2009 yılında Balıkesir Emniyetine bağlı cemaatin savcı –hakimleri ile işbirliği içinde Bandırma’da sabaha karşı gerçekleştirilen polis operasyonuna değinmek gerekiyor.

 

Evet, 28 Ekim 2009 da Bandırma’da sabaha karşı gerçekleştirilen operasyon ve yaşanan Adli süreç, CEMAAT ESERİDİR. Balıkesir Emniyet Müdürlüğü bünyesinde başta KOM ve İstihbarat Müdürlüğünde etkin rol oynayan ve isimleri tek tek bilinen cemaatçi ekip, Bandırma  Emniyet Müdürlüğü’ndeki uzantıları ile  KOM  birimi ve İstihbarat birimini kullanıp, yönlendirerek  Adliye bünyesindeki cemaat uzantılarıyla işbirliği içinde kişilere değil, Bandırma’ya operasyon gerçekleştirdiler.

 

Telefon dinlemeler, tapeler, hayali senaryolar, düzmece fezlekeler, sahte delillerle içlerinde İlkHaber Gazetesinin  Kurucusu ve Sahibi de olmak üzere onlarca kişiyi sabahın ilk ışıklarıyla birlikte kolluk güçlerini kullanıp, derdest ederlerken gözaltına alınan insanlar daha suçlamaların ne olduğunu bile bilmez ve ifadeleri dahi alınmamışken, ilişkili oldukları bir basın organından afişe edilerek, kamuoyuna lanse edildiler.

 

Bu insanların Bandırma Adliyesinde   Cumhuriyet Savcıları Talip Demirezen, Tugay Tarımcı, Muhammed Sait Çetin eliyle adalet ve yargı ardına gerçekleştirdikleri, polis fezlekelerinin nasıl Savcılık tarafından iddianame haline dönüştürüldüğünü ; sahte delillerin, telefon dinlemeleri ve tapeler üzerine oynanan oyunlarının, şantaj ve tehditlerin nasıl geçer akçe kılındığını en iyi mağdur kılınan insanlar ve aileleri biliyor, anlatıyor. Bu insanlar ve mağdur kılınan aileleri , tüm resmi, yazılı şikayetlerine karşın bir kez bile dinlenmediler.

 

Bu hukuk dışı ve keyfi sürecin mimarları el birliğiyle ‘kurt puslu havayı sever” misali  karanlık ve kirli bir süreci Cihan Hayırsevener’in  vurulması ile kanlı bir olayla pekiştirip, besledikleri iddia ediliyor.

 

CHP ile Cemaat denilen ‘derin yapı’ işbirliği içindeymiş..GÜNAYDIN, demek gerek..! CHP ile Cemaat denilen ‘derin yapı’nın ilişkisi ve ittifakı 2009 öncesine uzanıyor.

 

28 Ekim 2009 operasyonun da hedef Ak parti Milletvekili Cemal Öztaylan idi. Bu, Öztaylan’a yönelik ilk hamle de değildi.

 

Daha önce  Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya`nın, AK Parti`nin "laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği" gerekçesiyle, partinin kapatılması ve ilgili Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül dahil 71 kişinin 5 yıl süre ile siyasetten uzaklaştırılması istemiyle hazırladığı iddianamede Öztaylan’ın sanık kılınması ve istenilen ceza biliniyor.

 

Keza, 2004 yılı ile 2009 yılları arasında Öztaylan’a belediye başkanlığı ve milletvekilliği döneminde bir bir kurulan kumpaslar hafızalarımızda. Aynı şekilde bu sürecin mağduru ve kurbanı kılınan Ak Partili Bandırma Belediye Başkan Yardımcısı  ve İGM üyesi Talip Yıldız’ın başına gelenler bir bir biliniyor.

 

Puslu havayı seven ve bekleyen ‘kurt’ mu ‘çakal’ mı iyi bakılması, iyi görünmesi ve iyi  anlaşılması gerek!

 

Yıllar hep yazdım ve ilgilileri, yetkilileri göreve davet ettim. Evet, Balıkesir ve Bandırma’da yıllardır  devlet adına hareket ettiği savıyla hareket eden ve sayısız kirli, karanlık ve kanlı olayın faili konumunda ‘derin’  bir yapı faaliyet yürütüyor. Bu ‘derin yapı’nın ipi içerde mi dışarda mı, bilemem..İlgilisi yetkilisi izini sürüp, ortaya çıkartacak!

 

Örneğin, Doç.Dr.Necip Hablemitoğlu’nu Bandırma’ya ziyaretinde  bir PKK’lı gibi kamuoyuna lanse etmeye çalışanlar, manipülatif ve dezenformasyon çabası içine girip, Hablemitoğlu aleyhine Anadolu Ajansı ve Ankara Emniyet Müdürlüğünün  adını kullanıp, sahte belgeyi gerçek belge gibi kamuoyuna lanse edenler kimlerdi!?

 

Katilleri Hablemitoğlu’nun bir köpek gibi izini sürdüler. Yolları bu kentten de geçti.Bugün rahmetli Hablemitoğlu’nun cinayet perdesi aralandıkça cemaat iddialarının öne çıkması bir raslantı mı?

 

Hepsinden  vazgeçtik..

 

28 Ekim 2009 operasyonu sonrası cemaat basın-yayın organlarında bir an da Bandırma Orduevi’nin, Bandırma Garnizon Komutanlığının ve Erdek Donanma Komutanlığı’nın önce spekülatif haberlere konu edilip, ardından yaşanan  gözaltı ve tutuklamalar, yargılamalar bir raslantı mıydı?

 

Geçtiğimiz günlmerde bir yazım da değinmiştim. Feribotla bir İstanbul dönüşü, yanımdaki Balıkesir Emniyetinde görevli polis memuruyla sohbetimizden söz etmiştim. 6-8 Ekim olayları tazeydi.  Şaşkın ve üzgündü.

 

Sohbetimiz uzadıkça cemaatçi olduğunu konuşmalarından anladım.”Polis moralmen çökertildi. Bir cemaat lafı çıkarttılar, emniyeti hallaç pamuğu gibi attılar. Dinine düşkün,  inançlı insanlarla uğraşıyorlar. Güney doğunun hali ortada. Bu nereye varır, bilemem”diyen anlayışın yıllardır ülke de ve Balıkesir de nelere imza attığının izinin hala sürülebildiğine inanmıyorum.

 

Evet, ne Balıkesir ne de ilçelerinde cemaat denilen ‘derin yapı’nın  üzerine cesaretle gidildiğine kimse inanmıyor. İnanılmadığı içindir ki, eski Vali, basın mensuplarından cemaat için yardım arıyor. Oysa ki, ‘cemaat’  belki de yanı başında..!

 

Dün, Balıkesir Adliyesi ve Emniyeti üzerinden il genelindeki  son 5-6 yılın fotoğrafı çekildiğinde  ülkenin genelinde yaşandığı gibi Balıkesir’in de mağduriyet fotoğrafı karşınıza çıkacaktır.Bu fotoğraf aynı zamanda sizlere bir başka fotoğrafı daha verecektir: BALIKESİR’DE ‘DERİN YAPI’, DERİN İLİŞKİLERİN  FOTOĞRAFI…!

 

Yıllardır üç maymunun oynanmasından bıkmış olanlar, bu fotoğraflara cesaretle bakmayı bilmeli.  Yıllardır o fotoğraflara bakıp da çözemediğiniz, göremediğiniz gölgelerin bir anda netleşmeye başladığına tanık olacaksınız.

 

Türkiye’nin de Balıkesir’in de buna ihtiyacı var!

 

Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 729