Bugün: 29.06.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • CEHENNEME KADAR YOLUNUZ AÇIK OLSUN!

CEHENNEME KADAR YOLUNUZ AÇIK OLSUN!


Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak, İçişleri Bakanlığı ve AFAD`ın Türkiye`de faaliyet gösteren tüm yabancı vakıflarla ilgili bir çalışma yaptığını, bu vakıfların Türkiye`nin bütünlüğünü bozucu bir çalışma içinde olmasını istemediklerini söylemiş!


30 Mart 2017 tarihinde de “Alman vakıflarına büyük darbe geliyor!” başlığıyla yaygın basın organlarında yer alan haberde bardağı taşıran damlanın Alman istihbarat kurumu BND`nin şefi Bruno Kahl`ın, “15 Temmuz`un arkasında FETÖ`nün olduğuna ikna olmadım” şeklindeki sözlerinin ardından, BND`nin bu ülkedeki FETÖ`cüleri MİT`e karşı uyardığının ortaya çıkması olduğuna dikkat çekiliyor.


Bilindiği gibi Almanya’da Türkiye ve Diyanet İşleri Başkanlığı Türk İslam Birliği (DİTİB)  tarafından görevlendirilmiş  din görevlilerinin ve imamların MİT elamanı oldukları iddiasıyla başlatılan soruşturmalar ve bir çok ibadet yerine uygulanan baskılar ve baskınların  ardından Almanya’nın bu camilerde din görevlisi olarak FETÖ’cüleri çalıştırmaya yönelik yeltenişler içerisine girmesi de  Türkiye tarafından şiddetli tepki görmüştü.


Baştan vurgulayalım:  TC Devletinin ve iktidarın, başta Alman vakıfları olmak üzere yabancı vakıfların ülkede fütursuzca ve her türlü denetimden yoksun bir şekilde  yıllardır faaliyet sürdürüyor olmalarına ulusal güvenlik nedeniyle sonunda ‘DUR’ denilmesi geç kalmış ama olumlu bir karardır.


TÜRKİYE’NİN GÖZÜ  GEÇ DE OLSA  AÇILIYOR..!


Bugüne kadar çok yazıldı ve çizildi. Özellikle 2.dünya savaşı sonrası ülkelerin istihbarat faaliyetlerinde kullanılan yöntemler ve araçlar  sürekli geliştirildi. Klasik ajan hikayeleri günümüz dünyasında ancak  Bond filmlerine konu olurken, özellikle  NGO’lar (Non Governmental Organization) yani  STK’ler(Sivil Toplum Kuruluşları) emperyal ülkelerin istihbarat örgütlerinin faaliyetlerinde özel bir rol üstlendi. Bunun temel gerekçesi  ise klasik ajanlık faaliyetlerinin sürdürülebilirlik niteliğini yitirmesi ve ajanların çabuk deşifre olmasıydı.


Oysa ki, NGO’lar üzerinden yürütülen istihbarat faaliyetleri 2.dünya savaşı sonrası ABD öncülüğünde oluşturulan ‘yeni dünya düzeni’nde siyasal ve ideolojik olarak kullanılan  demokrasi, insan hak ve özgürlükleri, etnik ve mezhepsel haklar ve özgürlükler, çalışma yaşamının demokratikleştirilmesi, katılımcılık, çevrecilik, ifade ve düşünce özgürlüğü, basın özgürlüğü,  liberalizm, hak ve hukuk gibi genel evrensel değerler kullanılarak yardım kuruluşları, vakıflar ve dernekler üzerinden az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere yönelik kullanılabilecek  en uygun istihbari araçtı.


Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere  ‘ulvi değerlerle’ ve ‘ulvi amaçlarla’ sokulan bu vakıflar, çalışma alanlarına uygun ülke içi partnerler bularak, hem ilgili ülkenin toplumsal yaşamına dolaylı-dolaysız yön veriyor hem de ülke yönetimini söz konusu ülkenin amaç ve hedeflerine uygun etkide bulunup, yönlendirebiliyor, kısa sürede geliştirdikleri teşkilat ve ilişki ağı ile  etki ajanları devşirebiliyor, kendi ajanlarını da kalabalıklar içerisinde eritebiliyordu.


GAFLET VE DELALETTEN BESLENDİLER..!


Türkiye bu küresel oyunu ve ajanlık faaliyetlerini  on yıllarca yedi ve görmezden gelmenin ötesinde, bu tür ajanlık ve etki ajanlığı  ortamının önünü açtı, destekçisi oldu. Yabancı vakıfların  varlık nedenlerini ve faaliyetlerini, sonuçlarını yazan ve çizenler, araştırarak dillendirenler üzerinde  bizzat devlet ve iktidarlar eliyle baskı kuruldu ve  bir şekilde bu insanlar susturulmaya, sindirilmeye ve toplumsal itibarları algı operasyonları, karalamalarla  zedelenerek, toplum yaşamından tasfiye edilmeye, hatta bu insanlar öldürülerek imha edilmeye çalışıldı.


Bunun son örneği,  Necip Hablemitoğlu’nun evinin önünde katledilmesidir..!


Bugün Türkiye’de faaliyet gösteren 22 yabancı vakıftan çoğu Almanlara ait.Örneğin,  Hıristiyan Demokratik Birliği-CDU Konrad Adenauer Vakfı ve  Yeşiller Partisine ait  Heinrich Böll Vakfı’nın, Sosyal Demokrat Parti-SPD`nin Friedrich Ebert Vakfı’nın, Hür Demokrat Parti-FDP`nin Friedrich Naumann Vakf’nın,Beyrut merkezli Morgenlaendische Gesellschaft`a bağlı Orient Institut`un İstanbul Şubesi ve Goethe Enstitüsü’nün faaliyetleri dikkat çekiyor.


BALIKESİR’E  BUNLARI  KİMLER  TAŞIDI?


Alman İstihbarat Servisi BND`nin kontrolünde çalışan ve  tüm harcamaları  Federal Bütçe`den karşılanan bu vakıflar, `taşeron`  NGO`lar durumunda. Bu vakıflar, ülkedeki faaliyetlerini de kendi aralarında iş bölüşümü yaparak sürdürmekte, ülkemizin toplumsal yaşamının hemen her alanında ‘partnerleri’ aracılığıyla (kimi zaman bir işçi sendikası, kimi zaman gazeteciler cemiyeti ya da başka bir meslek örgütlenmesi üzerinden) varlık ve etki alanlarını hissettirmektedir.


Laf üretmiyor, Balıkesir’in de bugüne kadar bir çok  kez aşina olduğu  faaliyetlerden söz ediyoruz.! Örneğin, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti(TGC)’nin partneri olan Konrad Adaneuer Vakfı  geçmiş yıllarda BGC’nin  oncülüğünde  Balıkesir ve ilçelerinde bir çok mesleki etkinlik; Sosyal Demokrat Parti-SPD`nin Friedrich Ebert Vakfı ve Yeşiller Partisine ait  Heinrich Böll Vakfı’nın partneri konumundaki Sosyal Demokrasi Vakfı üzerinden de Balıkesir ve ilçelerinde bir çok etkinlik  gerçekleştirildi.


Yabancı vakıfların Balıkesir’de sürdürdüğü faaliyetlerle ilgili konunun üzerinde hassasiyetle duran ve gazeteci olarak o günden bugüne yazan Balıkesir Politika gazetesinden sevgili kalemdaşım Tarık Sürmelioğlu  ile İlkHaber gazetesinden ben oldum. Benim ve ailemin başıma gelmedik kalmadı..!


ŞAŞIRMAYIN VE BUNLARI SİLKELEYİN..!


Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak, Türkiye`de faaliyet gösteren yabancı vakıflara ilişkin yaptığı açıklamada şöyle diyor:

 "İçişleri Bakanlığımız tarafından 3 vakfın faaliyetlerine son verildi. O vakıfların faaliyetine son verilince beni Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı ve ABD`nin Ankara Büyükelçisi ziyaret ettiler. Avrupa Birliği`nden ziyaretçilerim oldu, bu faaliyetlerin ne için engellendiğini öğrenmek ve bundan sonra çalışmalar için hangi şartlarda çalışmalara izin verileceğini öğrenmek maksadıyla."


Şaşırdınız mı, ben şaşırmadım!


Ve Bakan Kaynak, şöyle devam ediyor:

“Türkiye`de Suriye`den göç hareketleri başlayınca 48 yabancı sivil  toplum kuruluşunun göç ve göçmen konusunda çalışma yapmak üzere İçişleri  Bakanlığı`ndan izin aldığını ifade eden Kaynak, bunun çeşitli vakıflardan  oluştuğunu söyledi. Kaynak, "Ben, kuşkulandım. Bunların en çok faaliyet göstermek  istediği üç yer var, Hatay, Gaziantep ve Diyarbakır. Diğer illerde de var  faaliyetleri Hatay, Gaziantep anlamlı, göçün ilk kapısı ve çok sayıda göçmen var  ama Diyarbakır Türkiye`de göçmenlerin en az olduğu illerden biri. Herkesin oraya  kendi projektörlerini çevirmesi ve orada faaliyet izni istemesi garip."

Bu satırları okuduğunuzda sizler şaşırdınız mı, hayır..!


Bugün bu vakıfların ne için uğraştığını düşünüyorsanız, dördünü  biz açıklayalım: 16 Nisan referandumundan ‘hayır’ çıkması, güvenlik güçlerinin terör operasyonlarına son vermesi ve ‘Kürt sorunu’ ile Aleviler, ‘içerde tutuklu bulunan gazeteciler’…!


Şaşırdınız mı…!?


Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 60