Bugün: 21.08.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • CANLI BOMBA` OLAYI VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ...

CANLI BOMBA` OLAYI VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ...


En son İstanbul da Taksim’in İstiklal caddesinde bir canlı bombanın kendini patlatmasıyla 4 kişi yaşamını yitirirken, onlarca vatandaş yaralandı.

‘Canlı bomba’ tanımı yabancısı olduğumuz bir kavram ve bir vaka idi. Ancak, Urfa Suruç da, Ankara Kızılay da, Ankara Sıhhiye de ve İstanbul da yaşanan patlamalar sonrası ‘canlı bomba’ vakaları gündelik yaşamımızın içine kendini patlatarak, onlarca insanın yaşamını elinden alıp, onlarcasını yaralayarak girdi. Öncesinde yok mu idi, vardı ama vaka sıradanlaştı…
Şimdi hemen herkes etrafında olup bitenlere, gelip geçenlere kuşku ile bakıyor. Oyalanmıyor, gereksiz yere dolanmıyor. Gün geceye kavuştuğunda herkes  bir şekilde evinin yolunu tutup, kendi sığınağına sinip, bugün ne oldu diye sürekli interneti ve televizyon haberlerini kolluyor. Ailenin bir efradı dışarda ise bir şekilde sürekli uyarılıyor. Yani bir anlamda toplum ve yurttaş kendi can ve mal güvenliğini güvence altına almaya çalışıyor.

Peki, ‘canlı bomba’ veya ‘canlı bombacı’  ne demek ve nasıl olunabiliyor?
Şaka falan değil.. !

‘Canlı bomba’ faillerine baktığınızda ortama yaş, 18 ila 25 arası…Orta yaş ve üstü ‘canlı bomba’ olanlar  genelde ciddi tıbbi hastalıklara yakalanmış, ömründen zaten vaz geçmiş olanlar…

Kimisi  ‘kürdistan’ hayaliyle, kimisi ‘devrim’ hayaliyle kimileri de  ‘cihat’ sevdasıyla yollara düşmüş, kendisinden davası için vaz geçmiş insanlar…

Hepsinin ortak yönü, ölüm ve öldürmek…Kilolarca bombayı üzerinize  bağlayıp, butonu elinize alıp, insan trafiğinin en yoğun olduğu noktalarda,  ölmeniz pahasına tanımadığınız, bilmediğiniz  insanları  bir anda dehşet verici bir patlamayla çoluk çocuk, genç yaşlı, kadın erkek paramparça ederek ya yaşamlarına son veriyor ya da yaralıyorsunuz…
İşte, bunun adı davanız için özveriyle, yaşamınızdan bile vaz geçtiğiniz  ‘eylem’ oluyor!!!
Oysa ki, biraz mektep medrese görmüş, biraz mürekkep yalamış biri , ‘yüce dava’, ‘kutsal örgüt’, ‘büyük hedefler’ adına gerçekleştirilen ve adına ‘eylem’ denilen bu  yeltenişlerin tam bir aptallık ve salaklık olduğunu bilir.
Sıradan insanların bile anlamakta ve yorumlamakta zorluk çekmediği bu umarsız yeltenişlerin siyaset bilimi, sosyoloji, hatta psikolojik nedenleri bilinmez değildir. İnsanlarda intihar eğilimi  ne tıp, ne psikiyatri, psikologlar  açısından yeni bir vaka olmadığı gibi kuşkusuz olayın felsefi ve ideolojik  boyutları da var.

Ancak, hemen hepsinin bu ve benzeri intihar girişimlerine, çabalarına karşı verdiği ortak yanıt; tükenmişlik duygusu ve çaresizliktir!

Şu söylenebilir: Terörün ana unsurlarından biri olan   etnik temelli,  PKK ve uzantıları, Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve hükümetlerine, silahlı kuvvetlerine, kolluk güçlerine karşı açtıkları ve yıllardır sürdürdükleri savaşı fiilen kaybetmiş durumdalar. Erime, halktan gerekli ilgi ve desteği görememenin yarattığı tükenmişlik duygusu ve çaresizlik, örgütü, intihar saldırılarına yöneltmekte…Öyle ki, PKK’nın örgütsel açmazı, artık, gelinen nokta da bizzat savunduklarını ve temsil ettiklerini iddia ettikleri kürt halkını ve Türk halkını doğrudan ‘düşman’ kategorisinde görmesini ve  ‘eylemlerini’ halkın bizzat kendisine yöneltebilmekte.

Aynı durum İŞİD ya da DAEŞ için de geçerli. Kimin figüranı ve taşeronu oldukları uluslararası kamuoyunda sürekli sorgulanan ve İslam’ı referans olarak gösteren örgüt, PKK gibi, aynı tükenmişlik ve çaresizlik psikolojisiyle orada burada bomba patlatıp, toplu kıyamlar gerçekleştirmekte.

İlginç ve düşündürücüdür ki, tam da bu nokta da felsefelerin, ideolojilerin, siyasal ve toplumsal değerlerin, inançların ‘birileri’ tarafından birilerine karşı ölçüsüzce kullanıldığına, beslendiğine, donatıldığına, yönetilip, bölge halklarının, ülkelerin  üzerine bu taşeronların sürüldüğüne tanık oluyoruz.

Peki,bu işin bir çözümü yok mu!?
Kuşkusuz ki , var!

Öncelikle, kör terörün kaynaklarının kurutulması ve gerekçelerinin ortadan kaldırılması gerekiyor. Bunun bir ayağı güvenlik politikalarından geçiyor ise diğer ayağı demokrasiden ve özgürlük alanının genişletilmesinden geçiyor. Öyle ki, hiçbir emperyalist ülke ve istihbarat örgütü, içinizi kaşıyabilecek demokratik ve özgürlüklerle ilgili  bir olumsuzluk bulamasın!
Türkiye’nin bu yol da daha katetmesi gereken çok yol var!

Ancak, günümüz dünyasında, gerçekten ulusal ve toplumsal bağımsızlığını, özgürlüğünü sağlayamamış, hayatın her alanında ‘gelişme’nin türlü sorunlarını aşamamış bir ülkenin ‘dış’ müdahalelere  karşı kendisini  ve halkını koruyabilmesi mümkün görünmüyor. Bunu başaramayan ülkeler, başkalarının oyun alanı haline geliyor.
Türkiye ve Türk halkı, bugün, terör belasına, bunun sancılarını ve sıkıntılarını yaşıyor.

Geldiğimiz nokta da şunu söyleyebilmek mümkün:
‘Canlı bomba’lar, yıllanmış PKK terörünün tükenmişliğinin, bittiğinin ve son demlerini, son çırpınışlarını yaşadığının  resmidir. PKK, ASALA vakasının bittiği nokta da bu ülkenin başına bela oldu. PKK’nın da tarihsel miadını doldurması sonrası ülkenin ve halkın karşısına ne çıkartılacak, hep birlikte yaşayarak göreceğiz.

İŞİD/DAEŞ’in ise sonunun El Kaide ve Usama bin Ladin gibi olması zaten kaçınılmaz. Eminim ki, birinin bittiği nokta da bir başkası icat edilecektir.

Esen kalın…
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 298