Bugün: 21.11.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • BÜYÜK OYUNUN FİNALİ YAKLAŞIYOR MU!?

BÜYÜK OYUNUN FİNALİ YAKLAŞIYOR MU!?


Geçtiğimiz hafta sonu yazdığım köşe yazısında T.C. Devletinin ve MİT’in son günlerdeki faaliyetlerine dikkat çekerek, K.Irak’ta ve K. Suriye’de PKK/YPG’ye karşı gerçekleştirdiği operasyonlara ve ve bu operasyonlarda iki MİT mensubunun  “stratejik dostlarımız” ve “müttefiklerimiz” sayesinde PKK’nın eline geçmesi olayına değinmiş ve bir sonraki yazımızda ise, “Bu oyunu oynamaktan bıkmadınız mı?” diye sormuştum.


K. Irak Kürt yönetiminin  bağımsızlık yönünde gerçekleştireceği referanduma saatler kala bugün  AK Parti iktidarının 2008 yılında başlattığı ve kamuoyunda yoğun tartışmalara ve tepkilere neden olan “Kürt Açılımı” politikası sürecinde gerçekte nelerin yaşandığını, perde arkasında devlet ile PKK terör örgütü hesaplaşmasının ve çatışmasının  değişik bir boyutunu okurlarımıza  aktarmaya çalışacağım.


DEVLET VE SİYASET İLİŞKİSİ


Öncelikle  bir gerçeğin altını çizelim ve vurgulayalım: Siyasetçi ve siyasi iktidarların dili ile devletin dili her zaman örtüşmeyebilir ve   ülkenin özellikle güvenliğini ve geleceğini ilgilendiren konularda  devlet ile siyasal iktidarın  temsilcileri ve sözcüleri sanki birbirine taban tabana zıt söylemler  ve eylemler gerçekleştirebilir.


Demokratik bir hukuk devletinde bu çelişki  hatta tezat gibi görünebilir. Ancak, devletler hukukunu bilen, siyaset ve sosyal bilimcilerin, tarihçilerin, uluslararası ilişkilere ve diplomasiye, askeri güvenlik stratejileri gibi konulara malik olan isimler açısından bu bir çelişki veya tezat olarak görünmez.


Bir diğer ifade ile  devletler, iktidarlar ve toplum açısından bir görünen ve bilinen bir yan vardır bir de pek fazla dile getirilmese de yaşamın gerçeği olarak kabul edilen, pek fazla dile getirilmeyen hatta dile getirilmesinden özellikle imtina edilen ,”sevimsiz yüz” olarak kabul edeceğimiz “derin” ilişkileri  barındıran ve mücadeleleri içeren bir  “yüz” vardır.


SİZE SUNULANLA YETİNMEYİN VE ALDANMAYIN


O yüzden olayların ve olguların anlaşılmasında sunuma, görünmesi istenilene, siyasetin diline fazla kapılmamak perdenin arkasında olup bitenlerin, yaşananların  görünmeye ve anlaşılmaya çalışılmasına özel önem vermek gerektiğine inanıyorum.


Toplumumuzda kimileri bunu “devlet aklı” olarak yorumlar ve tanımlar. Yıllar önce rahmetli Demirel’in espritüel bir anlayışla  ülkede iktidar olmanın ötesinde hükümran olmanın önemine dikkat çekmiş, gülüp geçmiştik. Oysa ki Cumhuriyet döneminde on yıllarca demokrasicilik  oynama adına  her seçim döneminde sandıkta iktidarı belirlediğine inanan seçmen, aslında sözde iktidarı belirlerken, devletin ve iktidarın kendisi farklı güç ve çıkar odaklarının sürekli  vesayeti altında idi.


Türkiye’de son yıllarda  devlet ve siyasal iktidar arasında yaşanan sorun  ve sıkıntıların  merkezinde bu aranmalı. Keza, uluslararası Batılı güçler ve çıkar odaklarının Erdoğan ve AK Parti iktidarlarına, ekonomi politikalarına karşı hoşnutsuzluğunun ötesinde öfkelerinin ve karşıtlıklarının altında da bu neden aranmalı.

 

DEVLET VE İKTİDARLARIN VESAYETTEN KURTULMASI


Çünkü, Türkiye’de vesayet rejimi adım adım her alanda bitiyor ve bitiriliyor. Bitti ve bitirildi demek bugün için mümkün görünmüyor ve bu alanda muazzam bir küresel mücadele ve çatışma, bunun içeride değişik yansımaları ve sonuçları yaşanıyor.


Yıllardır özellikle muhalefet partilerinin ve değişik çevrelerin AK Parti iktidarlarına ve özellikle Erdoğan karşıtlıklarına temel gerekçeleri  2008 yılında uygulanmaya başlanan “Kürt Açılımı” politikası oldu ve Erdoğan nezdinde siyasal iktidarın bölücü terör örgütü ile  “uzlaşı” içerisine girerek, bölücü terörü sonlandırma gafletine düştüğü, örgütün “altın” değerinde zaman kazanarak, bölgede hareketlilik, eleman ve askeri yığınak olanağı kazanarak, tonlarca patlayıcıyı yurt içinde depoladığı iddia edildi.


Belli yurtdışı ve yurt içi medya organlarınca, başta Yeni CHP olmak üzere kimi siyasi partiler ve STÖ’leri aracılığıyla bize sunulan tablo bu idi. Oysa ki, pazılın parçaları bir araya getirildikçe, yaşananlar adım adım deşifre edildikçe  bizlere kimi çevrelerin sundukları ile gerçeğin ta kendisinin hiç örtüşmediği anlaşılıyor.


DEVLET, İŞİNE BAKAR VE İŞİNİ YAPMALI


Bölücü terör örgütü PKK’ya yakınlığıyla bilinen Fırat Haber Ajansı yazarlarından Amed Dicle’nin geçen haftalarda Avrupa’da satışa çıkan “2005- 2015 yılları arasındaki Türkiye-PKK görüşmeleri” isimli kitabında PKK yöneticilerine karşı 2008 ve 2011 yıllarında girişilen benzer iki operasyonun ayrıntılarına yer verildi.


Kitaba göre, T.C. Devleti adına  PKK ile Oslo  görüşmeleri Ankara ve Kandil arasında yoğun bir görüşme trafiği yaşanırken aynı zamanda devletin ilgili birimleri ve özellikle TSK ve MİT’in İran ve K.Irak Kürt yönetimi liderleri Barzani ve Talabani ile de  bir dizi  “gizli” görüşme gerçekleştirerek, bölücü terör örgütünün lider kadrosunu ortadan kaldırmaya ve PKK’nın varlığını sonlandırmaya dönük operasyonel bir dizi eylemlilik içerisinde olduğu  ve bu  operasyonlardan lider kadronun kıl payı kurtulduğunu öğreniyoruz.


Bu görüşme trafiğinin ve operasyonların son anda “stratejik dostlarımız” ve “müttefiklerimiz” üzerinden her zaman olduğu gibi bölücü terör örgütüne verildiğine ve örgütün kadrosunun  buna uygun tedbirler geliştirdiğine tanık oluyoruz.


ŞEHİT VE GAZİLERİMİZİN “AHI” VAR


Evet, bir yanda  “Kürt Açılımı” adı altında bölücü terör örgütü ile “diyalog” kapısını zorlayan ve görüşen T.C. Devleti ve siyasal iktidar, öte yanda ise bu görüşmeler sürecinde örgütün lider kadrosu dahil varlığını sonlandırmaya yönelik uluslararası operasyon kapısını zorlayan ve bu operasyonları bir bir gerçekleştiren T.C. Devleti ve siyasal iktidar..!


İşte bundan dolayı “devlet aklı” dediğimiz olayı küçümsememek ve bu aklın farklı güç ve çıkar odaklarının vesayeti altından kurtarılması gerekiyor. Bu noktada yaşanan ve yaşanacak her olay ve her operasyon “devlet aklı” dediğimiz aklın daha da olgunlaşmasına, bilgi ve deneyim sahibi olmasına, dostlarını ve düşmanını iyi tanımasına vesile oluyor. Tabiri caiz ise , Mevlana’nın söylediği gibi, pişerek yanıyor, olgunlaşıp, öğreniyor ve ustalaşıyorsunuz..!


K.Irak ve K.Suriye’de Barzani yönetimi, PKK/YPG üzerinden ve kullanılarak bugün gerçekleştirilecek bağımsızlık referandumu ile her iki ülkenin de toprak bütünlüğünü ve ulusal birliğini yok edecek, yeni  gerginliklere ve çatışmalara neden olacak bombanın fitilini ateşliyorsunuz.


ABD-SİYONİSTLER VE NATO İLE HESAPLAŞIYORUZ

Irak- İran ve Türkiye’nin bu gelişmeyi durdurma yönünde geliştirdikleri ortak irade ve ortak eylemlilik sürecinin  bölgede ne gibi sonuçlara neden olacağını hep birlikte yaşayarak, göreceğiz. İran topçu birlikleri Barzani’ye ait bölgeleri yoğun top ateşine tutmuş durumda. Bunun arkası gelecek, Irak ve Türkiye’de askeri hareketlilik ve operasyon anlamında harekete geçecektir.


Peki, Irak devleti, İran ve Türkiye, K.Irak’ta ayrılıkçılara ve teröristlere askeri açıdan müdahale ettiklerinde Barzani ve peşmergeleriyle, terörist PKK-YPG’ lilerle mi savaşacaktır?


Güldürmeyin insanı..!


Bunlar, taşeron ve lejyonerler…


Her üç ülke de şimdiden Erbil ve Kerkük’te petrol rafinerilerine konuşlanmış binlerce ABD deniz piyadesi ve özel birlikleri ile  ve ABD ve Siyonist İsrail’in ajanlarıyla, NATO  ile karşılanacaktır.


Biz yurttaş olarak ne mi yapmalıyız?


Ulusal birlik ve beraberliğimizi daha da güçlendirerek, sarsılmaz ve yıkılmaz bir kaya gibi ayakta durmalı, işimizi en iyi şekilde yapmalıyız.


Esen kalın..

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 51