Bugün: 18.12.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • BU ÖYKÜ HEPİMİZİN ÖYKÜSÜ!

BU ÖYKÜ HEPİMİZİN ÖYKÜSÜ!


Türkiye’de adı konulmamış, dillendirilmekten imtina edilen, tanımlanmayan, tanımlanmaktan da kaçınılan bir ‘savaş’  yaşanıyor.

 

İŞBİRLİKÇİ-İTHALATÇI-ACENTACI BURJUVAZİ NE İSTİYOR!?

 

Daha önce defalarca yazdım: Ak Parti iktidarları döneminde TÜSİAD ve Ticaret Odaları, Ticaret Borsaları  odaklı yaşanan yönetim  ,temsil mücadelelerinin arka planında ülkemiz siyasi, ekonomik ve toplumsal yaşamına damga vuran, belirleyen ve yönlendiren  işbirlikçi - komprodor,  acentacı ticaret  burjuvazi ile  Anadolu burjuvazinin. sermayesinin egemenlik  arayışı ve mücadelesi var, diye…

 

TÜRKİYE KAPİTALİZMİNDE KÖŞE KAPMACA OYNANIYOR!

 

Türkiye kapitalizminde sermayenin yoğunlaşma ve egemenlik  trendi incelendiğinde sağıyla soluyla hemen herkesin  genellikle hem fikir olduğu konu, Osmanlı döneminde  burjuva sınıfın ve kapitalizmin Batı Avrupa’da tarihsel açıdan yaşandığı gibi özgün bir evrimsel süreci yaşayamadığı, çeşitli nedenlerle  içsel ve dışsal nedenlerden ötürü engellendiği ya da  geç kalındığı, bu nedenle de  ülkede bağımsız ve özgün bir burjuva sınıf yerine  işbirlikçi, komprodor, acentacı bir burjuva sınıfın geliştiği tespitleri yapılır.

 

KEMALİST DEVLETİ YIKANLARIN KEMALİZMİ MASKE OLARAK KULLANMA ÇABALARI!

MUSTAFA KEMAL VE ARKADAŞLARI NE AMAÇLIYORDU,SONUÇ DA NE OLDU!?

 

Öyle ki, Osmanlı döneminde ekonomik yaşamda etkin ve belirleyici olan gayri-müslüm azınlık temsilcileridir. Ticaret ve ticari yaşam bu a azınlık temsilcilerinin elindedir.  İşgal ve kurtuluş yılları ve Cumhuriyet Devleti’nin kuruluşu sürecinde ekonomik ve ticari yaşamı ilende bulunduranlarında büyük ölçüde göçmesiyle ülke ekonomik anlamda tam bir çöküş yaşar.

Cumhuriyet Devleti’nin kuruluş yıllarında  Mustafa Kemal ve arkadaşlarının ekonominin millileştirilmesi ve devletin ekonomik yaşamda etkin ve belirleyici lokomotif görevi üstlenmesi raslantısal değildir.  

 

KARŞI-DEVRİM, MUSTAFA KEMAL YAŞARKEN GERÇEKLEŞTİRİLDİ!

 

Mustafa Kemal ve arkadaşları, bu zorlu dönemde ülkeyi ve toplumun ihtiyaç ve beklentilerini karşılayarak, daha ileri bir noktaya taşıyabilecek  yeterli sermaye birikimine  ve iş kültürüne sahip bir milli burjuva sınıfın olmadığını görmüştü. 17 Şubat-4 Mart  1923 yılında gerçekleştirilen İzmir İktisat Kongresi, İzmir’in kurtuluşundan  5 ay sonra, Lozan’ın imzalanmasından 4 ay önce gerçekleşmiş, yeni devletin ekonomik yönünü tayin amaçlı bir kongredir. Siyasal desturu ise, ulusal ve siyasal bağımsızlığın teminatı ekonomik bağımsızlıktır, görüşünde odaklanmaktadır.

İzmir İktisat Kongresinde kabul edilen kararlar özetle şöyledir:  Hammaddesi yurt içinde yetişen veya yetiştirilebilen sanayi dalları kurulması gerekmektedir…El işçiliğinden ve küçük imalattan süratle fabrikaya veya büyük işletmeye geçilmelidir… Devlet yavaş yavaş iktisadi görüşleri de olan bir organ haline gelmeli ve özel sektörler tarafından kurulamayan teşebbüsler devletçe ele alınmalıdır…Özel teşebbüslere kredi sağlayacak bir Devlet Bankası kurulmalıdır…Dış rekabete dayanabilmek için sanayinin toplu ve bütün olarak kurulması gerekir…Yabancıların kurdukları tekellerden kaçınılmalıdır….Sanayinin teşviki ve milli bankaların kurulması sağlanmalıdır…Demiryolu inşaat programına bağlanmalıdır…İş erbabına amele değil, işçi denmelidir…Sendika hakkı tanınmalıdır.

Bu kararların özeti, devlet eliyle ve öncülüğünde ulusal sanayinin gelişmesi ve özel girişimciliğin teşvik edilmesi,desteklenmesidir. Cumhuriyet Devleti’nin kurucusu Mustafa Kemal ve arkadaşlarının ekonomide örgördüğü devletçilik, milliyetçilik  ve halkçılık politikalarının temeli budur. Yeni devletin  ekonomik yönü, kapitalizmin  ulusal temelde geliştirilmesidir.

 

İŞBİRLİKÇİ-KOMPRODOR  BURJUVAZİ VE TÜSİAD  EKOLÜ!

 

1923-1938 arası dönem bu nitelikleri ve yönü  ile değerlendirilmelidir. Ancak, süreç  irdelendiğinde Cumhuriyetçi kadrolar açısından bunun hiç de kolay bir süreç olmadığını, daha Mustafa Kemal’in yaşamında, devlet imkanlarıyla, teşvikleriyle semizlenen sermaye kesiminin hızla  yabancı sermaye ile entegrasyona girerek, acentacılığa, işbirlikçiliğe soyunduğunu görürüz.

Bu şu anlama gelmektedir:  Ulusal bir sanayileşme anlayışıyla yerli ve milli   sermaye birikimiyle, kendi mühendis ve işçinle  üretmek, pazarlamak yerine  bir başka ülkenin ürettiği malın acentacılığını üstlenerek, o malı doğrudan pazarlamak ya da montajını ülke içinde gerçekleştirerek pazarlamak daha kolay para kazanmanın yolu olarak kabul edildi. Bu acentacılığı ve montaja dayalı sanayileşmeyi besleyip, körükledi. Ulusal  bağımsızlık ve kalkınma gibi kaygılar bir yana itilirken, ekonomide yaşanan bağımlılık, işbirlikçi politik-ekonomik anlayışların gelişmesine zemin hazırladı. Bu bağımlılık ilişkisi devlet, siyaset, ekonomik, savunma gibi  toplumsal yaşamın her alanında hızla kök saldı, pekiştirildi.

 

Nu.D.38 PROJESİ NASIL  VE KİMLER TARAFINDAN DUMURA  UĞRATILDI?

YERLİ VE MİLLİ UÇAK ÜRETMEK BİZE Mİ KALMIŞTI!?

 

Son günlerde moda haline getirilen ve magazinleştirilen  1930’lu yıllarda başlayan ve 1940’lı yıllarda gerçekleştirilen Türkiye’nin ilk  uçağını yapması konusu, çarpıcı bir olay ve düşündürücüdür.

Soyadını bizzat Atatürk’ün verdiği yerli girişimci Nuri Demirağ’ın yaptığı demiryolu projeleri ve sigara kağıdı üretimiyle elde ettiği birikimle yola çıkarak,başladığı milli uçak projesinin öyküsü, vardığı sonuç trajiktir. Projeye Nu.D.38 adı verildi. 1940’lı yıllarda projeyi yaşama geçirmek için harekete geçen ‘ler Amerika’nın ve diğer uçak üreten ülkelerin dikkatlerini üzerlerine çekmekte gecikmediler. Hatta bu dert nedeniyle, Amerikan Uçak İmalatçıları Birliği, Türkiye’ye incelemelerde bulunmak amacıyla birliğin başkan yardımcısı olan Baş Todd’u gönderdi. Tüm engellemelere karşın proje 1944’de tamamlandı  ve Nu.D.38 ilk tanıtım seferini 26 Mayıs tarihinde İstanbul-Ankara arasında yaptı.

Nu.D.38, ilk uçuşundan sonra Galip Demirağ’ın da katılımıyla Bursa, İzmir, Atina, Selanik, daha sonra da Sakarya, Eskişehir, Kayseri, Sivas ve Nuri Demirağ’ın memleketi Divrik’e uçtu. Uçak, 20 Ağustos 1944 tarihinde İzmir Milli Fuarı’na getirildi. “Mehmetçik” adı verilen uçak burada Nuri Demirağ Uçak Fabrikası’nın diğer modelleri ile birlikte sergilendi.

Ama beklenen sipariş bir türlü gelmedi. Türkiye’nin ilk yolcu uçağı, ne yazık ki Nuri Demirağ’ın ölümünden sonra hurdacılara satılarak yok edildi.

Peki gerçekten Türkiye ilk uçağını milli olarak gerçekleştirebilmiş miydi? Hayır.!Alman ve Çekoslavakyalı mühendislerin başlattıkları çalışmalarda uçağın sadece motorları yurtdışından getirilmişti. BMW ve Siemens’in ortak tasarımı olan radyal hava soğutmalı  Bramo Sh.14-A4 motorları kullanılmıştı. Motorları dışındaki aksam milliydi.

 

DEVRİM OTOSU VE OYNANAN KİRLİ OYUN!

HÜRRİYET O ZAMAN DA DEVREDEYDİ ŞİMDİ DE..!

 

Türkiye`de tasarlanan ve üretilen ilk otomobil DEVRİM’in öyküsü de düşündürücü ve trajik. DEVRİM, 1961 yılında, dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel`in talimatıyla, Eskişehir Demiryolu Fabrikasında, 129 günde üretildi.

Kuşkusuz, DEVRİM otomobilinin üretilmesinde de devletin  ve dolayısıyla  TCDD’nin, TCC mühendisleri, işçilerinin aemaği  ve  teknik imkanlarının büyük rolü var.  Proje  gerçekleştirilip ,DEVRİM otosu ilk görücüye çıkışında ve test sürüşünde  Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in  araçta benzin betmesi üzerine söylediği şu söz acaba ne kadar yaşanan gerçeği yansıtıyordu:“ Batı kafasıyla otomobil yaptınız ama, doğu kafasıyla benzin ikmalini unuttunuz. ”

İlginçtir ve düşündürücüdür ki, DEVRİM ve yerli, milli otomobil projesine ilk günden itibaren karşı çıkanlar, bunun bir hayal olduğunu iddia edenler ithalatçılar, acentacılar ve yedek parçacılardı. Bunların medya içindeki sözcülerinin başında ise  HÜRRİYET gazetesinin olması bir raslantı mıydı!?

Türkiye, o güne kadar tüm motorlu araçlarını yurt dışından ithal ediyor, yedek parçaları da yurt dışından getirtiliyordu. Türk halkının tüm birikimleri ve zenginliği döviz olarak bu ithalatçılara, acentacılara akıtılıyor; gerekli kaynağı bulunamaması durumunda  dışardan alınan kredilerle, borçlarla  bu kaynak yaratılmaya çalışılıyordu. Türkiye’nin tüm ulaşım planlaması da bu ithalatçı ve acentacılara göre planlanıyor, demiryolları, hava yolları ve denizyolları bilinçli olarak ihmal edilirken, yol açmak, asfalt yol yapmak özendiriliyor; her yıl trafik kazalarında  binlerce yurttaşımız yaşamını yitiriyor, sakat kalıyordu.

 

EMPERYALİZMİN VE İŞBİRLİKÇİLERİNİN TEMEL  AMACI:

ULUSAL ÖZ GÜVENİN YOK EDİLMESİ, AŞAĞILIK KOMPLEKSİNİN GELİŞTİRİLMESİ..!

 

İthalatçıların, acentacıların ve işbirlikçilerin genel ve temel savı, “Türkler yapamaz..beceremezler” şeklinde  sürekli halkın aşağılanmasını içerirken, ulusal özgüvenin yok edilebilmesi için her yol deneniyor, algı operasyonlarına ,bombardımanına girişiliyordu.

 

YILLAR GEÇSE DE OYUN HEP AYNI OYUN!

TÜRKİYE  VE  TÜRK HALKI GELECEĞİNE SAHİP ÇIKABİLMELİ!

 

Bu, algı operasyonu, karalama bugünde tüm yoğunluğuyla yaşanıyor. Türkiye, yeniden yerli ve milli otomobilini üretmek için yola koyuldu ve test sürüşlerine başlandı. Buyrun Hürriyet, Posta ve Zaman gazetesinin manşetlerine bir bakın! Oyun aynı oyun! İşbirlikçiler, ithalatçılar, acentacılar yine devrede…

 

Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1441