Bugün: 21.11.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • Bu Kez Mirza’yı İçtenlikle Kutluyorum..!

Bu Kez Mirza’yı İçtenlikle Kutluyorum..!


15 Temmuz darbe  ve işgal girişiminin yaşandığı günü, o akşamı,  o saatleri hatta dakikaları anımsıyor musunuz? İstanbul`da Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün tanklarla ve silahlı askerlerce araç ve yaya trafiğine kapatıldığı o saatlerde ülke geneline taşınan asker kılıklı teröristlerin hareketliliği, alçak uçuş yapan F-16’lar, işgal edilmeye çalışılan devlet kurumları, patlayan bombalar ve sıkılan kurşunlar, ‘Yurtta Sulh Cihanda Sulh’ rumuzuyla darbecilerin seslerini işgal ettikleri TRT ekranlarından duyurmaları gibi benzer bir çok zorbalık gösterilerine tanık olduğumuz anlardı.


Doğal olarak doğru bilgi alabilmek için hemen hepimiz önce telefonlarımıza sarıldık. Televizyon ekranlarına kitlendik. Sosyal medyaya yansıyan bilgi kırıntılarını ve görüntüleri takip ettik. Evet, artık ne yazık ki kanıksadığımız ve her on yıl da bir yaşamak zorunda bırakıldığımız  askeri bir darbe (bu kez biraz gecikilmiş de olsa)   girişimi ile karşı karşıyaydık.


Saat 23.00 gibi başbakan Yıldırım, NTV televizyonuna telefonla bağlandı ve “Bu bir kalkışma girişimidir” derken, kalkışmanın FETÖ’cü bir kalkışma olduğu yönünde haberler havada uçuşmaya başladı ve Türkiye’de ilk kez bir iktidar partisi, AK Parti genel merkezi ve il teşkilatından ilçelere gelen mesajlarla kalkışmaya karşı vatandaşların direnmesi, sokaklara ve meydanlara inilmesi yönünde mesajlar gelmeye başladı.


Bir gazeteci-yazar olarak ama en önemlisi bir yurttaş olarak ne mi yaptım?


DARBE GECESİ BANDIRMA’DA YAŞANANLAR..!


Eşim ve oğullarımla kısa bir değerlendirme yaptıktan sonra helalleşerek, sokağa ve meydanlara çıkmaya karar verdim. Bırakmadılar ve hep birlikte  Ak Parti ilçe teşkilatının önüne indik. Partinin kapısı ve ışıkları açık, merdivenleri, kapının önündeki sokak ellerinde bayraklarıyla kadını erkeği, genci ve yaşlısı hatta çocuklarıyla insanlarımızla doluydu.


İnsanlar bir yandan park ettikleri araçlarının radyolarından gelişmeleri takip ediyor, bir yandan cep telefonları ile haberleşip, mesajlaşırken  ne olup ne bittiğini anlamaya çalışıyorlardı. 00.25 sularında yine Türkiye’de ilk kez ülkenin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan cep telefonundan görüntülü yayınla bağlandı. “Silahlı Kuvvetler içindeki azınlığın kalkışma hareketi. Paralel yapılanmanın teşvik ettiği harekettir” diyen Erdoğan halkı kent meydanlarına ve havaalanlarına çağırdı.


Milli Savunma Bakanı Işık, işgal altındaki TRT’den darbecilerin bildirisinin okunması sonrası zaten bildirinin korsan olduğunu açıklamış, muhalefet partisi MHP’nin lideri Devlet Bahçeli’nin, Başbakan’ı arayarak darbelerin kabul edilemez olduğunu, hükümetin yanında olduğunu söylediği ekranlardan halka çoktan taşınmıştı.


DEMOKRASİ TARİHİMİZ EŞSİZ DERSLERLE DOLU..!


Çok geçmeden  AK Parti ilçe teşkilatı boşaldı ve hep birlikte Cumhuriyet Meydanı’na yönelindi. Ana muhalefet partisi CHP’nin ilçe binası meydandadır ve meydana bakar. O gece CHP’nin kapıları hiç açılmadı ve ışıkları hiç yanmadı. CHP’li belediye başkanı ve yönetiminden bir tek Allah’ın kulu sokaklara ve meydana inmedi. Bu durum kalkışmanın bastırılması ve ‘demokrasi nöbetleri’nin yaşandığı günler boyunca sürdü. Sadece CHP değil, 12 Mart’ın ve 12 Eylül faşist askeri darbelerinin hışmına uğramış, mağdur kılınmış, eziyet ve işkence görmüş, zindanlarda süründürülmüş, hak mahrumiyetine uğramış bir çok solcu, devrimci sokaklara, meydanlara inmedi.


Sadece solcular ve devrimciler mi?

Hayır..!


27 Mayıs,12 Mart, 12 Eylül  ve 28 Şubat’ı yaşamış eski DP’li, AP ve DYP’li, ANAP’lı hatta Saadet Partili  bir çok ‘muhafazakar demokrat’ ya da ‘liberal demokrat’ da evlerinden çıkmadı ve perde arkasından gelişmeleri izlemekle yetindi.


SUSKUNLUK İHANETTİR..!


Bir anlamda 15 Temmuz darbe ve işgal kalkışması bu çevreler ve kişiler tarafından suskunlukla ve sessizlikle izlendi. Toplumsal baskı ve kalkışmanın bastırılmış olması nedeniyle bu siyasal çevre ve kişiler nezdinde çözülme günler sonra başladı ve yaşandı. Örneğin, CHP’nin kapıları günler sonra açıldı ve günler sonra ışıkları yandı. Yine günler sonra Bandırma belediye meclisi ve Başkan Mirza, AK Partili meclis üyelerinin ve büyükşehir belediyesinin  zorlamalarıyla kalkışmaya karşı  ortak bir tavır geliştirerek, ‘demokrasi nöbeti’ nde boy gösterebildi.

Mustafa Kemal Atatürk’ün in dikkat çektiği gibi, “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.”


Evet, 15 Temmuz darbe ve işgal girişiminin bastırılmasının üzerinden tam bir yıl geçti. Bandırma Belediye Başkanı sn. Dursun Mirza’nın yayınladığı “15 Temmuz Mesajı” ile ilgili  sosyal medya üzerinden yapılan kimi tepki yüklü  paylaşımlar dikkatimi çekti. Paylaşımlarda bulunanların Mirza’ya ve CHP’ye yabancı isimler olmadığını  vurgulamalıyım. Yayınladığı mesajla Mirza’yı “ iktidarın dilini” kullanmakla itham edenlere tanık olduğumda acı acı güldüm ve başkanın mesajını bir kez daha dikkatle okudum ve  inceledim.


MİRZA’YI İÇTENLİKLE KUTLUYORUM..!


Özetle, şöyle diyor:

“Türk ordusunun içinde yapılanan Fetö terör örgütüne bağlı bir grubun bu hain girişimi, en başta demokrasi sevdalısı halkımızın onurlu direnişi, demokrasiye sahip çıkması, sokakları bir demokrasi şölenine çeviren kararlı duruşu, daha sonra da devletine bağlı gerçek Türk askerleri ve emniyet güçlerimizin olaya el koymasıyla bastırılmıştır. 15 Temmuz gecesi yaşananlardan, bu hainlerin ihanetlerinin ne kadar büyük olduğu çok net biçimde anlaşılmıştır. Bu hainler, halk iradesinin sonucunu yok sayarak, yönetime el koymaya çalışmışlardır. Demokrasiyi savunmak için sokağa çıkan masum insanların üzerine kurşun yağdırmaktan çekinmemişlerdir. Uçaklardan, helikopterlerden vatandaşlarımızı kurşunlamışlardır. Ulusal egemenliğin temsil yeri olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalamışlardır. Bu hain kalkışmada ne yazık ki 248 kahraman şehit edilmiş, 2196 kişi de yaralanmıştır. Ama hainler kendi ihanetlerinde boğulmuş ve başarısızlığa mahkum olmuşlardır. FETÖ, İŞİD, PKK adı ne olursa olsun tüm terör örgütleri ne yaparlarsa yapsınlar Cumhuriyetimizin sonsuza dek var olmasına asla engel olamayacaklardır. Ulusumuzun birlik ve beraberliği her türlü ihanetin üstesinden gelecektir.”

 

Eğer, bu kimi aklı evvellerin iddia ettiği gibi “iktidarın dili” ise, o dile bir gazeteci-yazar olarak ama en önemlisi bir yurttaş olarak kurban olayım! Darbeseverlerin bu dili anlayabilmeleri ne yazık ki mümkün değil…Bu, bizlerin de çok derdi değil! Bandırma belediye başkanı sn.Mirza, bu mesajıyla şehr-i emin olarak kendisine yakışanı, bu kente yakışanı yapmış.


Bu dili darbe dönemlerinde kırıma ve kıyıma uğramış, işkencehanelerden ve zindanlardan geçmiş, göstermelik mahkemelerde darbe hukuku ile yargılanmış ve onlarca yıl hapisle cezalandırılmış, hunharca katledilmiş olanlar, işinden ve aşından edilmişler,  onların aileleri ve yakınları anlayabilirler.


Empati önemli…


Bir de şunu düşünelim.15 Temmuz darbe ve işgal girişimi başarıyla sonuçlanmış olsa idi, bu ülkenin cumhurbaşkanı Erdoğan ve başbakanı Yıldırım, bakanları, iktidar partisinin sözcüleri darbeciler tarafından katledilmiş ya da ellerinde tutsak olsalardı, acaba ne olur ve neler yaşanırdı? Darbecilerin sadece Erdoğan ve iktidar partisinin  yöneticilerini katletmekle, zulmetmekle yetineceklerine inanacak kadar aptal mısınız? Açın darbeler tarihini, faşizmi ve emperyalizm nedir ne değildir bir kez daha okuyun!


Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 90