Bugün: 16.07.2018

BU GİDİŞİN SONU KÖTÜ


CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu ve eniştesinin de aralarında bulunduğu yakınlarının Man adasındaki bir şirketle para alışverişinde olduğu yönündeki iddialarının ardından  AK Parti  lideri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasal iktidar ile CHP arasındaki siyasi tansiyon gün be gün artıyor.

Son olarak, CHP’li Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi’yi Anayasa’nın 127. Maddesi’nin kendisine verdiği “geçici olarak görevden uzaklaştırma” hakkını devreye sokan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, twitter hesabından 12 gündür “şerefliysen ya ispat et, ya istifa et” diye seslendiği Kemal Kılıçdaroğlu’na geçtiğimiz Pazar günü AK Parti’nin Trabzon Ortahisar’daki ilçe kongresinde yaptığı konuşmada “sen bittin” diyerek seslenmesi  iki parti arasındaki alevlenmiş tartışmaları ve gerilimi hızla tırmandırdı.

İktidar partisi AK Parti ile ana muhalefet partisi CHP arasında yaşanan söz düellosunun siyasi ve sosyal yaşamımız da literatürümüzü kattığı yeni sözcükler var.

-“asmak”, “ rezil etmek”, “haysiyet cellatlığı”, ”itibar suikasti”, “cibilliyetsiz”, ”vatan haini”, ”işini bitirmek”, “malı götürmek”,  “kucağa oturtmak”, ”rezil etmek” gibi…

AĞIZLARINDAN ÇIKANI KULAKLARI MI DUYMUYOR

Siyaseten dile getirilmiş tüm bu sözcüklerin anlamı ve karşılığının ağırlığı açık. Doğal olarak iktidar partisi veya muhalefet partisi  lider veya temsilcileri, karşılıklı olarak birbirlerine karşı kullandıkları her bu tür sözcükler için kendilerine hakaret edildiği, tehdit edildikleri gibi gerekçelerle öncelikle avukatları ile cumhuriyet savcılarına koşuşturup,  birbirlerinden davacı oluyorlar.

Ülke olarak öylesi bir hale geldik ki, siyasi yaşamımızda iktidar sahipleri ile muhalefet parti liderlerine, cumhurbaşkanından, genel başkanlara, bakanlara, milletvekillerine kadar birbirinden şu veya bu nedenle davacı olmayan  siyasi kişilik kalmamış gibi…

Kuşkusuz, vatandaş, kadını erkeği ile çocuğu genciyle siyasal yaşamımıza damgasını vurun bu diyalog ötesi polemikleri, karşılıklı atışmaları, restleşmeleri, hakaretleri  ve küfürleri  televizyonlarda, videolarda izliyor, dinliyor, gazetelerde okuyor…

Bu siyasal rekabet ya da diyalog ve polemik ötesini çoktan geçmiş yaşananların birey ve  toplum nezdinde  somut yansımalarını, etkilerini özellikle sosyal medya üzerindeki paylaşımlarda gözlemliyoruz.

ZIVANADAN ÇIKAN SİYASET VE SİYASETÇİLER

Toplumda bu gidişat  yönetenlerin ve yönetmeye talip olanların “zıvanadan çıkma hali” olarak yorumlanıyor ve bu şekilde algılanıyor. Yani,”zıvanadan çıkmak”;  taşkınca davranışlarda bulunmak, çok sinirlenmek, öfkelenmek  durumu olarak nitelendiriliyor.

O zaman şu soruyu sormak gerekiyor: Ülkeyi yönetenler, ülkenin yönetiminden sorumlu olanlar ya da yönetilmesine talip olanlar, üslendikleri sorumlulukları, sahip oldukları olanakları, erk’in gücünü, bulundukları makamların  gücünü ve rolünü “birbirlerinin işini bitirme” ya da “birbirlerini asma” noktasına taşıyor ve bunu yekten dile getirme pervasızlığını ve keyfiyetini sergiliyorlarsa  ülkenin ve toplumun hali ne olacak?

BU  İTHAMLARI DEMOKRATİK BİR TOPLUMDA DUYAMAZSINIZ

İnsan soyunun neandertal dönemini ya da homo sapiensin ilk dönemlerini mi yaşıyoruz? Hayır..! İnsanlık tarihinde “gücü gücüne  yeteni” dönemini yüzlerce, binlerce yıl yaşadık ve geride bıraktık. İnsani ilişkilerinin düzenlenmesi, insanların çevresiyle, başka coğrafyalarda konuşlanmış ülkeler, devletler ve halklarla ilişkileri  belli  hukuksal denilen normlara, kurallara bağlanmış. Bu ilişkilerin ve kuralların evrensel nitelik kazanılmasına çalışılmış.

O nedenle, bugün siyasal ve sosyal yaşama damgasını vuran “asmak”, “işini bitirmek” gibi sözcüklerin hukuksal hiçbir karşılığı olmadığı gibi bugün madeni dediğimiz demokratik bir ülkede ve toplumda hiç bir insani karşılığı ve anlaşılabilir yanı ve yönü yoktur..!

CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun son günlerde sıklıkla muarızlarıyla ilgili dile getirdiği  “asmak” ne kadar günümüz dünyasında anlaşılmaz bir fiil ise İçişleri Bakanı Soylu’nun da  aynı şekilde muarızlarının “işini bitirmek” fiili o kadar anlaşılmaz ve kabul edilemez bir siyasal düşünce ya da ifadedir.

RÜZGAR EKEN FIRTINA BİÇER

Dikkat edilirse, biz, ülke ve millet olarak  her iki düşünceyi ve eylemi de   Cumhuriyet tarihi döneminde olduğu gibi bugünde  “mümkün” ve “olağan” gören bir siyaset anlayışına ve pratiğe sahibiz.

Pekala, Cumhuriyet tarihimiz boyunca bizden farklı düşünen ve eylemlilikler içerisinde olan insanlarımızı zorbaca yöntemlerle  sindirmeye, susturmaya hatta  öldürmeyi  “meşru” bir hak olarak görme alışkanlığına sahip olduk. Bununla da yetinmedik ve bu zorba anlayışı siyasal iktidarlar eliyle devlet yönetimine taşıyarak, erk’in bize sağladığı güç ve olanaklarla hasımlarımıza karşı faşizan bir  anlayış ve zorbaca yöntemlerle uyguladık.

Politik dünyamıza damga vurmuş bu anlayış ve zorbaca politikaları devlet kurum ve kuruluşları nezdinde öylesine içselleştirdik ki, bürokratik yapımız ve bürokrasimiz, (ordusundan polisine, savcısından hakimine, istihbarat örgütünden diğer tüm devlet kurumlarına kadar)siyaset dünyamız gibi anti-demokratik anlayış ve politikaların merkezi oldu. Bu anti-demokratik yapı kendi ilkel, keyfiyet yüklü hukuk anlayışını biçimlendirirken kendi anti-demokratik yargı sistemini şekillendirdi.

KRİMİNAL BİR DEVLET VE TOPLUM YAŞAMI

Dikkat edilirse,  toplumsal yaşamımızda “sen bittin”, “seni asarım” anlayışı tüm devlet yapımızda egemen olan zorba ve anti-demokratik, evrensel hukuk dışı  siyaset anlayışını beslerken, toplumsal yaşamımızda da insan ilişkilerinde  baskın anti-demokratik bir anlayış olarak vücut bulmakta gecikmedi.  Toplumsal yaşamımızın hemen her alanında bireyler arası ilişkinin gün geçtikçe kriminal bir niteliğe  dönüşmesi, şiddet ve zorbalığın ön plana çıkması, bu koşullarda olağan bir anlayış ve davranış biçimi haline gelmesinden daha doğal ne olabilir?

Bugün bir çok aile günün büyük bölümünü geçirdiği televizyon karşısında sadece bu nedenlerden ötürü “haberler”i izlemiyor ve pass geçiyor. Şiddet ve zorbalığın böylesine ayyuka çıktığı, insan ölümlerinin böylesine doğal karşılandığı bir ortam da   hukukun ve adalet konusunda bireyler ve toplum nezdinde yaşanan güvensizliğin, içe kapanıklılığın sosyal sonuçlarına yaşamımızın her aşamasında tanık olmamız ve geleceğe yönelik karamsarlık ile umutsuzluğun katmerleşmesi kaçınılmaz.

Bir anlamda ne dün ve bugün ne ekiyorsak onu biçiyoruz ve yarınlarımızda da aynısını belki daha beter bir şekilde biçmeye devam edeceğiz…!

Esen kalın..

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 176