Bugün: 23.07.2018

BREZİLYA VE BANDIRMA..!


Ekonomimize yabancı sermaye akışı sağlayalım diye yırtınıp duruyoruz..Oysa ki siyaset de “yerli” ve “milli” olmanın koşulu ekonominin her alanında “yerli “ ve “milli” olmanın gözetilmesinden geçiyor.Ulusal bağımsızlığımızın ve egemenliğimizin teminatı  ulusal bir ekonominin yaratılmasından geçiyor.Meslek Odalarının başkanlığı ve yönetimleri için yarışanlar olayın bu yönüne de eğilmek zorundalar.



2000’li yıllar Balıkesir ve doğal olarak da Bandırma kanatlı hayvan sektörü ve beyaz et üreticisi firmalar açısından sorunlu ve sıkıntılı geçti.

Ülke, bölge  ve kent ekonomisinde ciddi bir ekonomik ağırlığa sahip kanatlı hayvan söktörü ve beyaz et üreticisi firmaların önde gelen markalarından Şeker Piliç, Bozlar Piliç gibi firmaların ardından  sektörün devleri arasında sayılan BANVİT,2015 yılından başlayarak   yem girdilerinin önemli bir kısmında ve damızlık materyal tarafında ithalata  bağımlılığı nedeniyle uluslararası rekabet gücünü  koruyamaması nedeniyle ciddi bir  ihracat sıkıntısı yaşamaktaydı. (Bloomber’den İrfan Donat)

KANATLI SEKTÖRÜNÜN  SORUNLARI VE ÜRETİCİ ŞİRKETLER

Kuşkusuz, ekonomik sorun ve sıkıntılar ne Şeker Piliç,ne Bozlan Piliç ne de BANVİT ile sınırlı değildi. KÖYTÜR Piliç, MUDURNU Piliç, AYTAÇ, KESKİNLER gibi  kanatlı ve beyaz et sektöründe söz sahibi olan  ve markalaşmış bir çok firma benzer zorlukları ve sıkıntıları yaşamaktaydı.

Bankaların kapısını aşındırararak kredi borçlarını yeniden yapılandırmak için uğraşan ya da bir şekilde  firmalarını yaşatabilmek için “taze para” amaçlı kredi arayışlarını sürdüren şirketler, başka Arap ülkeleri olmak üzere yabancı ortak arayışlarını da sürdürüyorlardı.

Sektörde söz sahibi olan şirketlerin feryatlarını ve çaresizliklerini, arayışlarını ve  çırpınışlarını, bu şirketler bünyesinde çalışan insanların ve ailelerin kaygılarını iktidar dahil muhalafetle birlikte hep beraber film izler gibi izledik.Sanki yaşananlar bir başka ülkede yaşanıyor ve bizi hiç mi hiç ilgilendirmiyordu.

Anımsayın..!ŞEKER PİLİÇ,BOZLAR VE BANVİT..!SIRADA HANGİ ŞİRKET VAR?

Bandırma 2`nci Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 15 Şubat 2015 tarihinde iflas kararı verilen Şeker Piliç A.Ş.`nin, 53 bin metrekare alana sahip kesimhane ve fabrikası Bandırma 1`inci İcra Dairesi`nce 30 milyon 231 bin 174 lira muhammen bedelle 15 milyon 995 bin liradan açık artırmaya çıkarıldığı zaman bu gelişmeler kimi çevreler ve bazı kişilerce bıyık altından gülümseme ile karşılanmıştı.

Ki, bu kapanışın ve iflasın bugüne kadar kamuoyunun gündemine taşınmamış siyasi bir yönü de var.Görünen o ki, bu yönünü de ele almak ve gündeme taşımak bana düşüyor.Şimdi değil,daha sonra...Şimdilik bu kadar...

Oysa ki, felaketin hem ekonomik hem de sosyal boyutu çok büyüktü ve ŞEKER Piliç’in  kapısına kilit vurulmasının hala sarsıntılarını yaşıyoruz.

Çok geçmedi ve  temelleri 1950’li yıllarda atılmaya başlanmış BOZLAR  AŞ,yumurta. yem,damızlık yetiştiriciliği ve süt üretimi, kırmızı et,ileri işlemler salam, sosis, suçuk gibi),beyaz et üretimi tesislerini kapattı ve bir çok alandan çekildi.

SORUNLARI KİŞİSELLEŞTİRMENİN MANTIĞI YOK.!

Öncelikle şunun  önemle vurgulanması gerekiyor: Kaybeden ya da olumsuz etkilenin salt şu veya bu firmanın sahipleri ya da temsilcileri değildir. Bu olayın bir yönü..

Eğer,yaşananlar da bir kayıp aranıyor ise, kaybeden ülkedir, bölgedir, kenttir ve bu ülkenin insanları ve aileleridir.

Türkiye’nin ekonomik açıdan gelişmesinde kanatlı söktörünü, beyaz et üretimine milyonlarca dolarlık yatırım yapmış ve  üretimde ileri teknolojiyi yakalamış şirketlerin, ekonomik açıdan yarattıkları katma değeri ve istihdam olanaklarını, ihracat da oynadıkları rolü dikkate aldığınız da sektörde ekonomik açıdan yaşanan krizin kronikleşmesine seyirci kalmanın ve  on yıllardın mücadele içindeki markalaşmış şirketlerin kapanmasına varan olaylara seyirci kalmanın ya da “yerli” ve “milli” sıfatını yitirerek,yabancı sermayeye “yem” kılınmış olmasının farklı sonuçlarını yaşamamız da kaçınılmaz olacaktır.

Yanlış anlaşılmasın..!

Yabancı sermayeye ya da şirketlerimizin yabancı şirketlerle ortaklıklara gitmesine karşı değilim..Sermayenin ve “para”nın günümüz dünyasında böylesi bir derdi yok. Hele kapitalizm de hiç mi hiç yok..!

Bu nokta da ana sorun,”ulusal bağımsızlık” ve “ulusal egemenlik”ten ne anladığınız ve ne ölçüde gözettiğiniz de düğümleniyor. Cumhuriyet Devleti’nin kurulduğu günden bu zamana ülkenin ana sorunu ekonomik ve sosyal yaşamın her alanında  “bağımsızlık” ve “ egemenliğin” gözetilmesi yani yaşamın her alanının ulasal çıkarlara göre  düzenlenmesidir.

Örneğin,kanatlı sektörünün yıllanmış ve kangrenleşmiş sorunlarının başında en önemli girdi maliyetini oluşturan  mısır ve soya konusunda dışa bağımlılık oluşturmakta. İstikrarlı bir kur politikasına ve fiyat dengesine sahip olamayan ülke de bu nedenle ithalat ve ihracaatta sürekli büyüyen dış ticaret açığı şirketlerimizin belini bükmekte ve bellerini kırmakta.Ekonomik anlamda tarımdan hayvancılığa hemen hiç bir alanda ulusal bir politika güdülememekte.

Olayın traji komik yönüne bir bakın. 

TARIM VE HAYVANCILIK DA DÖKÜLÜYORUZ..!

Dün, bir tarım ülkesi ve tarımsal açıdan kendine yeter ülke olarak anılan ülkemiz de, bugün gelinen nokta da ekilebilir arazilerimizin ekimindenve ürün çeşitliliğinden çiftçimiz,köylü çoktan vazgeçmiş durumda.Köyler, kırsal alandaki nüfus hızla aş ve iş umuduyla kentlere akıyor.Varoşları dolduruyor. Endüstriyel ürün konumundaki soya ve mısırı bile üretemez,ihtiyacı karşılayamaz, milyonlarca dolar ödeyerek ithal etmek,böylece ithalatçıları zengin ederken, besicileri,gıda sanayini dışa bağmlı kılmak zorundayız..

O nedenle şu veya bu şirketin kurucusunu, sahiplerini,yöneticilerini suçlayıp, eleştirmenin ve hedef haline getirmenin tek başına hiç bir mantığı yok..!

AK Parti iktidarının  yerlilik ve millilik konusunda en başarısız ekonomik politikalarının başında Tarım ve Hayvancılık gelmesi bir sürpriz olarak görülmemeli..

Ülkemiz de sadece bankacılık sektöründe  yabancıların payının 2017 yılı Şubat rakamlarına göre, % 44,5 olduğu ve finans sistemimizin yerlilik ve millilik açısından sınırda gezindiği dikkati alınırsa siyasal iktidar açısından sürekli dillendirilen “ekonomik komplo” ve “saldırı”konusu ve olayın siyasi boyutu daha iyi anlaşılır olacaktır.


Dönelim konumuza ve BANVİT’e...

BANVİT DE ELDEN ÇIKTI..!

BANVİT, 1968 yılında kurduğu yem fabrikasıyla ve 1984 yılında piliç eti üretimiyle sektörde yaşam buldu. Orta yaş kuşağı bu gelişimin ve yükselişin canlı tanığıdır. Piliç etini, hindi eti ve  ileri işlenmiş gıda ürünleri  izledi.2005 yılında kırmızı ete yönelindi. salam, Sosis, sucuk gibi şarküteri ürünlerinin yanısıra köfte, döner, kebap gibi gıda ürünleri ile schnitzel, nugget, cordon bleu gibi kaplamalı ürünlerin üretimi izledi.

Şirket besicilik ve kırmızı et yatırımlarına paralel olarak 2005 yılında büyükbaş yem üretimine de başladı.Entegre bir üretim modeline sahip olan Banvit`in beş besleme, dört kuluçkahane ve beş de üretim tesisi bulunuyor.(Bloomberg,İrfan Doğru)

BANVİT’in faaliyet alanındaki başarıları ve ürün çeşittiği,yatırım ve pazarlama ritmi ,sosyal aktivitelerini bir makaleye sığdırabilmek mümkün görünmüyor.Bu başarının ana lokomatifi Görener Ailesi ve  yönetici kadrosu, çalışanlarıydı.

Bu süreç de yüzlerce binlerce insan iş ve aş sahibi oldu, şirket üzerinden emeğiyle dünyalar kurdu, emekliliğini kazandı...Klasik bir Bandırma firmasıydı ve her alanda kentin bayrağını başarıyla dalgalandırdı, kentin markası oldu.

2011 yılında Banvit`in % 16`sı Birleşik Arap Emirlikleri merkezli Aabar Investment şirketine satıldığında zaman içerisinde  de şirketin  2017 yılının başında %  79.48 oranında hissesinin satışı için Brezilya merkezli BRF S.A.`nın bağlı ortaklığı olan BRF GmbH ile hisse satış sözleşmesi imzalanarak devredilmesini Balıkesir de, Bandırma da suskunlukla ve ama biraz da şaşkınlıkta izledi.

Yıllarını BANVİT’e vermiş çalışanlar bile öncelikle bilgisizlikleri nedeniyle “durun bakalım ne olcak” beklentisiyle sabırla devrin sonuçlarını izlemekle yetindi. Kimse ne işinden ne aşından oldu...!

Hisse devri için BRF’nin ödediği rakam, 915 milyon TL..!

Balıkesir’i bilmiyorum ama bu rakam Bandırma’da yabancı sermaye girişi açısından ödenmiş en ciddi rakam. Bu devirle ilgili olarak, bildiğim kadarıyla, ne Balıkesir Sanayi ne Balıkesir Ticaret Odası ve Borsası,BASİAD ile ne de Bandırma Ticaret Odası ve Borsası ile BANSİAD bugüne kadar  atılmış adımın etkileri ve sonuçları üzerine  satır açıklama yapmış değiller.

DEVİR SONRASI BREZİLYA’DA YAŞANAN OPERASYON

Bu devrin üzerinden  kısa bir süre geçtikten sonra ise Brezilya Federal Yargısı ve Federal Polisi,kanatlı sektörü ve beyaz et üreticilerini de kapsayan geniş kapsamlı suistimal ve yolsuzluk idiaları kapsamında bir soruşturma ve tutuklamalar gerçekleştirdi.Banka hesapları dondurulurken, kimi firmalar faaliyetten men edildi ve bu şirketlerin içinde “glokal” konumundaki Brezilya’nın da en büyük gıda üreticisi BRF de bulunuyor.

Gazetemizin bu sayısında söz konusu iddialar ve soruşturmaları haber konusu yaparken, doğal olarak şirket adına Ogilvy Public Relations’dan Media Director Aynur Hanım, konuyla ilgili bir açıklama gönderdi ve KAP’a da  yapılmış açıklamada şöyle deniyor:

“BRF SA olarak; 5 Mart tarihinde Brezilya Federal Polisi tarafından başlatılan operasyona ilişkin tüm detayları takip ettiğimizi ve polisle iş birliği içinde olduğumuzu ortaklarımıza ve kamuoyuna duyururuz.

“Şirket, üretim ve dağıtım süreçlerinde Brezilya`daki ve yurtdışındaki tüm standart  ve regülasyonlara uygun olarak çalışmakta, 80 yılı aşkın süredir hem Brezilya içinde hem de yurtdışında kalite ve gıda güvenliğine uygun şekilde varlığını sürdürmektedir.

“Şirket olarak, bu süreçte yetkililerle tam bir  iş birliği içinde olacağımızı ve müşterilerimiz, tüketicilerimiz, ortaklarımız ve sektörle iletişimimizde şeffaflığımızı koruyacağımızı bir kez daha vurgularız.”  

İddialar ortada ve Brezilya’da  iddialarla ilgili  Federal Polisin soruşturması ve Federal Yargının     yürüttüğü kovuşturma devam ediyor. Brezilya’da gündeme taşınmış bu iddialar konu Türkiye olduğunda bizlere de hiç yabancı değil. Sonucu birlikte, izleyip, göreceğiz.Biz, BRF’nin bu süreçten aklanarak, çıkmasını temenni ediyoruz.

Ancak, temenni bir şey ise ülkenin yanı sıra bölgenin ve kentin sanayi kuruluşlarının,sanayi ve ticaret  dünyasının yabancı sermaye hareketliliğini, gelişim ve sonuçlarını izlemesi, denetimi ve kontrolü ise başka bir şey. Yabancı sermayenin kontrol ve denetimi devlet kurumları ve iktidarlar yanı sıra  sivil toplum örgütleri olarak partilerin, meslek odalarının,sendikaların   ve basının görevi.

“Dışardan taze para gelsin de nasıl gelirse gelsin, ne yaparsa yapsın”anlayışı ve ekonomik politikaları vahşi kapitalizmin ürünü ve sonuçları her ülke için yıkıcı.Dün, BANVİT vardı, bugünde BANVİT var ama adı var ve yarınımız da ne olacağı kesinlikle belli değil.

”Yerli” ve “milli” anlamda değerlerimizden, emeğimizden  kolaylıkla vazgeçmemek için sonuna kadar mücadele etmeli,buna uygun ekonomik politikalar ürütmeliyiz.

Esen kalın..

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 309