Bugün: 27.06.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • Biz Marmara’yı hiç dinlemedik...!

Biz Marmara’yı hiç dinlemedik...!


Biz, Marmara’yı hiç dinlemedik...
Oysa ki, hem Erdek hem de Bandırma Körfezi’nin bizlere anlatacağı o kadar çok şey vardı ki,korkunç bir kayıtsızlık içersinde sbir yabancı gibi sırtımızı dönüp, gittik... Oysa ki, Marmara’nın yetimliğinin başladığı nokta da, kendi yetimliğimiz başladı.Anlamadık...


Tarih araştırmacıcısı ve yazar Aydın Ayhan, Trak Faciası’nı yazarak, bu faciayı kaç kişi hatırlıyor, diye sormuş...
Bandırma ve Kapıdağlı balıkçılar başta gelmek üzere bir çok orta yaş ve üzeri Bandırmalı bu faciayı anımsıyor.
Yıllar önceydi...
İlkHaber gazetesine faciada yaşamını yitirmiş ve eski Şehir Mezarlığına defnedilmiş, bir ailenin fertleri geldi.
Facia,yıllardır bir naylon poşetin içersinde saklanmıştı...Onlar anlattı,dinledim ve sakladıkları o günlerin gazetelerini,belgelerini inceledim. Sonra yazdım... Öyle sanıyorum ki, Facia üzerine , REALİTE dergisinde yayınlanmış bu içerikteki yazıdan  başka bir yazı dabugüne kadar yayınlanmadı.
Hep bir yazar olarak olabildiğince denize açılmayı, denizcilik ve denizin öyküsünü dinlemeyi ve yazmaya özenmişimdir. Bugüne kadar olmadı ama içimde uhdedir, fırsatını bulduğum da yazacağım.

Sorgulamıyoruz ve sorgulamaktan da adeta imtina ediyoruz.
Bandırma, bir deniz kenti ama kent ile deniz arasında yılların ördüğü bir Çin Seddi var ve aramızdaki duvar zaman geçtikçe kalınlaşıp, aşılamaz bir hal almakta.
Örneğin, yıllarca gazinolar ile mendirek arasına sıkışmış kent, yaklaşık sahil boyunoa 500 metrelik kıyı şeridi boyunca gitti geldi...
İlk kez, Öztaylan-Eraydın döneminde bu sınır ve duvar yıkıldı. Şimdi, sahil boyunda yürümeye başladığımızda Livatya’ya kadar uzanabilmek, yürüyebilmek mümkün...
Ötesi yok Bandırma’nın...Livatyası yok..! En son Livatya’ya gittiğimde sahil şeridindeki pislik ve görüntü canımı yakmıştı.
Açık hava meyhanesi gibi...İçen pisliğini orada bırakıyor...

Ötesi yok Bandırma’nın...
Örneğin, Dutliman ve Sahil Yenice’den Bandırma’da kaç kişinin haberi var.Unakıtan sağolsun,onun kuracağı termik sayesinde köylerin yolunu ğrendik, insanlarını tanıdıık ve burnumuzun dibindeki coğrafyadan bir nebze de olsa haberimiz oldu.

Evet, ötesi yok Bandırma’nın...
Sözde deniz kentiyiz ama denizin çocuğuyuz demek gerçekten güç ve imkansız oldu. İki yabancı gibiyiz. Biz selam versek, o almaz..O selam verse biz anlamayız.
İçine girmediğimiz,yüzemediğimiz bir sudan sebeple üzerine binalar inşa etme maharetine sahip olmanın ayrıcalığına sahibiz. Koca denizi bir foseptik çukuru gibi kullanma ama içinde barındırdığı canlı adına ne varsa, tüketme ahlaksızlığına sahibiz...

Ötesi yok Bandırma’nın...
Deniz kentiyiz ama dünden bugüne yaratılmış bir deniz kültürüne sahip olabildiğimizi kim söyleyebilir...Yok ki... Hani Balık Hali’nin ötesinde ki  heykele aldanmayın...Konunun bu kentle hiçbir ilgisi yok...Şiir mi, resim mi, bir öykü kitabı mı...? Hemen hiçbiri yok..! Bu kentin aydınları çoktan unutmuşlar denizi...Oysa ki, her  balık ve balıkçının Marmara’daki gölgesi muhteşem öykülere, romanlara,şiirlere gebedir...biliriz ama yok..!
Yıllar önce yazmıştım. Bu kentte sorumluluk alanlar ve yönetici pozisyonlara gelip,kenti yönetecekler deniz konusunda bir testten geçirilmeli diye...Balığı tezgah da görmüş olandan bu kente yönetici olamaz...Ya da vazgeçtik Martı kayalarından Demirlitaş’dan...Yüzmeyi küvette öğrenmişse,nasıl olacak diye...

Örneğin, Sedat Pekel, Dursun Mirza, Ozan Onur gerçekten yüzme biliyorlar mı!?
Ya Cemal Öztaylan ve Namık Havutça..!?
Hani, Balıkhane’de bir tezgahın başına geçsek, tezgahtaki balıkları cinsine göre,kaçı sayıp,özelliklerini söyleyebilirler bize....!?
Örneğin, “marka şehir Bandırma” konferansında Sevgili Osman Kocaman,dil sürçmesiyle, geçmiş Bandırma’yı resmederken, Bandırma Belediyesi’nin eski amblemindeki balık resmini, “palamut” diye anlatmıştı.
Peki,o balık amblemindeki balık gerçekte ne idi!?
Örneğin, antik dönemde Kyzikos’ luların paralarının üzerinde de bir balık var, orkinos..!

Orkinos ve Marmara...!

İzini gerçekten sürmek lazım...Kimse karıştırmasın...Çanakkale boğazının ötesine geçip di Ege’de peşine düşülen bir balıkdan söz etmiyoruz...

Orkinos ve Marmara...

Son kitabımla ilgili çalışmalarım sırasında Körfezde fok balıkları çıkmıştı karşıma...Bir masal gibi...

Foklar ve Körfez...

Biz, Marmara’yı hiç dinlemedik...
Oysa ki, hem Erdek hem de Bandırma Körfezi’nin bizlere anlatacağı o kadar çok şey vardı ki,korkunç bir kayıtsızlık içersinde sbir yabancı gibi sırtımızı dönüp, gittik...
Oysa ki, Marmara’nın yetimliğinin başladığı nokta da, kendi yetimliğimiz başladı.Anlamadık...

Esen kalın...

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ