Bugün: 27.06.2017

Beyaz et’de neler oluyor?


Beyaz et sektörü yıllardır tehlike çanlarını çalıyor

Geçtiğimiz günlerde ŞEKER PİLİÇ ile ilgili yaşanmış gelişmeler kendi içersinde katlanarak  büyüyor. Kuşkusuz, bu gelişmeler bir şekilde sonuçlandığında ve sular durulduğunda süreci ve yaşananları daha objektif değerlendirebilmek mümkün olacak.  O nedenle, ŞEKER nezdinde bilgiye ve belgeye dayanmayan, obektif olmaktan uzak haber ve yorumlardan SonKurşun olarak şiddetle kaçınacağız.

ŞEKER’İN SORUNLARI
SEKTÖRÜN YILLANMIŞ
SORUNLARI

Biz, bu konunun farklı boyutları üzerinde duracağız. Örneğin, ŞEKER nezdinde yaşanan sorunlar ve sorunlara neden olan ekonomik ve siyasi faktörler, salt ŞEKER’le mi ilgili?
Hayır..!
ŞEKER’in dile getirdiği ekonomik olumsuzluklar, tümüyle beyaz et üreticisi firmaların yıllardır dile getirmekten bıktıkları sorunlardır.
Örneğin, beyaz et sektörünün en büyük maliyet girdilerinin başında genelde ithal edilen  ve yem hammadesi olarak bilinen soya ve mısır’da yaşanmaktadır.
AK Parti’nin 2002’de iktidar olması öncesinde de  beyaz et üreticisi firmalar, maliyet girdelerinin aşağıya çekilmesi konusunda sürekli yem hammaddeleri ile ilgili sorunu gündeme getirerek, özellikle Tarım Bakanlığı’nın ve siyasal iktidarların bu soruna çözüm bulmasını talep ettiler.

Olmadı, oldurulamadı..!

DEVLET ALACAĞINDA ŞAHİN
BORCUNDA  NE OLMALI?

Keza, beyaz et üreticilerine uygulanan  KDV oranlarındaki dengesizlik ve tutarsızlık da beyaz et üreticileri tarafından sürekli dile getirilerek, Maliye Bakanlığı ve siyasal iktidarın KDV oranlarını sektörün beklentilerine uygun  yeniden düzenlemesini talep etti. Ancak, bu da olmadığı gibi, bugün ŞEKER’in dışında diğer  beyaz et üreticisi firmalarımızın da Maliye’den alacağı onlarca  milyon (eski parasal değerle, trilyon) KDV alacağı bulunuyor. Bize yansıyan bilgilere göre sadece BANVİT’in Devletten alacağı KDV miktarı 60 milyon lirayı bulmuş durumda.
Peki, KDV oranları Şeker’i ve diğer beyaz et üreticilerini nasıl vurdu?
kasım 2011’de siyasal iktidarın beyaz ette  kayıt dışını önlemek amacıyla, beyaz ette KD oranını % 18’den %1’e düşürmesi, ancak sektörün %1’den satış yaparken, % 8’den yem hammaddesi alması sektörü olumsuz etkiledi. 1 yıl içersinde beyaz et üreticilerinin Devletten KDV alacağı 300 milyonu buldu ve bu paranın ödenme şansı yok!


Bitmedi...

Beyaz ek üreticilerinin gerçekleştirdiği ihracat oranına bağlı olarak Maliye ve iktidarın ihracatı gerçekleştiren firmalara vermesi gereken bir teşvik oranı var. Yine bize yansıyan bilgilere göre, bu sistem de sağlıklı işlemiyor ve beyaz et ürecisi firmalar yasal olarak almaları gereken parayı alamıyorlar.

Ötesi var..!

Siyasal iktidar ve Maliye, “benim kasama girmiş para, bir daha çıkmaz” dürtüsüyle, beyaz et üreticisi firmalarla bu alacakları üzerinden karşılıklı mahsuplaşmaya gidiyor. Bu yönüyle makas, beyaz et üreticisi firmalar aleyhine Devlet lehine sürekli açılıyor.

Sorunlar bununla mı sınırlı?
Hayır..!

BEYAZ ET, ÇAĞI YAKALAMIŞ
 BİR SEKTÖR

Türkiye de beyaz et üreticisi firmalar, sektörel bazda çağı yakalamış, üretimlerine hemen her aşamasında en son teknolojiyi sokmuş firmalar. Yani, firmaların maliyeti ne olursa olsun, teknoloji diye bir sorunları yok...Doğal olarak teknolojisinin  son örneklerini alanlarına taşıyan firmaların hijyen diye de ciddi bir sorunları yok.. Tek ciddi sorunları var, o da sorunlarının çözümü için ortada muhatap yok..! Bu yıllanmış bir sorun olduğu için beyaz et üreticisi firmalar sektörel bazda örgütlenmeyi ve birliği gündeme getirmiş durumdalar.

ÜRETEN SANAYİCİ DE
ÖRGÜTLÜ OLMALI

Örneğin, BESD-BİR yani Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Birliği Derneği bunun için oluşturulmuş. Bandırma, bu Birliğe ve örgütlenmeye uzak durmamış ve en üst düzeyde Birlik yönetiminde halen temsil ediliyor.
ŞEKER’den Emre Bor ve BANVİT’ten Ömer Görener BESD-BİR Yönetim Kurulu’nda yer alırken BU PİLİÇ’ten Mehmet Sabit Yılmaz Denetim Kurulu’nda görev almış.
Temel dert ne?
Devlet ve siyasal iktidarlar nezdinde sorunlarına muhatap ve çözüm bulmak..!
Bulabilmişler mi?
Hayır..!
Burada derdimiz yargısız ve objektiflikten uzak, Devlet’i ve siyasal iktidarları infaz etmek çabası da değil. Kuşkusuz Tarım Bakanlığı ve Maliye, iktidar nezdinde sektörü rahatlatmak için belli adımlar atılmış. Örneğin, Eylül 2012’de Tarım Bakanlığı’yla eşgüdüm içersinde TMO Genel Müdürlüğü 300 bin ton kapasiteli 13 hububat depolama tesisinin temelerini atmış durumda.
Ancak, Tarım Bakanlığı’nın ve siyasal iktidarın bu alanda attığı adımlar ve yaptığı yatırımlar, reel bazda  beyaz et üreticisi firmaların beklenti ve taleplerini karşılayabilmekten ne yazık ki, çok uzak...!

YILLARDIR HALKA
YALAN SÖYLÜYORLAR...

Türkiye’de siyasal  iktidarlar, yıllarca halka  özelleştirme ve üreticiye sağlanan Devlet desteği konusunda yalan söylediler. Örneğin, “Devlet’in tarım da ne işi var”, “ Planlama neymiş”, “Tarımsal ürünlere teşvik neymiş”, “Dünyanın hiçbir  ülkesinde böyle şeyler yok”, “Satın gitsin” gibi  ekonomik politikalarla  halka sürekli yalan söylendi. Oysa ki, bugün küresil ekonominin ve serbest piyasa ekonomisinin egemen politika olarak uygulandığı başta ABD olmak üzede tüm gelişkin Avrupa ülkelerinde  Devlet’in yani kamunun ekonomideki payı ülkeler bazında değişkenlik gösterse de ciddi düzeydedir. Keza, ABD ve Avrupa ülkelerinde Devlet teşvik’i yaygın bir ekonomik politik yöntemdir.
Sürekli yalan söylüyorlar...
Örneğin, Türkiye’de de bir çok hortumlanan ve batan bankayı bizzat kamusal önlemlerle kurtaran Devlet’dir... ABD ve Avrupa ülkelerinde de finans sisteminde konut piyasasında yaşanan krizle beraber Devlet’in devreye girdiğini ve kamusal kaynakları devreye soktuğunu hepimiz biliyoruz.

ULUSAL HAYVANCILIK VE
TARIM POLİTİKASI

Ne yazık ki, Türkiye’nin yıllardır ulusal bir ekonomik politikası yok..! Küreselleşme, ulasal ekonomik politikaları benimsemenin ve savunmanın önünde engel değildir ve ABD bile yeri geldiğinde ulusal ekoknomisini korumak ve gözetmek için bir çok ülkeye ya da firmaya değişik ekonomik tedbirler uygulamakta; kendi sanayisini ya da tarımını koruma çabası içersine girmektedir.

TÜRKİYE’DE İHRACAT
DESTEĞİ TON DA 70 $,
DÜNYA DA 300-500 $..!

Türkiye’de ulusal bir ekonomik politikanın yokluğu ekonomik yaşamın tüm alanlarına sirayet etmekte, potikasızlık  sanayiden tarıma, turizmden hizmete, ulaşıma kadar her alanı vurmaktadır.
Örneğin, maliyet girdilerinin artmasından ve ekilen ürünlerin değerinin çok altında pazar bulabilmesinden dolayı Türkiye’de ekilebilir alanlarda farklı sorunlar yaşanmakta, köylü ya da çiftçi, toprağını bile ekmekten vazgeçmektedir. Ulusal bir tarım politikası olmadığı için üretici ulusal bir arz-talep dengesine koşut olarak, toprağını  ve emeğini rasyonel biçimde kullanamamakta, ortada planlı bir üretim olmadığı  ve planlı üretim gözetilmediği için, tarımda dışa bağımlılık her geçen gün artmaktadır.
Buna neden ve niçin dikkat çekiyoruz?

TARLALARIMIZ BOŞ DA
YATIYOR..!

Örneğin, beyaz et sektörünün en büyük maliyet girdisi soya ve mısır’dır ve Türkiye’nin her yıl milyonlarca doları ithalat nedeniyle dışarı akıtılmaktadır.Sektör, iç pazarda gerekli planlama ve üretim olmadığı , bu alanda teşvik olmadığı için  dışa bağımlı hale getirilmiştir. Temel hammaddenin temini konusunda dışa bağımlı olan bir sektörün en başta uluslararası ekonomik rekabet şansı ortadan kalkmaktadır.

BEYAZ ET DE
PAZARLAMA SORUNU...

Sektörün, uluslararası pazara yüzünü dönebilmesi ve ihracat yapabilmesi, uluslararası pazarda pay kapıp. buralarda kalıcı olabilmesi başka bir paradokstur.Çünkü, sektör ciddi iç ve dış pazar sorunlarıyla karşı karşıyadır.
Örneğin, beyaz et üreticisi firmalar, sektörün sürekli farklı sorunlarla yüz yüze olması, tavuk gribi gibi ya da benzeri piyasayı ve pazarı daraltıcı olumsuzluklara karşın,öz kaynaklarıyla krize dayanma konusunda ortaya muhteşem bir direnç koymuştur.

ÜRETİCİ, BUZDA
DANS EDİYOR

Çünkü, tüm olumsuzluklara karşın, BESD-BİR, Türkiye’nin damızlık  ve kanatlı et talebinin yaklaşık % 90’ını karşılamakta...
Yılda 1,5 milyon ton beyaz et üreten sektör,2011’de 30 ülkeye 341 milyon dolar değerinde 195 bin tonluk piliç ihracatı yapabilmiş durumda...
Aslında, sektörde yaşanan sorunlar ve siyasal  iktidarların konuya ısrarlı duyarsızlığı dikkate alınırsa, beyaz et üreticisi firmaların buz üzerinde dans  yaptıkları anlaşılacaktır.
Çünkü, beyaz et üreticileri için, üretimde ve pazarlamada en önemli alan, bu koşullarda iç pazar ve iç pazardan doğan taleptir .AB ile imzaladığımız tek yanlı Gümrük Birliği anlaşmasına karşın beyaz  et üretiminde en cazip alanlardan biri olan Avrupa ülkelerine ihracat yapabilmek, Türkiye için deveyi hendekten atlatabilmek gibi bir olaydır. Bu durum, zorunlu olarak beyaz et üreticisi firmaları Asya ve Uzak doğu hatta bugün için çok cılız da olsa Afrika pazarlarına doğru itmektedir.
Ancak, Türkiye’de dış pazarlara sektörel açılım faaliyetini tetikleyen  sektörel nedenselliklerin de iyi sorgulanması gerekiyor. Örneğin,2011 yılı rakamlarına göre, Türkiye’de kişi başına piliç eti tüketimi yıllık 19.4 kiloya kadar çıktı. Tüketim 2000 yılında 11 kilogramdı.Avrupa’da beyaz et tüketimi ise  yılda 40 kilograma kadar çıkıyor. (AKŞAM)
Evet, beyaz et üreticisi firmaların sorunları çok ve bu sorunlar nedeniyledir ki,  firmalar son yıllarda adım adım içine sürüklendikleri bataktan bir şekilde çıkabilmek için kanatlı da hindiye ve kırmızı ete yönelmiş durumdalar.
Örnek mi, buyrun size BANVİT ve BOZLAR...

BİNLERCE KİŞİ
EKMEKSİZ KALABİLİR

Beyaz et üreticisi firmaların ve BESD-BİR’in yıllardır dile getirdikleri sorunların muhatapsızlığı ve çözüm konsunda siyasal iktidarların adım  atmakta geç kalmaları sektörü fenel olarak finans sorunları ve ödeme güçlüğü olarak dar boğaza sürüklemekte.
Somut konuşalım: Dün Mudurnu bir deneyimdi, iflas etti ve kapandı...Bugün ŞEKER nezdinde yaşanan olay da tekil değildir ve sektör, yeni dar boğazları ve sorunları kapıda beklemekte...Bandırma açısından beyaz et sektörü önemli ve binlerce kişi bu kapılarda ekmek yiyor. Firmaların yarattığı katma  değer önemli ama biliyorum ki, bir çok firma, sektörü terk edeilmek için arayış içersinde.Bu, binlerce insana binlerce insanın eklenmesi anlamını  taşıyor.

EKONOIMİK SORUNLAR
KİŞİSELLEŞTİRİLEMEZ..

İktidar kanadıyla  beyaz et sektöründe yaşanan sorunları ve ŞEKER olayını konuştuğum da, genelde yaşanan sorunları firma sahiplerineve yöneticilerine bağlama ve firmaların kurumsallaşamamasına, küresel ekonominin gerekliliklerini zamanında karşılayamama, serbes piyasa ekonomisinin kurallarına bağlandığını gözlemledim.
Bu yorumlar bana çok acımasız ve insafsız, ekonomik nedensellikten çok uzak  geldi.
ŞEKER nezdinde yaşanan gelişmelerle ilgili, Balıkesir Ticaret Borsası ve Balıkesir Ticaret Odası adına Faruk Kula ile Mahmut Yavuz’un verdiği tepkiler Bandırma için öğretici. Bandırma ise, genel olarak şaşkın bir suskunluk içersinde...

HAVUTÇA DA
 ÖZTAYLAN DA ÜZGÜN

Konuyla ilgili,  Milletvekilleri Namık Havutça  ile uzun uzadıya telefonla görüşüyoruz. En başta olay karşısında çok üzgün ve sektörde yaşanan krizin yaygınlaşmasından ürküyor.
Havutça’ya göre, bu konuda en başta kendisi de bir sanayici olan Milletvekili Edip Uğur ve Cemal Öztaylan’a büyük sorumluluk düştüğünü vurguluyor. Beyaz et sektörünün sorunlarıyla ilgili Meclis’de iki kez araştırma önergesi verdiğini ve bir kez konuşmak için söz istediğini belirtiyor.
Milletvekili Öztaylan’la  da ŞEKER ve sektörün yıllanmış  sorunları üzerine hem karşılıklı söyleştim hem de zaman zaman tartıştık. O da ŞEKER’in yaşadıkları konusunda üzgün ve  iktidar milletvekilleri olarak hem Uğur’un hem de kendisinin bir çok girişimde bulunduklarını, Bor Aile fertlerini Bakanlık nezdinde bir çok kişiyle görüştürdüklerini belirtiyor.

AİLE ŞİRKETLERİ VE
 KURUMSALLAŞMA

Şimdi geçelim bir başka önemli konuya... Daha önce, Bandırma ve bölgede “aile şirketleri” ve “kurumsallaşma” üzerine bir çok yazı yazdım. ŞEKER nezdinde yaşananlar da, şirketin bir “aile şirketi” olmasının ya da şirketin kurumsallaşamaması ne ölçüde rol oynadı, eksi ve artıları nedir, bilemiyorum ve afaki yorumda da bulunmak istemiyorum.
Bu, ŞEKER nezdinde, aslında tüm Güney Marmara’nın ve Bandırma’nın hatta ülkenin sorunu. Biz de genel olarak sermaye, önce belli ailelerin elinde yoğunlaştı ve şirketleşme aile bireyleri gözetilerek kurumsallaşma süreci içersine girdi.
Peki, bu kurumsallaşma sürecinde gerçekte ne kadar yol katedebildik, bilemiyorum. Bunun tartışılması ve sorgulanması gerektiğine inanıyorum.
Bu da ayrı bir yazı konusu...

Esen kalın...
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ