Bugün: 22.11.2017

BAŞKAN MİRZA VE 2 YILI..!


Bandırma Belediye Başkanı Dursun Mirza, Mart ayının son günlerinde gerçekleştirdiği geniş katılımlı toplantıyla iki yıllık iktidarını değerlendirdi.


Öncelikle belirtelim ki, sn. Mirza,  iktidarda iki yılını değerlendirdiği toplantıda  Bandırma’lılar için yeni hiçbir şey söylemedi. İki yıldır, hemen her ortamda ve fırsatta dile getirdiklerini bir kez daha dile getiren Başkan Mirza’nın kendisinin de kent ve kent toplumunun beklenti ve ihtiyaçlarının farkında olduğunu ama bu beklenti ve ihtiyaçları karşılayamaması nedeniyle, iki yıldır, Balıkesir büyükşehir belediyesini eleştirdiğini, mazeret olarak sürekli büyükşehir belediyesini öne sürdüğünü biliyoruz.


Bandırmalı, bu mazeretlere inanır ya da inanmaz ama sürekli  bir sav bir iddia olarak sn.Mirza, öne sürdüğüne göre,  sanıyorum ki, inandırma konusunda ciddi sorunları, sıkıntıları  var.


Sn.Mirza, sadece Bandırma’lı yurttaşları mı ikna etmeye çalışıyor?

Hayır!


Bize göre,  sn.Mirza’nın  yerel seçimlerde CHP’ye oy vermiş, CHP’li  insanlara karşı da inandırma ve ikna sorunu ve sıkıntısı var!


Aslında bu durum  Başkan Mirza ve yönetimiyle ilgili bir durum olarak da görülmemeli. Çünkü, 2009 yerel seçimlerinde iş başı yapmış Başkan Sedat Pekel ve yönetiminin de  iktidarda bulunduğu beş yıl boyunca, 2014 Mart yerel seçimlerine kadar temel sorunuydu.


Başkan Pekel ve yönetimi de 5 yıllık iktidarı boyunca, yatırım ve hizmet konusunda sürekli  AK PARTİ iktidarı ve milletvekili Cemal Öztaylan tarafından engellendiklerini  öne sürmemiş miydi?


Bu yönüyle Pekel ve Mirza’nın iki yıllık iktidarının  ortak yanının şu veya bu yatırım ya da şu veya bu hizmet olmaktan öte, siyasi mazeret üretmek ve mazeret odaklı olduğu söylenebilir. Rahmetli Süleyman Demirel’in bir sözü vardır: İktidar, mazeret üretmek ya da çaresizlik makamı değildir!


Bandırma’lılar da  Başkan Pekel  ve Başkan Mirza dönemlerinde ,sürekli  konu yatırım ve hizmet olduğunda, AK PARTİ’nin bir mazeret olarak öne konulmasından, engel olarak sunumundan büyük ölçüde bıkmış ve usanmış durumda. Onun içindir ki, sn.Mirza, yerel yönetimin başı olarak derdini anlatmakta sürekli  gel-git’ler  yaşıyor.


Bizce, zor bir durum…!


Kuşkusuz, Pekel ve Mirza ‘nın başkanlıkları döneminde bir siyasi argüman değişikliği söz konusu. Başkan Pekel, iktidarı döneminde sürekli AK PARTİ ve milletvekili Öztaylan’ı  engel olarak öne sürerken, Başkan Mirza, sürekli büyükşehir olayını ve Başkan Edip Uğur nezdinde AK PARTİ’yi hedef alıyor.


Bu durumun, yerel de, yerel yönetim ve toplum nezdinde siyasi bir paradoksa dönüşmesi ise farklı sonuçlara neden oluyor. Bandırmalı, yerel yönetim ve yerel yöneticilerini yatırım ve hizmet eksenli değerlendirme, beklenti ve ihtiyaçlarına bu çerçevede yanıt arama arayışını bir kenara iterek, koca bir kenti ve mevcut durumunu, siyasal bir pencereden, hatta politik ön yargılarına teslim olarak anlamak ve yorumlamaya mecbur kılınmaya çalışılıyor. Bu da  kent toplumunda politik gerilim ve ayrışmayı, kutuplaşmayı bir anlamda körüklüyor.


Kensel olan ne var ise hemen her şey aşırı siyasallaştırılıp, kişiselleştiriliyor. Taraflar yaratılıp, taraflar karşı karşıya getirilmeye, karşılıklı hasmane duygular körüklenmeye, politik ön yargılarla tarafgirliğin sınırları kalın çizgilerle belirlenmeye çalışılıyor.


Bu nokta da;  ne kenti, ne kentin ve toplumun beklenti ve ihtiyaçlarını sağlıklı ve objektif olarak, akli ve gerçekçi biçimde ele alabilmek, konuşup, tartışabilmek mümkün değil.’ Biz’ ve ‘siz’ ayrımcılığına kent kurban ediliyor!


Bu durum, yakın tarihimizi bilen, orta yaş ve üstü kuşağa yabancı bir durum değil.  Özellikle 1950’li yıllarda, ülkede ve toplumda yaşanan, DP-CHP gerginliği ve kutuplaşması, 60’li yıllarda özellikle  Adalet Partisi ile CHP gerginliği ve ayrışması, 70’li yıllarda keza AP,MHP,MSP,CHP gerilimi ve ayrışması, 80’li yıllarda ANAP karşıtlığında imar edilmeye çalışılan siyasi yaşamımız, Refah  ve Fazilet Partisi iktidarlarına karşı yaşanan karşıtlıklar   dikkate alındığında 2002’de AK PARTİ  ve iktidarları döneminde ülke ve toplumda yaşanan ayrıştırmacı siyaset  anlayışının  sürpriz olmadığı daha iyi anlaşılır.


Cumhuriyet dönemi siyasal yaşamımızda bu ayrıştırmacı, ötekileştirmeci, gerilim ve çatışmadan beslenen  siyaset anlayışının ülkeye ve topluma  neler kaybettirdiğini acı  sonuçlarıyla yaşamış bir toplumun, bugün aynı girdaba sürüklenmek istenmesini kabullene bilmek mümkün değil.


Mantıklı, aklı selim hiç bir insanımız bunu kabul etmez, red eder..!


Çünkü, bu yaşamlarımızla aşina olduğumuz kirli ve pis bir oyundur. Ülkemiz demokrasisi, bu tür kirli, karanlık ve kanlı oyunları boşa çıkartabilecek bilgi ve deneyime de fazlasıyla sahip. Bir insanımızın burnu bile siyasi görüş farklılıklarından, farklı siyasi tercihlerinden dolayı kanamamalı…


Sn.Pekel ve sn.Mirza’yı, birlikte yerel yöneticilik yapmış CHP’li meclis üyelerini, CHP ilçe başkanları ve ilçe yöneticilerini biliyor, tanıyoruz. Ben, hiç birinin bu kirli, karanlık ve kanlı oyunlara itibar edeceklerine inanmıyorum.


Genelde şu söylenebilir: ‘Biz meyletmiyoruz ama AK Parti , AK Parti iktidarları ve  siyasetçileri buna meylediyorlar. Biz ,ne yapalım? Biz de kendimizi koruyor, direniyoruz. Hele bir de RTE var ki, direnmeyelim de ne yapalım!?’


Bir siyasal partinin iktidar ve iktidar partisi, yöneticileri karşısında konumlanışı, farklılıklarını ortaya koyması demokrasi ve özgürlükler açısından tabii ki, en doğal hakkı. Buna kimsenin itirazı olamaz, olmamalı…Türkiye de iktidar ile muhalefet arasındaki siyasi dengenin demokratik açıdan kurulması sadece bugünün değil, onlarca yılın sorunu. Dengesizliğin ülke ve toplum aleyhine biçimlenmesi ise,  tam bir felaket!


Felaket düğümünün çözüm noktası ise,  gerilim, ayrışma, çatışma değil, halkın iradesi ve sandık olmalı. Davasında haklı olduğuna inanan yüzünü halkına dönmeli ve  halkının iradesini arkalamalı. Bu ,demokrasinin, ’sandık demokrasisi’ olarak da anlaşılması, demokrasinin sandığa sıkıştırılması anlamına da gelmiyor. Demokrasinin olmazsa olmaz koşulları var.(Güçler ayrılığı, şeffaflık, hesap sorula bilirlik-verilebilirlik, hukukun üstünlüğü, vb..)


Sonuç olarak; yerel yönetimlere ve merkezi yönetimlere seçtiklerimiz ile seçen arasındaki  ilişki örgüsünün demokratik açıdan iyi anlaşılması gerekiyor.  Demokrasilerde seçilenler, seçenlerin hizmetlisidir. Olayı basitleştirmek gerekirse;  Seçilene sunulan  tüm imkanlar ve tüm ayrıcalıklar, yönetici olduğu süre içerisinde  kendisini seçenlere karşı en iyi şekilde hizmetlenmektir. Seçilmiş, eğer hizmetlenme görevini layıkıyla yerine getiremiyor ise, seçenlerin beklenti ve ihtiyaçlarını karşılayamıyor ise,  bir daha ki seçimlerde hem partisinde hem yurttaş nezdinde  aday olabilme ve seçilme şansını kaybeder.(Hoş, biz de seçilenler ve bir daha seçilemem kaygısı yaşayanlar, yeniden  seçilebilmenin yollarını bulma konusunda mahirdirler. Bu tiplere siyasi madrabaz ya da ZÜBÜK, denir!)


Sn. Mirza da, iktidar da iki yılını doldurdu ama yanlış ama doğru ama eksik ama fazla icraatlarını anlatıyor. Yerel iktidarlarda, 3 yıl, denge yılıdır. Bir anlamda, bir yönetimin, dağarcığında ve eteğinde ne varsa, sergileyeceği yıldır. Zor ve sıkıntılıdır. Sn. Mirza’nın kendi ifadesiyle, kasasında arazi ve  gayri mülk satışlarından, 17 Şubat 2016 tarihi itibariyle, Belediyenin kasasında, 22 milyon 344 bin TL nakit parası var.  Bu da güzel…Bandırma’nın beklenti ve ihtiyaçları ortada… Para da var! Balıkesir büyükşehir belediyesi veya başkanı Edip Uğur, Bandırma’da kimsenin eline kolunu da bağlamıyor.


Buyrun, bir hizmetli olarak, gereğini yapın!


Yapacağınız yatırım ve hizmetlerinize kim gölge olmaya çalışırsa,  bu kent ve bizler göğüs gerelim. Eleştirenler, inanmayanlar mahcup olsunlar. Yeter ki, Bandırma’nın yüzü gülsün!


Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 524