Bugün: 22.11.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ VE MUSTAFA KEMAL...!

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ VE MUSTAFA KEMAL...!


“- Birinci şart hanımefendi. Sonra tabii bunun teferruatı gelir; mesela ilk merhalede neşriyat, ki başlı başına teşkilata ihtiyaç gösterir. Sonra propagandanın envaı...

- Tabii sıra ile hepsi yapılır. Fakat benim fikrimce ilk iş ajans olmalıdır. Hatta isterseniz adını burada koyuverelim: Mesela Türk Ajansı, mesela Ankara Ajansı, mesela Anadolu Ajansı... daha da bulunabilir.

- Bana (Anadolu Ajansı) en iyi bir isim gibi görünüyor.

- Bana da öyle. Değil mi, evvela kendini ve mümkünse bütün vatanı kurtaracak olan Anadoludur. O halde kararımızı vermiş olalım: Anadolu Ajansı...

- Evet Anadolu Ajansı hanımefendi...”

 

Bu diyalog, 16 Mart 1920 de İstanbul’un işgali ve Osmanlı Meclisi Mebusanının basılması, milletvekillerinin tutuklanıp, sürgün edilmeye başlamaları sonrası  Mustafa Kemal’in Ankara’ da  milli bir meclisin kurulması için 19  Mart da yayınladığı genelge sonrası milli mücadeleye katılmak için yola çıkmış Halide Edip Adıvar ile Yunus Nadi  Abalıoğlu arasında Anadolu yollarında,31 Mart 1920’de Geyve-Akhisar  tren istasyonunda  mola sırasında geçer.

Yunus Nadi  Abalıoğlu, İstanbul’da Yeni Gün gazetesinin sahibi ; Halide Edip Adıvar ise, gazeteci-yazardır.

 

TÜRKİYE-HAVAS REUTER AJANSI  VE  ANADOLU AJANSI

 

Her iki milli kalemin Anadolu Ajansı’nı  kurma düşüncesi, ne bir sürpriz, ne bir işgüzarlık ne de ani bir karar değildir. Osmanlı’nın başkenti İstanbul, 1.dünya savaşından yenik olarak çıkmış bir imparatorluğun 30 Ekim 1918de Mondros antlaşması ile  Müttefik Devletler  yani başta İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, Yunanlılar, Amerikalılar  olmak üzere doruğa  vardırılmış  kuşatmaları ve işgalinde en önemli halka olan enformasyon alanının merkezi konumundadır.

Basın ve yayın yaşamı bunların kontrolünde ve yönlendirmesindedir. Müttefik Devletlerin-Damat Ferit Paşa hükümetiyle  anlaşarak, kurdukları  Türkiye-Havas Reuter Ajansı, milli mücadelenin önündeki en büyük engellerden biridir. Osmanlı toplumunun dünya ve ülke ile ilgili bilgilendirilmesi, yönlendirilmesi, uydurma haber ve yorumlarla kışkırtılması, gerçeklerin karartılması, zihinlerin bulandırılması, milli mücadelenin ve milli önderlerin aşağılanması  bu merkez tarafından koordine edilmekteydi.

Doç. Dr. Yücel Özkaya, şöyle demekte:

 “Osmanlı İmparatorluğunda daha önceleri  ‘Osmanlı Telgraf Ajansı’  mevcuttu. Bu ajansın kurulmasına kadar olan sürede, haber kaynakları yabancı ajanslardan oluşuyordu. 1911’de kurulan Telgraf Ajansı, ulusal olmaktan çok ticarî nitelikte idi. Daha sonra ‘Osmanlı Millî Ajansı’na dönüşen Telgraf Ajansı, Birinci Dünya Savaşı sonunda tarih sahnesinden çekilmişti. 1918 Ekiminde ‘Türkiye Havas-Reuter’ bileşimini görmekteyiz. Bu ajansın Türkiye ile ilgisi isim benzerliğinden başka bir şey değildi.”( Milli Mücadelede “Anadolu Ajansı”nın Kuruluşu ve Faaliyetlerine Ait Bazı Belgeler)

 

ULUSAL BAĞIMSIZLIĞIN  VE EGEMENLİĞİN GÜVENCESİ ULUSAL BASIN-YAYINDIR!

4-11 Eylül 1919 tarihlerinde toplanan Sivas Kongresi’nde alınan kararların duyurulması amacıyla adını kendi koyduğu İrade-i Milliye gazetesinin 14 Eylül 1919’da yayınlanmasını sağlayan Mustafa Kemal, başından beri yaşananların farkındaydı.27 Aralık 1919 da Ankara’ya gelişi sonrası ilk iş olarak  basın konusuna el atması, 10 Ocak 1920’de Hakimiyeti Milliye gazetesinin kuruluşu ve yayına başlatması, bu kuşatmanın kırılması ve sesini duyurma amacını taşıyordu.

İşte, bu yıllarda, ülkede ve  toplumda farklı yollardan, kanallardan yürüyen, Ankara’da odaklanmış milli mücadelenin Geyve tren istasyonunda Yunus Nadi ile Halide Edip’i yollara düşüren ve 31 Mart da Geyve istasyonunda kısa bir mola anında  diyaloglarına konu olan milli bir ajans kurma düşüncesi sonrasını  Halide Edip, “Türk’ün Ateşle İmtihanı” adlı eserinde şöyle anlatıyor:

“Yunus Nadi Bey’le yolda konuştuğumuz ajans sorununu M. Kemal Paşa’ya açtım. Yunus Nadi Bey’le buna, ‘Anadolu Ajansı’ olarak başlamayı konuştuğumuzu anlattım. İsteklerimiz, bu ajans haberlerini, telgrafhanesi olan her yere göndermek ve olmayan yerlerde de camilere ilan halinde yapıştırmaktı.

Bundan başka, dünyanın ne düşündüğünü anlamak için, İngilizce ve Fransızca gazetelerin en önemlilerini getirtmekti. Bu noktalar üzerinde anlaştıktan sonra, ben bir yazı makinesi lazım olduğunu söylediğim zaman, Mustafa Kemal, Osmanlı Bankası’ndan bulacağını vaat etti.”

 

AA’NIN KURULUŞU  İLE DEZENFORMASYON VE MANİPÜLASYON FAALİYETİNİN ÖNLENMESİ!

 

Evet, daha 23 Nisan 1920’de TBMM bile açılmadan, 17 gün öncesinden,  Yeni ve Genç Türk Devleti’nin ilk kamusal ve ulusal kurumu olarak Anadolu Ajansı, böyle kuruldu ve Mustafa Kemal tarafından bir genelgeyle ulusa  duyuruldu:

“Kolordulara, Vilayetlere, Müstakil Livalara, Vilayat ve Elviye-i Müstakille Müdafaa-i Hukuk Heyet-i Merkeziyelerine, Müdafaa-i Milliye Heyet-i İdarelerine,

İslam dünyasının kalbi olan Osmanlı Saltanat Merkezi’nin düşman işgali altına girmesi, vatan ve milletimizin büyük tehlike ile karşı karşıya kalması sonucu bütün Rumeli ve Anadolu’nun giriştiği kutsal mücadele sırasında tüm halkın en doğru iç ve dış haberlerle aydınlatılması ihtiyacının zorunluluk kazanması önemle dikkate alınmış ve burada en yetkili kişilerden oluşan bir özel kurul yönetiminde, Anadolu Ajansı adı altında bir kurum kurulmuştur.

Anadolu Ajansı’nın en hızlı araçlarla vereceği haber ve bilgilerin, Heyet-i Temsiliyemizin temel kaynaklarına, belge ve değerlendirmelerine dayanacağı dikkate alınarak, Ajans bültenlerinin özellikle Müdafaa-i Hukuk Teşkilatımız tarafından topluca görülebilecek yerlere asılması, çoğaltılması ve dağıtılması, hatta nahiye ve köylere kadar ulaştırılması yolunda mümkün olduğunca fazla yayılması için acilen örgütlenilmesi, gerekli önlemlerin alınması ve sonuçtan bilgi verilmesi önemle rica olunur.”

 

ULUSAL BİR DÜŞÜN YAŞAMI  VE  KUVAYI MİLLİYECİ GAZETECİLER-YAZARLAR!

 

Anadolu Ajansı’nın ilk yayını 12 Nisan 1920 tarihinde başlamıştır. “Anadolu Ajansı Tebligatı” adı altındaki ilk yayının giriş bölümü şöyledir:

“Devlet Merkezimizin düşman işgali altına geçmesi üzerine Anadolu ve Rumeli’nin Müdafaa-i Hukuk azim ve kararlılığı içinde yiğitçe harekete geçtiği şu sıralarda din ve vatan kardeşlerimizin en doğru haber ve bilgiler alabilmelerini sağlamak için kurulan Anadolu Ajansı bugünden itibaren göreve başlıyor.

Bugün alınan haber ve bilgilerin oralarda da mümkün olduğu kadar fazla kimse tarafından okunup bilinmesi gereğini arz ve açıklamağa gerek yoktur.

Bu amaçla oralarda dahi özel örgütler meydana getirerek her gün vereceğimiz bilgilerin telgrafhane kapılarında siyah levhalar üzerine yazılması ve yeterli araç olan yerlerde basılması, yayınlanması ve dağıtılması, nahiyelere ve hatta köylere kadar gönderilmesi hususlarının yerine getirilmesini hepinizin vatan ve millet sevgisinden ve yardımlarından rica ederiz.”

 

MATBUAT  VE  İSTİHBARAT FAALİYETLERİ..!

 

23 Nisan 1920 de TBMM’nin kurulması ve faaliyete geçmesiyle birlikte Meclisin ilk görevlerinden birisinin ‘haberleşme’ olması da raslantısal değildir. Bunu göre, hükümet, , “Matbuat ve İstihbarat Müdüriyet-i Umumiyesi”yasasını çıkartmış, kurumlaşmış ve Anadolu Ajansı da bu  kurumun içinde yer almıştır. Yasayla kurulmuş bu  genel müdürlük Bakanlar Kurulu’nun bütün olanaklarından yararlanacak (Madde 2) ve harcamaları Başbakan’ın onayıyla genel müdür tarafından yapılacaktır. (Madde 3). Yasanın verdiği görevleri, genel müdür ve ajans müdüründen başka sekiz kişilik bir kadro yerine getirecektir (Madde 4). Bu örgüt, Avrupa basını karşısında Türkiye’nin yasal hukukunu savunmak, dünya basınını sürekli izlemek ve incelemek, zamanın gerekli kıldığı fikri ve psikolojik birliği sağlamak, kamuoyunu ayakta tutmak için Anadolu’nun çeşitli yerlerinde gazeteler çıkartmakla da görevlendirilmiştir.

 

KÜRESELCİLERİN  KAVRAMLARI  PİÇLEŞTİRMESİ!


 

Evet, Anadolu Ajansı’nın kuruluş tarihi ve  faaliyetleri, salt bir basın-yayın faaliyeti ya da bu alanda bir soyut gerekliliğin sonucu olarak yorumlanamaz.  AA’nın kuruluşu ve faaliyetlerini, önemini anlayabilmemiz için  özellikle Osmanlı’nın çöküş ve dağılma sürecinin, işgal ve bağımlılaştırılma sürecinin, sömürgeciliğin ve başlatılan ulusal bağımsızlık mücadelesi yanı sıra bağımsız ve yeni bir milli devlet kurma sürecinin iyi anlaşılması gerekiyor. Basın ve yayın faaliyetleri bu sürecin tarihsel ve toplumsal arayışından, mücadelesinden soyutlanamaz.

19., 20. Ve 21.yüzyılda ulusal bağımsızlığını ve ulusal egemenliğini korumak için mücadele veren ülkeler ve toplumlar, ulusal bağımsızlıklarının güvencesi olarak ulusal bir basın-yayın anlayışına da sahip olmak  ve bu alanda da bağımsızlıklarını korumak zorundalar.

 

ULUSUN ÖZGÜRLÜĞÜ VE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ SORUNU..!

 

Bu dikensiz bir gül bahçesi  değildir. Ülkeler ve halklar arası  ulusal bağımsızlık ve egemenlik arayışı ve mücadelesi sadece askeri, iktisadi veya toplumsal yaşamın diğer alanlarındaki mücadeleyle başarı sağlayamaz. Ülkelerin ve halkların, entelektüel  ve kültürel açıdan da  ulusal bağımsızlıklarını güvence altına alabilmeleri, tüm çağın gerektirdiği iletişim, haberleşme, vb., alanlarda ulusal çıkarları gözetmeleri kaçınılmaz. Bu çok yönlü düşünülmesi ve sorgulanması gereken bir alan ve konudur. Soyut  ve her türlü derinlikten yoksun, ‘demokrasi’, ‘insan hak ve özgürlükleri’, ‘evrensel hukuk’, ‘basın ve haberleşme özgürlüğü’ gibi küreselleşmiş ve emperyalist(sömürgeci) ülkelerce içi boşaltılmış kavramlar günümüzde bizim gibi gelişmekte olan ülkeler ya da geri  kalmış ülkeler  ve halkları için en büyük tehdittir.

Bu yönüyle özgürlükler, aynı zamanda  dün ve bugün bir ulusal bağımsızlık, ulusal egemenlik, ulusal güvenlik sorunu olarak da görülmektedir ki, Kurtuluş ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yılları bu alanda sayısız  somut örneği bizlere sunmaktadır.

 

DEZENFORMASYON VE MANİPÜLASYON FAALİYETLERİ!

 

Örneğin, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının, Kuvayi Milliyecilerin işgal yıllarında ülke gerçeklerini halka taşıma, bilgilendirme, aydınlatma ve karşı propagandaları yani dezenformasyon çabalarını boşa çıkartma, manipülasyonları engelleme çabaları iyi irdelenmelidir. Bu  yöndeki çabalar aynı zamanda bir istihbarat ve  güvenlik çabası olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

ULUSAL VE DEVRİMCİ BİR İKTİDARIN GÖLGESİNDE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ!

 

Örneğin; Mustafa Kemal, zararlı gazetelerin Millî Mücadele bölgelerine girmemesi için büyük gayret sarfediyor ve bunların bu bölgelere girmesini yasaklayan beyanname ve tamimler yayınlıyordu. Mustafa Kemal’e göre, vatanın yaşama mücadelesi verdiği bu dönemde düşman elinde ve emrinde bulunan bir kısım İstanbul basınına karşı pek ciddî tedbirler alınmalıdır. Mustafa Kemal, 12 Nisan 1919’da, Bursa 56. Fırka Kumandanlığına çektiği telgrafta, İstanbul basınının ek posta ile gazete satıcı ve dağıtıcılarına yollanan gazetelerden Bursa’ya gönderilenlerin kontrol edilmesini ve zararlı olanlarının Bursa’ya sokulmamasını istemekteydi.

6 Mayıs 1920’de, İcra Vekilleri Heyeti Kararnamesi ile İstanbul ile yapılacak her çeşit resmî haberleşme yasaklandı ve İstanbul’dan gelecek resmî yazılar, gazeteler ve dergilerin derhal geri gönderilmesi öngörüldü. 19 maddelik bir yönetmelik ile Anadolu’nun iç kısmında ve sahil bölgelerindeki sansür merkezleriyle ilgili memurların ve sansür müfettişlerinin görevleri de saptandı. ( Doç. Dr. Yücel Özkaya.aynı eser)

Cumhuriyetimizin 92.yılını kutladığımız şu günlerde, ülkemizde ve toplumumuzda en  çok sorgulanan ve tartışmalara hatta itiş kakışlara, farklı mağduriyetlere  sahne olan alanların başında yine basın ve yayın alanı, aydın kavramı ,düşünce özgürlüğü,  iletişim ve haberleşme özgürlüğü geliyor.

 

CUMHURİYET TÜRKİYESİ’NDE YABANCILAŞMA SORUNU

 

Ben, bu tartışmaları alevlendiren ve toplumsal, bireysel ,kurumsal mağduriyetleri arttıran en büyük etkenin  Kurtuluş Yıllarına, Cumhuriyet Devrim sürecine, Kuruluş Yıllarına tarihsel ve toplumsal  açıdan yabancılaşmamız olduğuna inanıyorum. Kendi yakın tarihine on yıllardır yabancılaşan bir ülkenin ve toplumun insanlarıyız. Türk tarihiyle, Osmanlı dönemiyle kucaklaşalım, hesaplaşmadan helalleşmeye geçelim arayışını, çabasını sergilemeye çalışırken öte yandan yakın tarihimize yabancılaşmanın farklı sorunlarını yaşıyoruz.

 

TÜRKİYE BASIN VE DÜŞÜN YAŞAMI ONLARCA YILDIR İŞGAL ALTINDA!

 

Örneğin, konumuz itibariyle  Anadolu Ajansı’nın bile  ilk kuruluş koşulları ve amacına günümüzde hızla uzaklaştırıldığını ve yabancılaştığını söyleyebilmek mümkün.1923  yılı 29 Ekim’in de Cumhuriyet Devleti’ni kurmayı başarmış ve tüm dünyaya ilan etmiş bizler, 92 yıl sonrasında en büyük ulusal sorunlarımızdan birinin ulusal bir basın-yayın politikasından yoksun olmak olarak özetleyebiliriz. Ülkenin düşün yaşamı, entelektüel yaşamı, basın-yayın alanı (yazılı, görsel işitsel medya organlarının), iletişim ve haberleşmemizin ulusal bağımsızlığı ve egemenliğimizi gözettiğini söyleyebilmemiz mümkün mü?

 

HASAN BASRİ ÇANTAY VE BAHRİYELİ SAMİ..!

 

Bu sorun, Balıkesir ve Bandırma’ya da yabancı değildir. Örneğin, işgal ve kurtuluş yıllarında Hasan Basri Çantay’ın sahibi olduğu Ses gazetesi ve Balıkesir Kuvayı Milliyesi’nde  üstlendiği rol ile  Bandırma’da Yunan işgali altında işbirlikçi ve hain Bahriyeli Sami’nin sahibi olarak çıkardığı  ‘Adalet’ gazetelerinin üstlendiği rolleri iyi anlamamız ve bugünlere  ibretlik  ders konusu olarak taşımamız gerekiyor. Çünkü, Kurtuluş  yıllarında 9 Eylül’de  İzmir de denize döktüğümüz düşman, Cumhuriyet yıllarında bizzat Cumhuriyetle hesaplaşmak üzere işbirlikçi bir anlayışla düşün yaşamımızı, basın-yayın alanımızı, iletişimve haberleşme araçlarını ele geçirip, yıllardır  markalaştırılmış yazılı, görsel, işitsel basın ve yayın organları eliyle zehrini kusuyor.

 

MUSTAFA KEMAL  VE  BASIN..!

Yazımızı, Ulusal Kurtuluş  Savaşımızın önderi ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucu Mustafa Kemal Atatürk’ün bu konudaki düşünceleri ve beyanları ile tamamlayalım:

“Basın, milletin müşterek sesidir. Bir milleti aydınlatma ve irşatta, bir millete muhtaç olduğu fikrî gıdayı vermekte, hulâsa bir milletin hedefi saadet olan müşterek bir istikamette yürümesini teminde, basın başlı başına bir kuvvet, bir mektep, bir rehberdir.(1922) Cumhuriyet devrinin kendi anlayış ve ahlâkını taşıyan basınını yine ancak Cumhuriyetin kendisi yetiştirir. Bir taraftan geçmiş devir gazetelerinin ve adamlarının düzeltilmesi mümkün olmayanları ulusun gözünde belirlenirken, öte taraftan Cumhuriyet basınının temiz ve feyizli sahası genişleyip yükselmektedir. Büyük ve soylu ulusumuzun yeni çalışma ve uygarlık yaşamını kolaylaştırıp özendirecek işte ancak bu anlayıştaki basın olacaktır. (1 Kasım 1925, TBMM) Gazeteciler, gördüklerini, düşündüklerini, bildiklerini samimiyetle yazmalıdır. (1929) Türkiye basını milletin gerçek ses ve iradesinin doğduğu yer olan cumhuriyetin etrafında çelikten bir kale oluşturacaktır. Bir düşünce kalesi, düşünce yolu kalesi. Basın görevlilerinden bunu istemek, cumhuriyetin hakkıdır. (05.02.1924, İzmir`de gazetecilerle)”

 

Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 776