Bugün: 17.10.2017

BANDIRMA VE AK PARTİ


Bugün Eylül gazetesindeki dostlar , 7 Haziran seçim sonuçlarının Bandırma ayağı ve  M.Cemal Öztaylan ile ilgili bir yorum-haber yaparak, Bandırma ve bölgede her seçim sonucunda Ak Parti açısından yaşanan düşük oy oranının Öztaylan ile ilişkilendirilmesinin  son seçimlerde anlamsızlığının bir kez daha ortaya çıktığına vurgu yapmış.!

Kimisi de  yorum-haberin altına ‘yorumda’ bulunup, hızını alamayarak Öztaylan’ın 2015 7 Haziran seçimlerinde aday listesinde yer alamamasını parti içinde şu ve ya bu isme bağlamış!

Oysa ki, Bandırma Ak Parti’nin sorunu bir-iki seçim sonucu ile anlaşılabilecek, yaşanan oy kayıplarını bir iki kişiye bağlayarak anlaşılabilmesi mümkün değil.

Ancak, genel de bizim dünyada, ülkede, bölgede ya da kentte yaşanan toplumsal olayları kişiselleştirme diye bir derdimiz ve davamız var ki, bu havanda su dövmek gibi bir şey…

Dikkat edilirse,2002’den bugüne gerçekleşen tüm genel ve yerel seçimlerde, Cumhurbaşkanlığı seçimi ve Anayasa referandumunda ülkenin sahil kesimleri yıllardır Ak Parti’ye ve iktidarına direniyor.

Bunun ekonomi-politik, sosyolojik, demografik,  psikolojik, kültürel, sınıfsal  nedenleri var.Bu nedenlerden bazılarını sıralayalım:

1.si, Cumhuriyet Türkiyesi’nde mevcut oligarşik yapının ekmeğini ,yağını, balını yiyen en ayrıcalıklı, en rahat, en eğitimli, gelir dağılımından en yüksek payı alan  kesimler ülkesinin Batısında ve sahil şeridindedir.

 

2.si, bu kesimler içersinde özellikle orta ve küçük burjuva nüfus yoğunluğu  Cumhuriyet’in ilanından ve Cumhuriyet Devleti’nin kuruluşu ile biçimlenmiş ve şekillenmiş, bir anlamda 90 yıllık yapı ile içselleşmiş kesim ve toplumsal bir kasttır. Bu kemikleşmiş bir yapıdır. Statükodan beslenir.

3.sü, ülkenin özellikle kıyılarında öbeklenmiş  bu toplumsal kast; yaşayış, aldığı eğitim, içinde yaşadığı sisteme aidiyet duygusu, iş olanakları, tarih, sanat, kültürel anlayış vb. gibi çok yönlü faktörler nedeniyle sevinç ve kaygılarında da, siyasal ve toplumsal tercihlerine kadar  farklı refleksler biçimlendirir.

Ak Parti, ülkenin kıyı şeridinde öbeklenmiş  bu statükocu yapıyı en iyi 2007 genel seçimlerinde gördü ve yaşadı. 2007 de gerçekleşen seçimin sonuçları anlaşıldığında ülkenin sahil şeridi özellikle siyasal açıdan tercihini CHP üzerinde yoğunlaştırmış idi.

2007 de AK  Parti lider ve yöneticileri kendileri için bu direngen , gittikçe kendi içinde kemikleşen yapıyı aşmak yönünde bir çok girişim  içersine girse de sonraki yıllarda gerçekleşen seçimlerde  de bu yapıyı aşamadı, kıramadı ama belli ölçülerde çözdü.

Şu söylenebilir: Ak Parti, ülkenin kıyı şeridine yönelik politika üretmede, kıyı şeridini anlamada, kıyı şeridi halkı ile içselleşmede, teşkilatlarını buna göre uyarlamada, kadrolarını buna göre istihdam etmede büyük ölçüde sınıfta kaldı.

Bu durum gerçekleşen bir çok seçim ve sonucuyla şöyle bir siyasal ve toplumsal algıya da yol açtı: Sahil kentleri CHP’nin kalesi!

Bu, bugünün gerçeğidir.!

Oysa ki, çok değil, bu kentlerin 2002 yılı öncesi siyasi tercihlerine bakıldığında İzmir dahil, keza Bandırma’da da renklerin farklılaştığı görülür. Geçmiş yıllarda ülkenin kıyı şeridindeki kentlerde DP, AP, DYP, ANAP’ın izi daha somut izlenir.

Burada şu soru akla gelebilir: Ak Parti, kuruluş ve varlık felsefesi açısından, muhafazakar bir parti olmasına karşın, neden ve niçin ülkenin kıyı şeridiyle bu makas  gittikçe açılıp, genişliyor.

Çünkü, AK Parti, geçmiş yıllardaki muhafazakar ve merkez sağ partilere göre, statükonun devamının değil, statükoyu yıkmaya aday olmuş ve yarattığı statükonun zaman içinde büyük ölçüde tutsağı olmuş bir partidir.

Somutlayalım:Örneğin, Bandırma, Erdek, Marmara da AK Parti yönetimleri,belediye başkanı veya milletvekili  adaylarının en büyük siyasi handikabı, AK Parti’nin siyasal misyonunu kavrayamamanın ve buna uygun kendi yerellerinde siyaset üretememenin, kendilerini yenileyememe gibi faktörlerin yanında parti genel merkezi ve liderliğinin de kıyı şeridini kucaklayabilecek bir siyaset ve teşkilat anlayışı üretememesinden kaynaklanmakta.

İşte, yazımızın başında dikkat çektiğimiz gibi, Güney Marmara ve Bandırma’da Ak Parti’nin elde ettiği seçim sonuçlarındaki başarısızlığın temel nedenleri bu noktada aranmalı ve sorgulanabilmelidir.

Yoksa, bir siyasal partinin kerameti parti başkanı ve parti yönetimini oluşturan kişilerde, Öztaylan da araması sığ olmanın ötesinde, siyasal açıdan doldur-boşalt gibi nafile bir çabanın ötesine geçemez.

Bu durum, bir siyasal parti için bataktır…Ve batağın çamuru hemen herkese bir şekilde bulaşır. Temizim diyen de maskara gibi ortalıkta dolanır.

Hiçbir siyasal parti, merkezinde ve yerelinde, teşkilatçılık bazında kendi “akıl küpü”nü yani kendi enttellektüel yapısını yaratamadan yürüyemez.

Bu sol’un da sağ’ın da yıllanmış hastalığıdır.

 Salt liderinin ağzına bakan, kendi yayın organı veya parti bültenleri, kitapçıklarıyla beslenmeye çalışan(ki bunlar bile doğru dürüst okunmuyor),partisinin eğitim okullarına bile burun kıvıran, partisinin kuruluş ve varlık felsefesinden, ideolojisinden bi  haber insan topluluklarının başına ‘sen teşkilat başkanı olacaksın…sizler de yönetim kurulunda yer alacaksınız’ demenin ne ülkeye ne partisine, ne de topluma  bir faydası olamaz.

İşte Bandırma’da CHP’nin son yıllardaki seçimlerde gösterdiği başarının ve AK Parti’ye karşı makası açmasının temel nedeni, ili ve genel merkezi muaf tutmadan ilçe bazındaki parti teşkilatının beceriksizliğinden , siyasi öngörüsüzlüğünden, kendi partilerinden ve liderlerinden bi haber olmalarından kaynaklanmaktadır.

 

Bu tesbitten kastımız, şu veya bu kişi değildir. Kimse konuyu ve olayı kişiselleştirmesin ama herkes önce iğneyi sonuna kadar kendisine batırıp, yaşanan başarısızlık dolu yıllanmış  sürecin gerçekçi muhasebesini yapsın.

Yoksa, kağıt üzerinde belki de on bini geçkin üye ile aynı Bandırma’da yaşandığı gibi, her seçimde parti olarak komik duruma düşersiniz.

Bizden uyarması, esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 655