Bugün: 14.12.2017

AKP VE BANDIRMA (2)


8 BİN PARTİ ÜYESİ!

Bırakın AKP’nin teşkilat bazında ülke genelindeki durumunu ve konumunu, Bandırma’da bile parti örgütünün üye sayısında yaşadığı şişkinlik,bu siyasal obezliğin işaretidir.

AKP, bu obez yapıyı, öne çıkmış belli isimlerle  artık  taşıyamaz..Bu o kişilere de haksızlık yapmanın yanında;  AKP, bu yapıyı, parti içi demokrasiyi güçlendirerek, kollektif anlayışı ve çalışmayı gözeterek, parti tabanının insiyatifini arttırarak, partililik bilinci ve kültürünü olgunlaştırarak,kurumsal kimliğini nitelikli kılarak ancak aşabilir.

AKP’NİN EN BÜYÜK 
SORUNU ‘ZAMAN’..!

AKP’nin kuruluşunmdan kısa bir süre sonra iktidar olmasına ve o günlerden bu günlere yapılan her yerel ve genel seçimlerde oylarını arttırarak sürdürmesi süreci çok yönlü olarak ele alındığında, en büyük partisel sorununun ‘ZAMAN’ ve bu zamanın partileşme konusunda yaşandığı gözlemlenir.
Düşünün 2001 yılında kurulmuş bir siyasal parti, kuruluşunun üzerinden 15 ay sonrasından başlayarak her yerel ve genel seçimde ipi göğüsleyen taraf oluyor. Bu arada yapılan referandumlardan da başarıyla çıkıyor.
Bunun çok partili ve demokratik bir toplumda doğal olduğunu kimse söyleyemez.
AKP’nin bu siyasal başarısının objektif temelda sağlıklı anlaşılabilmesi için Demokrat Parti ve ANAP’ın kuruluş yılları sonrasında arkasına aldığı büyük halk desteği ve tek başına iktidar yollarının iyi analiz edilmesi gerektiğine inanıyorum.
Cumhuriyet tarihinde merkez sağın Demokrat Parti’densonra en büyük örgütlü çekim merkezi Adalet Partisi ve Süleyman Demiral liderliğiyle, 12 Eylül 80 sonrası devamı niteliğinde kurulan siyasal partiler tarihsel ve siyasal açıdan önce kırılma ve beraberinde de örgütsel bir dökülme yaşadı. 
Bir anlamda DP’nin devamı olduğunu iddia eden AP ekolünün, gerçekte tarihsel bir siyasal kırılma yaşadığının en büyük göstergesi ANAP’lı yıllardı.
Öyle ki, merkez sağda AKP’nin bir anlamda siyasal açıdan yolunu kesmek için DYP ve ANAP’ın birleşerek, DP’yi kurma yönündeki çabaları bile siyasal yaşamda dikiş tutmadı.
Ben,bu olayında nedenselliğinin Demokrat Parti sürecinde, iktidar yıllarında,27 Mayıs ve Menderes ile arkadaşlarının idamında, DP’lilerin başlarına gelenlerde ve sonrasında  yattığına inanıyorum.

Neden ve niçin!?

BİR  ZAMANLAR AP
 VE ANAP VARDI!?
NE OLDU,NİÇİN SORMUYORUZ!

Cumhuriyet Türkiyesi’nde askeri vesayetin, darbeciliğin tarihi  Cumhuriyet öncesi Osmanlı’ya uzanır. Özellikle İttihat ve Terakki’nin oluşumu ve iktidarları dönemi bu yönüyle öğreticidir.
Doğal olarak, o yıllarda Mustafa Kemal de bir Osmanlı subayı olmasına karşın başlangıçta İttihat ve Terakki Partisi’nin oluşumuna sıcak yaklaşması ama içine girdikçe uzaklaşması, İttihat ve Terakki’nin iktidar olduğu yıllarda asker-sivil ilişkisi ve partinin sivilleşmesi yönündeki düşünceleriyle bir anda İttihat ve Terakki’nin hedefi haline gelmesi, bu nedenle İttihatçılar tarafından Mustafa Kemal’in ortadan kaldırılmasına yönelik suikast yönündeki çabalar, organizasyonlar, tetikçilerin görevlendirilmesi Cumhuriyet döneminde yaşadığımız bir çok olayın da aynası gibidir.
Son  günlerin aktüel tartışmalarından birisi olan Ayasofya’nın ibadete açılması konusunda yaşanan tartışmalar,polemikler ve Cumhuriyet devleti’nin kurucusu Mustafa Kemal adına  yaşamının son yıllarında  birilerinin sahte evrak düzenleyerek, Mustafa Kemal adına altına imza atılmış olması bile başımızdaki ulusal melanetin en somut göstergesi değil midir?
Ben, 27 Mayıs askeri darbesi sonrası DP’nin devamı olarak kurulan Adalet Partisi sürecinin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum.
Çünkü, Cumhuriyet tarihinde, her askeri darbe, siyasal yaşamımızın yeniden düzenlenmesini,biçimlendirilmesini içerir.
Bu konuda,bir milad belirlemek gerekiyorsa,bu milad 27 Mayıs askeri darbesidir..!

27 Mayıs askeri darbesi ve sonuçları 60’lı, 70’li,80’li,90’lı yıllarda Devlet ve toplum yaşamının her alanında askeri vesayetin,darbeciliğin vücut bulduğu yıllar oldu.
Örneğin, çok partili yaşama geçiş ve DP iktidarı  başta CHP olmak üzere ülkemiz solu tarafından bir karşı devrim olarak yorumlanırken, Menderes-Zorlu ve Polatkan’ın idamı, DP’lilerin gördüğü zulüm , uyduruk Yassıada Askeri Mahkemeleri ve kararları Cumhuriyet tarihinin en olumlu olayıymışcasına  pazarlanmaya çalışıldı.
Yaşanan bilgi kirliliği, dezenformasyon, maskelenen askeri vesayet sistemi yıllarca CHP ve AP aracılığıyla sürdürüldü.

AP-DYP’NİN CHP İLE SİYASİ 
FLÖRTÜ BOŞUNA MI!?

Biliyorum, Adalet Partili bir çok dostum, okurumuz  bu yorumuma tepki gösterecekler.
Yorumlarıma tepki gösteren dostlarımız ve AP’liler, Demirel ve yönetimlerinin, iktidarlarının 12 Mart ve 12 Eylül, 28 Şubat darbe ve girişimlerine karşı duruşunu bir kez daha anımsamalı ve bir kez daha bu süreçleri gözden geçirmelidirler.
Daha somut konuşalım: AP’si ve Demirel’li iktidarlar,yönetimler askeri vesayet rejiminin yıllarca siyasal stepnesi olma görevini CHP ile birlikte  yerine getirdi..!
Türkiye’de demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla gerçek anlamda işler ve egemen kılınamaması, özgürlükçü bir yönetim anlayışının gözetilememesi, insan hak ve özgürlüklerinin sürekli istismarı, evrenselve çağdaş hukukve adalet anlayışından nasipsizlik hep bu statükocu, uzlaşmacı yönetim anlayışının ürünü idi.
Bu konuda söylecek ve yazılacak çok şey var.
Türkiye’de Cumhuriyet tarihi boyunca  devlet ve toplum nezdinde yaşanan bu karmaşık süreç konusunda bugünlere ve geleceğe yönelik sorgulama ve ideolojik-politik bir hat geliştirme çabasını en en ciddi ve en rasyonel biçimde merkez sağ da görüyor,izliyoruz.

27 MAYIS’LA MERKEZ 
SAĞIN RUHUNU ÇALDILAR!
SOL’U DA DARBECİ YAPTILAR!

Bu önemli mi?
Önemli..!
Hem tarihsel hem  güncellik, hem de gelecek açısından bu çok önemli..
Çünkü, Cumhuriyet tarimizin onlarca yılına damgasını vurmuş Adalet Partisi  ve devamı durumundaki doğru Yol Partisi ve bir sentez hareketi olan “yeni” DP, artık yok..!
Yıllarca AP içinde yer almış kadroların, oy vermiş insanların bugünkü konumlarını ve duruşlarını doğru dürüst ne sorguluyor ne de tartışıyoruz.
İlginçtir,bu devasa kütlenin bugün önemli bir kısmı AKP bünyesinde siyaset yaparken, bir kısmı ise AKP’ye karşı özellikle CHP ve zaman zaman MHP’ye varlıklarıyla ya da oylarıyla destek veriyor.
ANAP ise böyle değil..!
Dünün ANAP’lılarının tamamına yakını,hem kadrosal hem de seçmen bazında tamamıyla AKP’ye entegre olmuş durumda...

TÜRKİYE’DE SİYASET DE 
SİYASETÇİ PROTOTİBİ DE 
DEĞİŞİYOR!

Merkez sağ açısından siyasal yelpasede oluşan tablo gerçekten de ilginç ve bir o kadar da düşündürücü.
Örneğin, AP ekolü,tükenme aşamasında...
ANAP, AKP içersinde..
Fazilet Partisi’nden “yenilikçiler” olarak bilinen grup AKP’yi kurdu ve eski MSP, “milli görüş” ekolü eski örgütsel güce sahip olmaktan çok uzak.
Merkez sağın adresi olmaktan çoktan çıkarak,artık merkez sağın merkezi haline gelen ve başlı başına bir çekim merkezi olan AKP’de kadro yapısı ve bileşkesi bu siyasal değişim ve dönüşümü,kırılmayı ve yenilenmeyi tümüyle ele veriyor.
Peki, AKP, bu örgütsel sıçramanın ve merkez partisi haline gelmesinin tam olarak farkında mı!?
Farkında ama AKP liderliğinin bu gerçeğin farkında olmasının tek başına tarihsel açıdan üstlendiği politik misyonun gereğini örgütsel ve hatta politik açıdan bugün tam olarak yerine getirebildiğini sanmıyorum.
Bu sıkıntılı ve  sorunlu  bir süreç...
Bu süreci daha da sıkıntılı ve sorunlu, karmaşık hale getiren bir başka şey ise, AKP’nin sadece parti ve iktidar politikalarıyla merkez sağı tüm çeşitlilgiği ve  insan malzemesiyle bünyesine taşırken, artık CHP’yi de kısmi de olsa örgütsel ve insan malzemesi açısından silkelemesi..
Örneğin, AKP iktidarında Kültür ve Turizm Bakanlığı görevini de yapmış olan milletvekili Ertuğrul Güney yanı sıra Bandırma’da DSP’den ve Değişim Hareketi’nden gelen Bora Öziş’in parti yöneticisi ve belediye başkan aday  adayı olması, daha önce CHP’de bir çok göreve talip olan Cem Yalçın’ın yine belediye başkan aday adayı olması bu hareketliliğin  ve gelişmenin sonucudur.
Bandırma AKP İlçe Başkanı Eşref Kasapoğlu, Göksel Karlahan  da benzer bir çok isim gibi bu renk dönüşümünün örneği durumunda...

ARTIK ‘YENİ TÜRKİYE’NİN 
‘YENİ HEDEFLERİ’ VAR..!

Ben, bu siyasal süreç de, AKP lideri ve Başbakan Erdoğan’ın zaman zaman dillendirdiği, “Yeni Türkiye”nin yaratılması amaç ve hedefine uygun olarak geliştirdiği, “yeni siyaset anlayışı”, “yeni siyasetçi”gibi kavramların kilit kavramlar olduğuna inanıyorum.
Keza, “Hedef 2023” belgisi doğrultusunda izlenen ekonomik-politikaların  da bu sürecin yapı taşları olduğunu düşünüyorum.
Bu ekonomik politikaların kuşkusuz siyaset bilimi ve sosyoloji açısından sınıfsal bir yönü ve nedenselliği de var.Bu ayrı ve daha ayrıntılı  bir yazı konusu... 
Kesin olan şey, Türkiye’nin artık eski ve dün egemen olan devlet ve iktidar anlayışıyla yönetilme döneminin,kolaycılığının bittiğini gözlemliyoruz.
Bugün iktidar ve muhalefetiyle yaşanan itiş  kakışların, kavgaların altında  dün ile bugün  ve gelecek arasında yaşanan bir hesaplaşma olduğunu düşünüyorum.
Ancak, hiç kimse bu iktidar hesaplaşmasının salt AKP ve karşıtları arasında politik bir mücadele,güç kavgası olduğunu da düşünmemeli.
AKP, kendi içersinde de bu hesaplaşmayı farklı boyutlarda halen yaşıyor. Dün birlikte hareket etikleri,kader birliği yaptıklarıyla bir nokta da ayrışırken, öte yandan dün dışarda olanla bugün buluşuyor.

UMACI YARATMAK SEVDASI!

Sonuç olarak, ülke genelinde olduğu gibi Banlıkesir’de de, Güney Marmara’da da, Bandırma’da da AKP, partisel kimliğini kurumsal bir kimliğe dönüştürmeye, sürekli yenilenmeye ve bunu yapmaya çalışırken, örgütsel bütünlüğünü korumaya ve geleceğe güçlü bir biçimde taşımaya çalışıyor.
AKP’nin bu gibi teşkilatlanmayla ilgili konularda, politik açılımlarında en büyük siyasal referansının İslam olduğunu da belirtmeliyim.
Biliyorum ki, bu gibi Devlet ve toplum yaşamını ilgilendiren konularda birilerinin referans olarak İslam’ı kabul  etmesi, bir çok kişiyi rahatsız ediyor,tepki gösteriyor.
Bunun da nedenleri  var ama İslamın kendisi ve değerleriyle ilgili politik önyargılardan, farklı amaçlı ters yönlendirmelerden,spekülatif yorumlardan ya da olumsuz kurgulardan öte objektif bir yaklaşıma ve anlayışa sahip olmamız gerektiği de açık bir gerçek..
İslam’a yönelik; Batı tandanslı ideolojik ya da farklı inanç temelli yakıştırmaları fazla anlamlı bulmuyorum.
AKP’nin Cumhuriyet’i yıkarak yerine bir İslam Cumhuriyeti  ya da şeriat devleti kuracağı yollu laik-antilaik  eksenli gerilim ve kutuplaşmacı politikaları ise artık demode ve farklı tezgahların ürünü siyasi atraksiyonlar olarak görüyorum.
Örneğin, Batı’da Hırıstiyan Demokrat Partileri, siyasal ve toplumsal bir gerçeklik olarak kabul edenlerin sıra Türkiye’ye gelince ve konu İslam olunca bir anda ayranlarının kabarmasını, korkulu rüya görmelerini  hem komik hem  de gerçekten anlamakta güçlük çekiyorum.

DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜK 
TUTKUMUZ,DEĞİŞİM VE 
YENİLENMEYİ ZORLUYOR!

Cumhuriyet tarihine baktığımızda siyasi kutuplaşmaların, gerilim ve çatışmacılığın ülkeye ve topluma nelere mal olduğunu hepimiz biliyoruz.
Siyasal yaşamımızda ne AKP ne MHP ne CHP, ne komünistler,ne liberaller, ne çevreciler ya da yeşiller hepsi toplumsal birer vakadır, gerçekliktir.
Demokrasi ve özgürlük, tüm bu tabloyu gökkuşağı gibi kendi zenginliğimiz olarak görmekle ilişkili...
İnanç dünyamızda da sünni  ile aleviler, süryaniler, hıristiyanlar ya  da ateistler dahil, ne varsa hepsi bu toprakların ve toplumumuzun zenginliği olarak görülebilmelidir..

AKP’NİN GELECEĞİ...

Ben, 2001 yılında kurulan ve 2002 yılından bugüne iktidar olan AKP’yi bugün için merkez sağın sandıkla ve seçimlerle tescillenmiş adresi olmanın ötesinde merkez sağın merkezi haline geldiğini düşürüyorum. 
Bu, politik merkez ve iktidar kendisini gelecek yıllara da taşıyabilecek  mi, yoksa merkez sağın siyasi yolculuğunda bir ara istasyon görevi mi görecek, bunu hep  birlikte yaşayıp, göreceğiz.

Esen kalın..

sonkursungazetesi.com

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1106