Bugün: 18.08.2017

AK PARTİ VE BANDIRMA(3)

Gazeteci-Yazar Arıcan`ın kaleminden Ak Parti gerçeği ve merkez sağ sorgulanıyor.
‘Ak Parti ve Bandırma’ konulu yazı dizimiz kamuoyunda ve okurlarımızdan büyük ilgi gördü.

AP, DYP , ANAP, DP OYLARI NEREYE GETTİ!?

Raslantı bu ya,geçtiğimiz hafta Balıkesir Demokrat Parti İl Kodngresi gerçekleşti ve yeniden il başkanlığına seçilen İlhan Işık, “oylarımız nede!?”diye sordu,sorguladı.
Işık’a göre, DP’nin oylarının önemli bir bölümü “mecburiyetten, bir bölümü ise  kişilerin “ikbal peşinde” olmasından partiden kaydı, gitti..
Nereye!?
Doğru Yol Partililerin önemli bir  bölümü Ak Parti’ye...Çok sınırlı bir kısmı MHP’le gitti!
Peki, diğer kalan kısım nereye gitti!?
Ciddi anlamda oy olarak CHP’ye gitti ,..
Ya ANAP’lılar..!?
ANAP’lıların tamamına yakını Ak Parti’ye gitti!
Bir anlamda, AP-DYP ve ANAP bileşkesinden doğan ve büyük umutlar bağlanan “yeni” Demokrat Parti, bir “mum” gibi eridi,tükendi..

ANAP VE DYP..!

Öncelikle şunu belirtelim: AP-DYP siyasi ekolü ile ANAP’ı aynı siyasi potada değerlendirebilmek mümkün değil. Dünyaya ve ülkeye bakış, sahip oldukları ekonomik politik anlayışlar, iktidar olayına bakış açısı ve duruşları açısından her iki siyasi ekol, iki ayrı dünya idi.
ANAP’ın kurucusu ve lideri Özal yaşasaydı, saten böylesi bir siyasi ve örgütsel birlikteliğe daha işin başında karşı duracağına inanıyorum.
Bu, merkez sağa yönelik bir siyasi operasyondu ve merkez sağın iki büyük partisinin aynı çatı altında birleşmesi başlangıçta sempatik görünse de operasyon kısa bir zaman içersinde adeta kendisini kustu,başarısız oldu!
Bu siyasi operasyonun bir diğer önemli nedeni ise,Refah Partisi Fazilet Partisi ve “milli görüş” ekolünün artan siyasi gücü ve 28 Şubat postmodern darbesi sonrası Ak Parti’nin kuruluş ve iktidar süredir.
Tüm bu tarihsel ve siyasal süreci, 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin bir devamı olarak görmek ve izini sürmek gerekiyor.

AK PARTİ’Yİ ANLAMAK 

Yakın tarihsel süreci kapsayan bu zaman diliminde öne çıkan gelişmeleri ve olaylar bütününü sadece siyaset dünyasında yaşanan çalkantılarla sınırlı görebilmek ve anlayabilmek mümkün değil.
Kısaca şu söylenebilir: AK Parti’nin ne olup ne olmadığını anlayabilmek için ANAP’ın ve daha geriye gitmek gerekirse DP ve Menderes/ Polatkan/ Zorlu’ nun başına gelenlerin iyi bilinmesi ve anlaşılması gerekiyor.
Örneğin;Özal, 20 Mayıs 1983 yılında ANAP’ı kurdu ve aynı AKP gibi,  kuruluşunun üzerinden altı ay geçtikten sonra 6 Kasım 1983’te yapılan genel seçimlerde 4009 kişilik TBMM’de 211 vekil çıkartarak, 45.Cumhuriyet Hükümetini kurdu.
Ve yine AKP gibi, 1984yılı 25 Mart yerel seçimlerinde oyların %41.52’sini alarak, İstanbul, Ankara, İzmir gibi bir çok  belediyeyi kazandı.
1987 yılı 29 Kasım genel seçimlerinde vekil saısını 292’ye taşıdı..
18 Haziran 1988’de ANAP’ın 2.Olağan Kongresinde Kartal Demirağ’ın suikasti sonucu elinden yaralandı.
1989’da Cumhurbaşkanı seçildi ve 17 Nisan 1993’te ÖLDÜRÜLDÜ..!

46 DP’Sİ  VE 83 ANAP’I, 
2001  AKP’Sİ..!

Şimdi biraz daha geriye gidelim:
Demokrat Parti, 7 Ocak 1946’da kuruldu. Kuruluşundan 4 yıl sonra 14 Mayıs 1050’de yapılan genel seçimlerde oyların %52,7’sini alarak 408 milletvekili çıkardı ve Adnan Menderes öncülüğünde 19.Cumhuriyet Hükümeti kuruldu.
2 Mayıs 1954 yılında yapılan genel seçimlerde bu kez DP, oyların %57,5%i ile 502 milletvekili çıkardı.
27 Ekim 1957 genel seçimlerinde bu kez DP, oyların %47,9’unu alarak, 424 milletvekili çıkardı ve 27 Mayıs 1960’da askeri darbe ile DP iktidarı devrildi. Başbakan Adnan Mendenes,Maliye Bakanı Hasan Polatkan ile Dışişleri Bakanı Fatih Zorlu İDAM edilirken, 11 kişinin idamı ömür boyu hapise çevrildi.

ERDOĞAN’I NASIL 
‘HALLEDECEĞİZ’!?

Şimdi, AKP’nin kuruluşu ve genelde ve yerelde iktidar öyküsüne bakabilirsiniz. Bu film “şimdilik” alışıla gelmiş şekliyle hala BİTİRİLEMEDİ ve partinin lideri ile başbakan “ŞİMDİLİK”  ÖLDÜRÜLEMEDİ!!!
Ancak, eminim ki, bir sabah kalktığımızda Erdoğan’ın da başına benzer bir olayın geldiğini duyarsak, öğrenirsek ŞAŞIRMAYACAĞIZ!
Dikkat edilirse, rahmetli Özal ile AKP lideri ve Başbakan Erdoğan’ın konuşmalarında hep bir “kefen” vurgusu vardır.
Siyasal tarihimiz ve bu siyasal ekolün tarihi incelendiğinde ise “kefen” vurgusunun nedeni daha iyi anlaşılabilinir.
Özal ve Erdoğan, tarihsel devamlılık açısından ise hep 46 DP Hareketi ve Menderes’e gönderme yaparken, AP ve Demirel faktörünü ‘es’ geçerler.
Bu bir  raslantı değildir...

DEMİREL’İN GİZEMİ

Çünkü, ANAP ve AKP liderliğine göre ya da Özal ile Erdoğan’a göre, AP’nin kuruluşu ve Demirel ekolü, 27 Mayıs 1960 askeri darbesini gerçekleştirenlerin bir siyasi operasyonudur!
Amaç ise, siyasal yaşamın yeniden düzenlenmesi ve yeniden şekillendirilmesidir.
Fiili olarak  ve yönetim anlamında bu siyasi operasyonunve organizasyonun yıllardır öncülüğünü yapan Demirel ve ekibinin, 12 Mart ve 12 Eylül askeri faşist darbelerindeki  ve 28 Şubat sürecindeki rolleri bu nokta da irdelenmelidir.
Özellikle 80’li yıllarda ve REFAHYOL Hükümeti döneminde Demirel’in Cumhurbaşkanlığı sürecinde bu yıllanmış politika kamuoyu ve DYP nezdinde büyük ölçüde deşifre olmuş; Mehmet Ağar’ın  “yeni” DP’nin genel başkanlığına getirilmesiyle partide çözülme ve yaprak dökümü başlamıştır.
Dikkat edilirse, ARTIK, dibe vurmuş ve DİP yapmış Demirel anlayışı ve politikalarının, ekibiyle birlikte  AP-DP’den umudunu keserek özellikle genel seçimlerde CHP’ye yönelmesi ve CHP ile vekil pazarlığı yaparak, AKP’ye karşı “cephe” oluşturulması yeltenişleri de bu zaman diliminde yaşanmıştır. Halen bir çok CHP kimliğiyle Meclis’de yer alan vekil, kamuoyunun da çok iyi bildiği gibi, gerçekte Demirelcidir...
Örneğin, Süheyl Batum, Mehmet Haberal, turhan Tayan, Sinan Aygün gibi isimler gerçekten CHP’li midir!?

SİYASAL YAŞAM DA 
GERÇEKTEN SAĞ
 VE SOL VAR MI!?

Peki, sorun ne ve bu neyin siyasal kavgası?
Okurlarımız bağışlasınlar ama yine siyasal tarihimize dönüp, bu siyasal kavganın ve çekişmesinin izini sürmeliyiz.
1946’da DP’nin, 1961’de Adalet Partisi’nin, 1983’de ANAP’ın, 2001’de AKP’nin kurulmsının siyasi açıdan tarihsel miladı 1902’de Jön Türkler kongresine uzanır.
Bu kongrede  iki  Devlet ve yönetim anmlayışı öne çıkar.
Birincisi,merkezi otoritenin güçlü olmasını ve merkeziyetçiliği savunanlar..
İkincisi,adem-i merkeziyetçiliği savunan, liberal anlayış savunucuları...
1. grup, zaman içersinde kendisini İttihat ve Terakki Partisi’nde ifade eder.
2.grup ise,Prens Sebahattin liderliğinde, Osmanlı Ahrar  ile Hürriyet ve İtilaf Partisinde kendisini tanımlar.
Cumhuriyet döneminde, 1. grup Halk Fırkası ve CHP ile yoluna devam eder.
2.grup ise, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Serbest Cumhuriyet Fırkası ve 1946’de DP’nin oluşumu ile yoluna devam eder.
Hiç kuşkusuz, Cumhuriyet öncesi ve Cumhuriyet dönemi siyasal tarihimizin, siyasal çeşitliliğimizin ekonomik ve sosyolojik,kültürel nedensellikleri de vardır ve bu da incelenmeli, sorgulanmalıdır.

TÜRKİYE; DİZAYN 
EDİLEN ÜLKE Mİ!?

Peki, siyasal yaşamımızı irdelerken, neden ve niçin bu kadar ayrıntıya girmek zorunda kalıyoruz?
Ülkemiz siyasal yaşamında olup biten hemen heçbir şey, kişilerin buza yazdığı yazıdan ibaret değildir.
Hemen hiçbir siyasal parti, birilerinin canı sıkıldığı için oluşmamış, kurulmamıştır.
Bunları bilmek, nedenselliklerini ve sonuçlarını görmek, sorgulamak, siyasal kercihlerimizi akılcı ve bilimsel olarak belirlemek zorundayız.
Bu çaba, tarih boyunca hep “birilerinin” işine gelmedi.Özellikle erk’i elinde bulunduran güç, oligarklar toplumun ve insanların bu konulara kafa yormasını, yaşananları dünü ve bugünüyle gelecek kaygısıyla öğrenmesinden,bilmesinden rahatsızlık duydu.
Siyasal partilerin, ülkenin,kentlerin siyasal ve ekonomik,kültürel yaşamdaki rolü ve önemi “birileri” ve oligarklar tarafından hep küçüksendi.Bunun doğal bir sonucu olarak siyasetçi de ülke ve toplum yaşamında demokratik yaşamda saygın ve güvenilir bir yer edinemedi.
Particilik, içeriksiz ve niteliksiz takım taraftarlığına indirgendi. Siyasal ve sosyal tarihimize karşı yabancılık, siyasetin bilgiden yoksun bırakılması ve siyasetçinin niteliksizleştirilmesi, demokrasinin de içinin boşaltılmasını beraberinde getirdi. Seçmen, kendisini  seçimden seçime ihtiyaç duyulan  bir oy deposu olarak görmeye başladı.

SİYASET VE SİYASETÇİ

Antik Yunan filozoflarından Aristoteles; politika,toplumun halka dair yaptığı tüm  etkinliklerdir, diyor...
Devleti yönetmek ve düzenlemek  bu olayın en önemli yanı.
Siyaset sözcüğü ise Arapça bir terim ve “seyis” (at bakıcısı) kelimesinden türemiş...
Biz de “siyaset” ve “siyasetçi” sözcüklerinin  gerçek anlamı dışında mecazi bir anlam yüklenerek, “yalancılık” ve “sahtekarlık”la ilişkilendirilmesinin   nedenselliği  üzerine durup, iyi düşünmemiz gerekiyor. Sözcüğe yüklenen bu mecazi anlamın toplumun genel bir yargısı ve ya kanısı haline gelmesi ise tam bir felakettir!

Şimdilik,bu kadar ama devam edeceğiz...
 Esen kalın....

sonkursungazetesi.com






















Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1145