Bugün: 20.11.2017

AJAN VE ETKİ AJANLIĞI..!


"Kızıl Soros" lakaplı Osman Kavala, Gaziantep dönüşü geçtiğimiz günlerde İstanbul Atatürk Havalimanı`nda gözaltına alındı. “Kızıl Soros” lakabı, Kavala’nın “sol”la girdiği ilişkiler ve bağlantıları nedeniyle “medya” tarafından takılmış bir lakap ve yakıştırma.


Başta Doğan Medya Grubu ve ilişkili kimi “gazeteciler” allayıp pullasalar da Soros’u, hakkında yazılıp çizilenlerle ve konuşulanlarla ama en önemlisi yaşananlar ve eylemlilikleri ile  okurlarımız tanıyor, biliyor.


Dünyanın dört bir yanında milyonlarca dolar harcayarak ülkelere tezgahlar kuran, komplolar tezgahlayan bu para simsarı, finans spekülatörü Soros’un “Open Society Institute Assistance Foundation-OSIAF (Açık Toplum Enstitüsü)”nün Türkiye yönetiminde yer alan Kavala, hem Soros’un hem de arkasındaki uluslararası güç ve çıkar odaklarının  çok yönlü operasyonlarının faillerinden biri.


Bu isme nasıl ulaşıldığı daha da ilginç bir hikaye…


BAĞIMLILIK İLİŞKİLERİNİN BAĞIRSAKLARI DÖKÜLÜYOR


ABD konsolosluk çalışanı sivil memur Mehmet Topuz’un sorgusu ve telefon kayıtlarından bu isme ulaşıldığına dikkat çekiliyor. ABD’nin Topuz’un telefonunun kendilerine iade edilmesine yönelik ricalarının anlamı daha da iyi anlaşılıyor. Telefonun kullanıcı şifresini kıran MİT ve emniyet yetkilileri bir anlamda içimize sinmiş parazitleri tek tek belirleyerek, devletin ve toplumun bağırsaklarını temizlemeye çalışıyor.


Soros ve Soros’çular açısından özellikle “medya” örgütlenmesi çok önemli. Soros’çuların “Sivil Darbesini gerçekleştirmek için Türk medyasında “proje” adı altında fonladığı gazete, dergi, radyo, internet sitesi ve kuruluşlar şöyle: Açık Radyo, Açık Site, Aydın Doğan Vakfı, Basın Enstitüsü Derneği, Beyoğlu Gazetesi, BİAnet, Bilgi ve Bellek Dergisi, Foreign Policy Dergisi, İstanbul Dergisi, Medyakronik, New Perpectives on Turkey Dergisi, Parşömen Dergisi, Toplumsal Tarih dergisi..


Araştırmacı Yazar Mustafa Yıldırım’ın Soros’un dünya üzerindeki operasyonlarını anlatan “”Sivil Örümceğin Ağında: Project Democracy”” adlı kitabında  Sorosçu yapılanma tüm yönleriyle anlatılıyor. Okurlarımıza bu kitabı ivedilikle okumalarını tavsiye ederim.


Soros ve ülkemizde faaliyet yürüten “Açık Toplum Enstitüsü” ve BİAnet gibi medya organları bana yabancı değil. Yıllardır takip ederim ve bu konudaki düşüncelerimi yazdığım yazılarla kamuoyuyla  paylaşırım. Gazeteci-yazar olarak ben onları bilirim, onlarda beni…


FETÖ’CÜLERİN SOROS’ÇULARLA MEDYA İTTİFAKI


2009 yılı 28 Ekim tarihinde FETÖ’cü Emniyet/Adliye elemanlarının Ankara-Balıkesir bağlantılı Bandırma’da gerçekleştirdikleri operasyonu ve bu operasyon üzerine ilişkili oldukları medya organları ve “gazeteciler” üzerinden yürüttükleri algı operasyonları üzerine bugüne kadar çok yazdım ve  çeşitli vesilelerle  radyodan, televizyonlarda, panel ve konferanslar da çok dillendirdim.


Dönemin FETÖ’cü Emniyet ve  Adliye mensubu savcı ve hakimlerinin işbirliği içerisinde sahte belgelerle ,telefon tapeleriyle ve masa başında kurgulayarak kotardıkları bu karanlık ve kirli oyun aynı günlerde Cihan Hayırsevener’in silahlı bir saldırı sonucu yaşamını yitirmesiyle kanlı ve pis bir oyuna dönüştürüldü. Onlarca insan ve aileleri yıllarca mağdur edildi.


Mesleğimin sorumluluğunu yerine getirdiğim ve bu tezgahın, kumpasın üzerine yazarak kararlılıkla gittiğim için bir çok kez FETÖ’cü Emniyet ve Adliye mensuplarınca alenen taciz edilip, tehdit edildim. Sonuçta bir oldu-bitti ile kenarından ve kıyısından hiçbir ilgim olmamasına karşın evim ve iş yerim aranırken, FETÖ’nün  Emniyet/Adliye ayağının zorlaması ve kumpasıyla  28 Ekim soruşturma dosyasına tutuksuz zanlı olarak eklemlendim.


ETKİ AJANLARI VE FAALİYETLERİ


Soros’un medya ayaklarından BİAnet,  “gazetecinin katili gazeteciymiş” başlığıyla FETÖ’cüler tarafından başıma geleni “haber” olarak resmetti, kamuoyuna duyurdu. Yetmedi, yıllarca görülen bu dava ile ilgili yaşananlar ve yargı süreci konusunda yalan-yanlış “haberler” vererek algı operasyonunda yerini aldı.


Bu karanlık, kirli ve kanlı sürecin Emniyet ve Adliye ayağını oluşturanlar 15 Temmuz darbe ve işgal girişiminin bastırılması sonrası ya meslekten ihraç edildi ya firar etti ya da tutuklanırken, “medya” ayağını oluşturan Sorosçu, FETÖ’cü gazeteler ve “gazeteciler” ise hala ortalıkta “gazeteci” diye boy gösteriyorlar. Oysa ki devlet bunları isim isim biliyor…


ULUSAL BASIN, EGEMENLİĞİN ÖNKOŞULUDUR


Yıldırım’ın kitabının 597. sayfasında “21 Adımda Bir Ülke Demokratikleştiriliyor diye Nasıl Bölünür? Sömürgeleştirilir?” sorusunun tek tek yanıtları sıralanıyor. Bu 21 maddelik operasyonda medyanın rolü ise 12-14. maddelerde şöyle anlatılıyor:


12. Yeni propaganda aygıtlarının (radyo, gazete, dergi, televizyon, video yayını) devreye sokulması. Bilimsel ve magazinsel içerikli, insan hakları ilkeleri üstüne sürdürülen yayınların yoğunlaştırılması. İnsan hakları ihlallerinin yaratılmasıyla sürecin hızlandırılması.

“13. Casuslar yerine yayın muhabirleriyle yerinden bilgi elde etmek için yaygın bir yayıncı eğitim programının gerçekleştirilmesi.

“14. Gizli ve yarı gizli istihbarat çalışmalarının azaltılması, buna karşılık medya muhabir ağıyla açık ve yaygın istihbarat toplanması, olanaklıysa Amerikan televizyonlarının yerli şubeleriyle yayına geçilmesi, eksik-yanlış bilgilendirmeyle kitlelerin yönlendirilmesi, eğitim-konferans-gezi düzenleyerek yerel medya ile kalıcı bağlar oluşturulması..”


Biliyorum ki, bir çok gazeteci meslektaşım  FETÖ’cülerin ve Soros’çuların Alman Vakıflarının medyaya yönelik bu faaliyetlerine hiç yabancı olmadıkları gibi, eminim ki, yazdıklarımı ince ince gülerek okuyorlar. Yıllar yıllar önce Balıkesir’de Konrad Adenauer Vakfı’nın şemsiyesi altına girerek, Balıkesir İli Gazeteciler Cemiyeti adına etkinlik düzenlenmesi noktasında bu şemsiyeyi ve işbirliğini tüm yönleriyle yazarak sergileyen Tarık Sürmelioğlu ile birlikte amansız bir mücadele vermiş, sonunda iki zat-ı muhterem tarafından benim ve İlkHaber gazetesinin kurucusu ve sahibi İhsan Kuruoğlu aleyhinde “bize Alman ajanı diyor” denilerek Bandırma’da savcılığa şikayet edilmiş ve görülen dava beraatimizle sonuçlanmıştı.

 

NEREDEN NEREYE GELDİK..


Evet, aradan yıllar geçti ve Türkiye bugün başta Alman Vakıfları olmak üzere Soros’çular ve FETÖ’cülerin medya üzerinden ajanlık faaliyetlerini sorgulamanın da ötesinde faillerini, bu faaliyetlere çanak tutanlarını, taşeronlarını yargılar hale geldi.


Bugün siyasal iktidarın, cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve devletin ilgili ve yetkili kurumlarının, bürokratlarının, istihbaratçılarının, kolluk güçlerinin, savcı ve hakimlerin yeni yeni idrakına varmaya başladıkları bu tür faaliyetler, kurumsallaşmalar, etki ajanlığı ve ajanlık konusunda yıllar yıllar önce kamuoyunu uyaran, yazıp-çizerek, dillendirerek konunun önemini gündeme getirenlerin o günlerde çektikleri cefanın ve eziyetlerin konu vatan olduğunda hiçbir hükmü  olmasa da insan hayıflanmadan, üzülmeden de geçemiyor.


Şer ve hain cephesi hala çok güçlü ve etkililer. Her operasyonda iplikleri pazara çıkıp, deşifre oldukça, isim isim ilişkileri ve bağlantıları ortaya döküldükçe daha da saldırganlaşıp, hesaplaşma dürtüsüyle öne çıkacaklar.


Esen kalın…


Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 15