Bugün: 12.12.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • ABD/CIA VE NATO İLE HESAPLAŞMADAN ‘YENİ TÜRKİYE’ OLMAZ!

ABD/CIA VE NATO İLE HESAPLAŞMADAN ‘YENİ TÜRKİYE’ OLMAZ!


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı İsmail Kahraman ve Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Bilkent Otel`de, "15 Temmuz Darbe Girişimi ve Din İstismarına Karşı Birlik, Dayanışma ve Gelecek Perspektifi" gündemi ile toplanan Olağanüstü Din Şurası`nın açılışında 15 Temmuz kalkışmaısının bastırılması sonrası  tarihi önemde bir konuşma yaptı.


Erdoğan, konuşmasında öncelikle Fetullahçı terör örgütünün tanımlamasını ve 40 yıldır devlet ve siyasal iktidarların, siyasi liderlerin   ‘hizmet hareketi’ ne yaklaşımını anlattı.


DEVLET  VE  İKTİDARIN  AYAĞI  YERE  DEĞMEYE BAŞLADI!


“Milletimiz meşrebi ne olursa olsun, Allah diyen, peygamber diyen, hayır için çalışan herkesi, her grubu bu yapıya hüsniyye ile yaklaşmıştır. Tek parti döneminden itibaren irtica paranoyasıyla dini cemaatlerin üzerine gidildiği dönemde, bu yapı da milletimizin kolları, kanatları altında varlığını sürdürmüştür.
Özal, Demirel, Ecevit ve bizler, farklı görüşten siyasetçiler olmamıza rağmen bu yapıya destek olduk. Ben de katılmadığım pek çok yönleri olmasına rağmen herkesim gibi yardımcı oldum. Bu kesimin de istifade etmesini sağladık. Yapının başındaki kişi üzerindeki tereddütlerimize rağmen, eğitim, yardım, dayanışma faaliyetleri için müsamaha gösterdik. Allah dedikleri için müsamaha gösterdik. Bir ortak yanımız var dedik. Aslında bu yapının bambaşka niyetleri, aracı, örtüsü olduğunu uzun süre görmedik, göremedik. Asılına bakılırsa 2010 yılından itibaren bu tespiti paylaştığım üst kademe yöneticisi arkadaşlarım oldu. Tavrımız değişti. 2012 yılından sonra rezervlerimizi çok açık koymuştuk. Bu dönemde hızlanan TSK`ya yönelik operasyonlar ve davalarla ilgili ciddi şüphelerim oluştu. Uzun yıllar birlikte çalıştığım komutanlara yönelik suçlamalar beni ikna etmiyordu. Meseleyi kendi arkadaşlarımıza dahi anlatmakta güçlük çekiyorduk. 17-25 Aralık darbe girişimi bu örgütün yüzünü ortaya koyan hamle oldu.”


Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Fetullahçı terör örgütlenmesiyle ilgili yakın tarihimize de ışık tutan bu değerlendirmeleri önemli, doğru  ama   eksik!


GÜÇLÜ BİR TARİH BİLİNCİ VE ŞUURU ŞART!


1.si, Osmanlı devletinin çözülüşü  ve yıkılışı sürecinde,  1.dünya savaşı ve Mondros mütarekesinin imzalanması ve bu antlaşmadan hareketle ordunun silahsızlandırılması, askeri birliklerinin dağıtılması, savaş  ve direnme gücünün kırılması, stratejik yerlerin, bölgelerin, kentlerin  başta İngilizler olmak üzere İtilaf Devletlerince işgali döneminde  Halifelik  ve Hilafet makamını temsil eden Osmanlı yönetiminin tavrı ve duruşu biliniyor. Ulusal kurtuluş mücadelesinin başlaması ve bu mücadeleye öncülük rolünü üstlenmiş Mustafa Kemal ve arkadaşlarının ulusal bağımsızlığın elde edilmesi yolunda verdiği mücadelenin dumura uğratılması ve halk desteğinin önlenmesine yönelik  FETÖ benzeri  yapıların dinsel motifli kalkışmaları, işbirlikçi terörist faaliyetleri tüm yönleri ve belgeleriyle biliniyor.Ulusal bağımsızlığın kazanılması ve Cumhuriyet devletinin kuruluşu sürecinde de ,benzer  yapılanmalar ve kalkışmalar  hiç eksik olmadı. Keza İslam tarihi boyunca da dinin tahrif edilerek farklı amaç ve çıkarlar için kullanıldığı, FETÖ benzeri Haşhaşiler gibi farklı terörist yapıların kurulduğu, kalkışmalar, suikastler düzenlendiği  biliniyor.


Tarihe, kendi nesnelliği ve bütünselliği içinde yaklaşmak, tarih bilincinin geçmişten o güne ne yaşanmışsa, bilince çıkartmak, gerekli bilgi ve deneyime sahip olmak, geçmişi anlaşılır kılarken geleceğe geçmişin bilgi ve deneyimleriyle ışık tutmak  kaçınılmaz. Buna, tarih bilinci ve şuuru deniyor. Türk ve İslam tarihi, bu konularda muhteşem bir bilgi birikimi ve deneyimine sahip.


DEVLETİN SEKÜLER YAPISI TİTİZLİKLE KORUNMALI!


2.si, cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dikkat çektiği gibi, 40-50 yıldan bugüne  dini referanslarla  devlet ve siyasal iktidarların varlığını ve faaliyetlerini görmezden gelmenin dışında, devlet ve toplum nezdinde her alanda örgütlenmesi ve faaliyetlerine göz yumulan bu ve benzeri yapıların bir nokta da 17/25 Aralık veya 15 Temmuz darbe kalkışması gibi operasyonlar içerisine girebilecek  güce ve fütursuzluğa ulaşabilmesi, meydan okuyacak cüreti gösterebilmeleri, çete başları tarafından dinin yanlış okunup, anlanması, tahrif edilmesi  ve sapkınlık yorumlarının ötesinde  devletin ve milletin güvenliği ve geleceği açısından farklı anlamlar taşımaktadır. Bunun bir ayağı, devlet  yanı sıra siyasal yaşam ve toplum nezdinde seküler  yapının titizlikle korunması demektir. Diğer bir önemli ayağı ise, ülkenin emperyalizmle bağımlılık ilişkisinde aranıp, sorgulanmalıdır.


DEVLET , NATO GLADIOSU’NDAN TEMİZLENEBİLMELİ


3.sü, 15 Temmuz kalkışması ve Gülen hareketinin 1960’lardan günümüze başta kontrgerilla ya da Türkiye GLADIO’su ile  ilişkisidir. Gülen’in bu yıllarda ‘derin yapı’ ile kurduğu ilişkiler, isimler hiç birimize yabancı değil.60’lı yıllarda sol’a ve komünizme karşı mücadele için görevlendirilen Gülen,70’li yıllarda da artan toplumsal hareketliliğe uygun olarak, sol’a karşı faaliyetlerini sürdürmüş, 80’li ve 90’lı yılların Türkiyesi’nde  devlet, iktidarlar ve toplum nezdinde artan etkinlik alanına koşut olarak, farklı görevler üstlenmiştir. Bu zaman süreci içinde Gülen, devlet ve iktidarlar nezdinde himaye edilmiş, besilenmiştir.


Peki, köpeği biliyor ve tanıyorsak, şu soruyu sormak kaçınılmaz oluyor: Köpeğin sahibi kim/kimler?(Hayvan severler bana sakın kızmasınlar.)


Açıkça yazalım: ABD/CIA ve NATO!


Gülen ve FETÖ düğümünü çözmek isteyenler, ipin ucunu çektiklerinde, kaçınılmaz olarak, bu  adrese çıkacaklar. Ben, cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da, devletin de, siyasal iktidarın da bu gerçeği çok ama çok iyi bildiğine inanıyorum.


ÜLKENİN BAĞIMSIZLIĞI VE MİLLİ EGEMENLİK BİR DÜŞ DEĞİLDİR!


Erdoğan, ne diyor:

“Bu mücadelede Batı yanımızda yer almadı. Onlar darbecilerin yanında yer aldı.”


Önceki yazılarımda ben de vurgulamış, 15 Temmuz kalkışması sonrası devletin yeniden yapılandırılmaya çalışacağına dikkat çekmiştim. Çünkü, mevcut devlet yapısı ile Türkiye’nin geleceğe güvenle yürüyebilmesi mümkün değil! Çünkü, Türkiye, iliklerine kadar, başta ABD olmak üzere  emperyalizme bağımlı kılınmış, emperyalizmin her şeyiyle nüfus etmiş olduğu bir ülke.


Bu kader midir?


Asla..!


Türkiye; devleti, siyasal iktidarı,  milleti ile yaşamın her alanında bu kölece ilişkinin halkalarını bir bir kırdığı, gerçek anlamda ulusal bağımsızlığı ve egemenliğine sahip çıktığı, ‘ yerli ve milli’ Yeni Türkiye’yi düş olmaktan çıkartıp, gerçek kıldığı sürece bambaşka bir ülke ve gelecekle tanışacaktır.


Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 486