Bugün: 23.08.2017

28 Ekim 2009 operasyonu!

Balıkesir ve Bandırma’daki ‘derin’i ne yapacağız?
Bandırma 28 Mart 2009 yerel seçimlerinden  yaklaşık 9 ay sonra, bilinen ve basına, kamuoyuna servis edildiği şekliyle, ‘birileri’nin ‘Bandırma tarihinin en büyük yolsuzluk operasyonu’ diye isimlendirdiği bir operasyona tanık oldu...

BANDIRMA’DA  
TEZGAH NASIL 
KURULDU?

28 Ekim sabahı, Bandırma Belediyesi Fen İşlerinde çalışan bir çok memur/ mühendis(anımsadığım üç kişi), Şahinler Şirketinin ortakları ve çalışanları, İlkHaber gazetesinin kurucusu ve sahibi İhsan Kuruoğlu, kardeşi Osman Kuruoğlu, oğlu İlbey Kuruoğlu, İGM üyesi Talip Yıldız  başta olmak üzere toplam 12 kişi gözaltına alınarak, Bandırma Emniyet Müdürlüğü KOM Amirliği’ne götürüldü.
Daha gözaltına alınan kişiler bile neyle ilgili itham edildiklerini bilmeden, ifadeleri alınmadan Emniyet ve Savcılık’tan mı servis edildiği bilinmeden, Güney Marmara’da Yaşam gazetesince bu şüphelilerin gözatında Emniyet’e sokulurken çekilmiş resimleri ve ‘çete’ ile suçlandıkları yönündeki ithamlar kamuoyuna ve kimi basın organlarına servis edildi.
Şüpheliler gözaltında bulundukları ve soruşturmayı yürüten Talip Demirezen’in karşısına çıkartıldıkları, Savcılık’tan mahkemeye çıkartıldıkları güne ve sonrasına kadar  başta Yaşam gazetesi olmak üzere ilişkili oldukları ‘Ajans 10’ gibi kimi ‘basın organları’ istikrarlı bir biçimde ‘çete’ suçlamalarıyla kimi zaman şüphelileri,şüphelilerin kimlik ve kişiliklerini, yaptıkları işleri, kurumlarını, yetmedi ailelerini zan altında bırakacak yayın bombardımanını kararlılıkla sürdürdü.

TÜM BU KİRLİLİK  
 VE ADALETSİZLİK 
BANDIRMA’DA 
YAŞANDI!

Evet, Balıkesir Emniyet Müdürlüğü ve KOM Şubesiyle işbirliği içinde operasyon Bandırma’da Emniyet adına KOM Amiri Cem Erol ve ekibi sorumluydu.
Operasyon, Bandırma Cumhuriyet Savcısı Talip Demirezen’in talimatlarıyla yürütülüyordu.
Bandırma, soruşturmanın ön hazırlık aşamasında aylarca sürdürülmüş ve halen sürmekte olan telefon ve ortam dinlemelerle, takip ve izlemelerle tanıştı.
Özellikle, bir yerel ve bölgesel basın ve yayın organı olan İlkHaber ile o dönem gazetenin yöneticileri ve çalışanları psikolojik ve fiili baskı ve cendere altına sokuldu. O günlerde gazetenin Genel Yayın Yönetmeni olduğum için ben ve ailem de bunu bire bir yaşadığımız için uygulanan baskıları çok iyi biliyorum.
Şupheliler, Savcılık sonrası mahkemeye çıkartıldı ve 7 kişi tutuklanarak, cezaevine gönderildi.

BAŞBAKAN,
‘KUMPAS’ ARIYORSA, 
BANDIRMA’YA DA 
BAKSIN!

Bu süreçle ve operasyonun yapılış gerekçeleri, biçimi, niteliğiyle ilgili bir çok makale yazdım.
Yazdım ve başıma gelmedik kalmadı!
Bizzat, dönemin Bandırma KOM Amiri Cem Erol ve ekibi ile Cumhuriyet Savcıları Tugay Tarımcı, Talip Demirezen ve Muhammet Sait Çetin tarafından kimi zaman dolaylı kimi zaman fiilen tacize, tehdide ve kumpasa maruz kaldım.
Ne isteniyordu?
Susmam ve yazmamam, operasyonu ırgalamamam!
Zaman içinde devreye devlet adına başkalarının da girdiğini belirtmeliyim...

HADİ BENİ DİNLEDİNİZ
 YA ÖZTAYLAN’I NASIL
 DİNLEDİNİZ?

O günleri anımsıyorum..
29 ya da 30 Ekim olabilir...
Akşam gazetede çalışırken, Emniyet KOM’dan arandım ve bilgim için davet edildim.Gazeteyi hazırladığımı,işimi bitirince geleceğimi söyledim ve gittim..
KOM, kalabalık.. Tanımadığım,Balıkesir KOM’dan olduğunu tahmin ettiğim bir çok polis var.
Oturdum...Hepsi kibar, nezaketli...Baktım, masadaki ifade almaya hazırlanıyor ve sordum:
-Hayrola, bilgi dediniz geldim, bu nereden çıktı?
Ezildi,sıkıldı ve sadece aldığı bilgileri yazacağını söyledi, ‘buyur,yaz’dedim..
Önceden hazırladıkları belli olan sorularını sormaya başladı.
- Siz, BANSES gazetesi sahibi Sadi Bilten’le telefonla görüşmüşsünüz.. Sonra İhsan Kuruoğlu ile yine telefonla görüşmüşsünüz, diyerek yaptığı görüşmenin tapelerini okumaya başlayınca müdahale ettim..
- Siz, benim telefonlarımı mı dinlediniz? Ben gazeteciyim ve konuştuğum kişiler gazete sahipleri.. Yoksa, siz Fetullahçı mısınız!? diye sordum..
Bu sorum, oda da bir şaşkınlığa neden oldu.
İkinci soruları, gazeteye gelen belediyeyle ilgili imzasız bir ihbar mektubuydu ve yine tepki gösterdim.
- Siz demek ki, gazeteye gelen imzasız şikayet mektuplarını da takibe almışsınız,buna ne hakkınız var? dedim.
Karşılıklı konuşmalar, tartışmalar derken konu ortamın yumuşatılmasına döndü.
Çaylar söylenirken, ikram edilen baklavayla Emniyet’ten çıktım.
Hiç birisiyle kişisel hiçbir derdim ya da davam yok! Örneğin, amirleri Cem Erol’u da bilirim ama tanışıklığımız yoktu...

HAYIRSEVENER, 
NEYİN KURBANI 
OLDU?

Bir laf vardır, kurt puslu havayı sever,der eskiler..
Öyle de oldu..!
7 kişi tutuklu, içerde ve canıyla uğraşıyor ama Yaşam gazetesiyle İlkHaber gazetesi arasında operasyonla ilgili karşılıklı yazılıp çizilenler, suçlamalar ayyuka çıkmış...
İhsan Kuruoğlu, zindan da isyanda...Yazılanlar çizilenlere karşı tepkisini bir şekilde gazetesine taşımaya, yanıt vermeye çalışıyor ama gün be gün karşılıklı atışmalar zıvanadan çıkmış,ortalık toz duman..
Cezaevine görüşmek için ziyaretine gidiyorum ve bana da tepkili..Kendi üslubunca ‘yazsana’diyor ama kalemin sözü bitmiş!
Bunu kendisine de söylüyorum ama nafile.. Bu işin içinde başka filmler olduğunu, bir oyun oynandığını söylüyorum ama bunu o ortamdaki bir insana anlatabilmek ne mümkün! 
Dedik ya, kurt puslu havayı sever,diye...
Biririyle derdi ve davası olan ya da ne derseniz deyin, bir aklı evvel puslu ortamı ‘birileri’nin de belki dürtüklemesiyle  yaklaşık iki ay sonra Yaşam gazetesinden Cihan Hayırsevener’e silahla saldırıp, yaralayıp, kan kaybından ölümüne neden oluyor.
Böylece, 28 Ekim’de açılmış oyunun perdesi kapatılıp, oyunun 2. perdesi  açılıp, oyun zenginleştirilerek  sahneye konuluyor...
O gün bugündür 2007 Ekim’in de başlayan bu film de iki kişi tutuklu kaldı. Biri İhsan Kuruoğlu, diğeri ise Hayırsevener’in katil zanlısı  Serkan Erakkuş..!
Bir kişi de toprağın altında: Gazeteci Cihan Hayırsevener..!
Bu kirli, hukuk dışı, vicdan dışı,,kanlı  süreci ilmik ilmik örenler ise  dışarda ya da bir başka ifadeyle dalgasında...
Serkan Erakkuş,başınhdan beri zaten kabullendiği olayın cezası ne ise, çekiyor, çekecek!
İhsan Kuruoğlu’nun ise 28 Ekim 2009’dan bugüne mapusluğu 4 yıl 4 ayı bulmuş durumda... 

TEZGAH HEP AYNI!

Evet,bu olaya bugün neden değinmek zorunda kaldım?
Türkiye’de bugün ne tartışılıp,sorgulanıyor, ona bakmak lazım..
-Telefon ve ortam dinlemeler..
-İzleme ve takipler..
-Emniyet ve savcılık nezdinde işbirliği içinde yazılan hayali senaryolar, sahte delillendirmeler, hazırlınmış kaydırık uyduruk iddianameler...
- Emniyet-savcılık-hakimler arası yaşanan kirli ilişkiler ve cezalandırmalar...

Daha sıralayalım mı?

DERİN’İN DERİNİ Mİ!?

Örneğin, 28 Ekim 2009 ile yaklaşık iki ay sonra Aralık’ın son günlerinde Cihan’ın katledilmesine kadar geçen sürede benim de telefonlarım dinlenmiş.!
Öncesini sonrasını zaten bilmiyorum..
Sonrasında bir öğrendim ki, Cihan’la ilgili açılmış soruşturma dosyasında Ak Parti milletvekili Cemal Öztaylan’la yaptığım telefon görüşmelerinin tapeleri de var.
Hala da dosyada..!
Öztaylan, ilgili kurumlar ve kişiler nezdinde girişimde bulundu, dilekçe verdi ve ‘ne alaka, çıkartın’ dedi ama varılan karar ilginçti, ’takipsizlik kararı’ verilip, telebi red edildi..!
Peki, telefon görüşmelerinde ya da tapelerinde olaylarla ilgili en küçük bir ilişki kurulacabilecek bir şey mi vardı?
Hayır, yoktu..!
Peki, Bandırma Belediye Başkan Yardımcılığı ve Belediye Meclis üyeliği yapmış, İGM üyesi Talip Yıldız’ın bu olaylarla bir ilişkisi ya da dolaylı da olsa ilgisi var mıydı?
Hayır,yoktu!
Bandırma Belediyesinin Fen İşlerinde görevli olan mühendislerin bu olaylarla bir ilgisi ya da ilişkisi var mıydı?
Hayır, yoktu..!
Peki, şimdi biz, okurlarımızın da,kamuoyunun da merak ettiği şu soruyu soralım:
- 28 Ekim operasyonunu kim,neden,niçin yaptı ve gazeteci Cihan Hayırsevener’in katlinden kimler ne için ve  nasıl senaryo üretti! ?
- 4 yıl 4 aydan bugüne Kuruoğlu ne niçin ve neden hapishanede gün sayıyor? 
 -Bandırma’da Emniyet ve yargı adına bu kumpası kuranlar neden ve niçin kurdu?
- Yolsuzluk ve suistimal adı altında bir kumpasla mağdur edilen bu insanlar ve ailelerinin gerçek adalete kavuşmaları, ailelerinin mağduriyetlerine son verilmesi nasıl sağlanacak?

ÇÖZÜM: KOŞULSUZ 
GENEL AF.!

Türkiye ve dolayısıyla Bandırma garip, ilgiç ve düşündürücü sayısız olayları, mağduriyetleri kadermiş gibi yıllardır yaşıyor.
Ben, son günlerde yoğunlaşan Emniyet-Yargı ya da ‘paralel devlet’, ‘derin devlet’ olayları ve tartışmalarında gerçek ve adil çözümün, koşulsuz genel afla çözümlenmesin den başka alternatif çözüm görmüyorum..
‘Yeniden yargılama’, bir çözüm olarak görülebilinir ama  yıllanmış adaletsizlik ve mağduriyetler için gerçek ve adil çözümün  genel ve koşulsuz af olması bana kaçınılmaz görünüyor.

Esen ama özgür kalın..!

sonkurşungazetesi.com



Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1336