Bugün: 17.10.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • 2.ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞINI YAŞIYORUZ!

2.ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞINI YAŞIYORUZ!


Yavuz Sultan Selim Köprüsü, bugün ,açıldı.  14 milyar dolarlık köprü ve bağlantı yolları yatırımıyla Boğaz’ın iki yakası üçüncü kez birbirine kavuşacak. Dünyanın en geniş köprüsünü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hizmete açtı.


Bir yandan milyar dolarlık yatırım ve hizmetlerin bir bir Türkiye’ye kazandırılmasını yaşarken, bir diğer yandan ise, hemen her gün ölüm haberleriyle, patlatılan bombalar ve silahlarla sarsılıyoruz.


Gün 24 saat ve bir gün için de olsa, terörist saldırılarda bir can yitirmemiş, bir canımızın burnu kanamamış olsa, ‘Allah Allah, teröristler bugün tatile mi çıkmış’ diye kendi kendimize soracak hatta milletçe sevindik hale geleceğiz.


Dün de, Şırnak`ın Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Grup Amirliği`ne teröristler tarafından bombalı kamyonla yapılan saldırı da, 11 şehit, yüze yakın yaralı verdik. Yani bir anlamda ‘terör mesaisi’,08-24.00 tüm caniliği ve hainliği ile sürdürülmeye çalışılıyor.


Şunu artık genç yaşlı, kadın erkek, hepimiz biliyoruz:  Türkiye, kuşatma ve saldırı altında bir ülke ve saldırganlıkları tüm vahşetiyle millete yöneliyor!


Doğal olarak şu soru akla takılıyor: Hesapları ve dertleri ne?


TÜRKİYE YİNE DÜNYANIN MAZLUM HALKLARINA ÖRNEK OLUYOR!


Bu sorunun yanıtını bugüne kadar başta ABD ve NATO olmak üzere İsrail ve AB ülkeleri hiç saklamadılar. Türkiye ve yönetimi, bu küresel efendiler açısından, geçmiş yılların Türkiyesi’nden farklı olarak kontrol edilemeyen ve yönetilemeyen, yaltaklanmayan, laf dinlemeyen bir ülke oldu!


Bu,’küresel aktörlere’ göre, Türkiye  ve yönetimi, devlet ve toplum yaşamının her alanında ‘yerli’ ve ‘milli’ yi gözeten, 2023 yılına kadar dünyanın en gelişkin 10 ülkesi arasına girmeyi amaçlayan ve ‘Yeni Türkiye’yi yaratma hedefiyle, Cumhuriyet devletini yeniden reorganize eden, bölgesinde ve uluslararası alanda iddialı bir ülke olmaya soyundu.


Bugüne  kadar ‘küresel efendiler’in  kendisine biçtiği rolü ve oyunu itirazsız kabul eden bir ülke  ve yönetim konumundan sıyrılıp,  ‘oyun kurmak’ gibi bir misyona soyunmaya başlayıp, Osmanlı ile Cumhuriyet arasında, İslam ile toplum arasında kurmaya çalıştığı köprülerle ‘baş belası’ bir ülke yoluna girdi.


Uluslararası  arenada, ‘dünya beşten büyüktür’ diyerek varlığını, gücünü ve ileriye yönelik  amaç ve hedeflerini ‘küresel’ alana taşıyan bir Türkiye’nin ve başta Recep Tayyip Erdoğan ile siyasal iktidarının ‘küresel efendiler’ için kabul edilebilecek, affedilip, hoş görülecek hiçbir yanı yok!


BU MÜCADELE,ATATÜRK’ÜN MÜCADELESİNİN TAÇLANDIRILMASIDIR!


Türkiye’de bugün yaşanan hesaplaşmanın adı bir anlamda, Eski Türkiye’ ile ‘Yeni Türkiye’ arasındaki bir hesaplaşmadır. Bu hesaplaşmada, siyasal açıdan bir siyasal partinin ve liderliğinin önderliğinde yürütülen mücadelenin bugüne kadar statükoyu savunulan ve temsil edenlerce engellemeye yönelik tüm yasal ve gayri yasal çabaları,2002 genel seçimlerinden başlayarak, her genel ve yerel seçimde, her referandumda, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde olduğu gibi  milletçe boşa çıkartıldı.


‘Küresel Efendiler’ ve işbirlikçileri için  her vesileyle milletin önüne konulan sandığın, hükmü bitti! Millet, tüm kirli, kanlı ve karanlık oyunlara, algı operasyonlarına, spekülatörlere ve manipülasyonlara, darbe girişimlerine karşın sandığa her gidişinde oyun bozdu ve AK Parti’yi ve Erdoğan’ı  iktidara taşıdı! Sürekli olarak, ‘makarnacılar’ ve ’koyun’ diye aşağılanan, itelenen-kakılan halk, siyasi olarak AK Parti’yi ve Erdoğan’ı her türlü riske karşı , kundaktaki bebek gibi, sardı, sarmaladı.


Türkiye’yi 15 Temmuz darbe kalkışmasına sokan yol, bu koşullarda ve böyle açıldı…


EMPERYALİZMİN VE TÜRKİYE’NİN KARŞILIKLI  BİTMEYEN HESAPLAŞMASI!


Ulusal Kurtuluş Savaşının öncülüğünü yapmış ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurmuş Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının, ulusal bağımsızlık ve ulusal egemenlik yolunda attıkları adımların, gerçekleştirdikleri devrimlerin, ekonomik kalkınma hamlelerinin Ata’nın daha hasta yatağında nasıl karşi devrimci yeltenişler ve ihanetlerle dumura uğratıldığına tarih tanıktır. Çok değil, Ata’nın 1938’de yaşama veda etmesinden 6-7 yıl sonra ABD ile İnönü yönetiminin imzaladığı ikili anlaşmalar ve Türkiye’nin NATO’ya sokulmasıyla, emperyalizme kölece bağımlılık ilişkilerinin başlatılmış olması, devletin ve toplum yaşamının, bu bağımlılık ilişkilerine göre yeniden yapılandırılması sürecini ifade eder.


Türkiye, devleti ve milletiyle, o yıllarda kurulmuş bağımlılık ilişkilerinin faturasını ağır bir şekilde ödemekte. Ulusal Bağımsızlık ve egemenliğin yeniden kazanılması yönünde onlarca yıldır  binlerce, on binlerce insanımız, gencimiz alçakça katledildi, zulüm gördü ama ‘ülkenin bir gün bağımsız olacağına olan inanç söndürülemedi.


Türkiye bugün, devleti ve milletiyle, 2.milli kurtuluş mücadelesini yaşıyor!


2.MİLLİ KURTULUŞ SAVAŞI VE ‘BAŞKOMUTAN’ ERDOĞAN!


Bu mücadelenin, başarıyla sonuçlandırılmasında en büyük itici güç, milletin ta kendisidir.15 Temmuz darbe kalkışmasına karşı, ‘başkomutan’ Erdoğan’ın çağrısıyla sokaklara dökülen, tanklarla, toplarla, mermilerle ölümüne direnen, millet, kalkışmanın önceki askeri darbelerden öte aynı zamanda bir işgal girişimi olduğunu da biliyordu.


15 Temmuz da millet, bağımsızlığına ve egemenliğine ‘ipotek’ koymak isteyenlerle hesaplaştı ve kazandı. Olası kalkışmaların devam edeceği beklentisi içinde ,’sabah işe akşam direnişe’ diyerek günlerce meydanlarda sabahladı, nöbet tuttu. 10 Ağustos da bitirilen demokrasi nöbetlerine, terörü sonlandırmak için, Siirt’te başlatılan ve dalga dalga tüm bölgeye yayılan   ‘Huzur Nöbetleri’ ile devam etti.


Cumhurbaşkanı Erdoğan’a milletinin verdiği ‘başkomutanlık’ payesi, önemlidir! Bu millet, en zor koşullarda başkomutan olarak kurtuluş savaşına öncülük yapan ve zaferle taçlandırıp, Cumhuriyet Devleti’ni kuran Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra, Cumhuriyet tarihinde ilk kez Erdoğan’a bu payeyi layık gördü, Erdoğan’ı  sahiplendi.


Millet, ülkenin emperyal  güçler tarafından kuşatıldığını ve  saldırı altında olduğunu  görüyor, biliyor, yaşıyor. Bir kez daha ülkeye, devlete ve millete diz çöktürtüldüğünde, boynuna  nasıl zincir üzerine zincir vurulacağını, onur ve şerefinin nasıl ayaklar altına alınacağını biliyor.


AKİF’İN ‘KORKMA’SI BEBELERİMİZİN KÜNYESİ OLSUN!


Onun içindir ki, Akif’in İstiklal Marşı’nda dile getirdiği ve seslendiği gibi, ‘Korkma!” diyerek, ulusal dirilişin yeniden tarih işçiliğine soyunmanın zorlu, çileli kavgasını veriyor.15 Temmuz kalkışmasının bastırılması sonrası milletin dayatması ve zorlamasıyla Meclis’de grubu bulunan siyasal partilerin bir araya gelmesi,’söz konusu vatan ise gerisi teferruattır’ diyerek aralarındaki siyasi husumet ve rekabetleri bir kenara bırakmaları, millete birlikte seslenmeleri tarihsel önemdedir.


Bu nokta da ulusal birlik ve beraberlik, dayanışma arzu ve talebini  belirleyen de, dayatan da millettir! Bu ulusal arzu ve talep, siyasi yaşamın en tepesinden başlayarak, toplumun tüm kesimlerine dalga dalga yayılmakta, sinmekte ve içselleşmekte. Bu aynı zamanda ulusal bir dirilişin  güçlendirilmesi anlamında ulusal bir toplumsal silkiniştir. Devlet de, toplum yaşamının her alanı da bu gerçeği göre yeniden biçimlendirilmekte.


Millet, aynı zamanda toplumda ideolojik ve siyasal tüm ezberleri de bozmuş durumda. Bunu, kurtuluş savaşı yıllarından ve Cumhuriyet Devleti’nin kuruluşundan sonra,  ülke ve toplum olarak, ilk kez yaşıyoruz. Bu, Kuva-yı Milliye ruhudur! Kuva-yı Milliye için, dün, Bayrak, Ezan ve Vatan’ın kutsiyeti  ve vazgeçilmezliği esas idi. Bugün de aynı noktadayız!


Bu nokta; aleviliğinizin de sünniliğinizin de, çerkezliğinizin de, kürtlüğünüzün de, araplığınızın da romanlığınızın da, pomaklığınızın da gürcülüğünüzün de ,türklüğünüzün de  lazlığınızın da bittiği, anlamsızlaştığı noktadır!


İşte bu, Kuva-yı Milliye ve Anadolu’nun ta kendisidir!


Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 340