Bugün: 23.08.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • 10 OCAK; HAYIRSEVENER VE KURUOĞLU!

10 OCAK; HAYIRSEVENER VE KURUOĞLU!


Bandırma Belediye Başkanı Dursun Mirza’nın bu yıl da 10 Ocak da gerçekleştirdiği  Çalışan Gazeteciler Günü  ile ilgili kahvaltılı kutlamada   yapılan konuşmalarda önemli ayrıntılar öne çıktı.

 

BELEDİYE BASIN-HALKLA İLİŞKİLER PERSONELİNİ KUTLUYORUM!

 

Bu ayrıntılara geçmeden önce özellikle Bandırma Belediyesi  Basın-Halkla İlişkiler aparatında  çalışan tüm arkadaşları içtenlikle kutladığımı belirtmeliyim. Hepsi, tüm etkinliklerin organizasyonu ve gerçekleşmesinde özveriyle sorumluluklarını yerine getirmeye çalışıyorlar. Hepsini kutluyorum.

Evet, bu yıl ki kutlamalarda önemli olan ne idi?

 

BAŞKAN MİRZA, KENDİSİNE YAKIŞANI YAPTI!

 

1.si,  Başkan Mirza, günün önemi üzerine yaptığı konuşmada kibarca  kimi zaman ağzından istenmeyen kelimelerin çıktığını belirterek, Bandırma CHP ilçe kongresinde basın masasına ve şahsıma yönelik  beyanlarından dolayı özür diledi.


Duğrusunu ve  bir belediye başkanına yakışanı yaptı.


Çünkü, CHP ilçe kongresine katılan partililer de anımsarlar. Başkan Mirza’nın partililerin kendisine yönelik eleştirilerine yanıt verirken, hiç alakası olmamasına karşın, basın masasına veya gazetecilere yönelip, anlamsız tanımlamalarda bulunmasının zaten anlaşılır bir yanı yoktu!


Bir kez daha bu vesileyle vurgulamalıyım ki, benim de bir gazeteci-yazar olarak Mirza ile hiç bir alış-verişim,  davam yok, olamaz da. Mirza’nın da yok! Tam tersi, yerel yöneticilik noktasında Mirza ile bir çok konuda farklılığımız düşünsel temeldedir. Yoksa, ne zaman bir araya gelsek, karar veya uygulamaları konusunda anlaşmazlığa da düşsek, ortak noktamız farklılıklarımızdan çoktur. Saygısızlığa ise bu ilişki de hiçbir zaman yer olmaz, olamaz.


Tek kelimeyle Mirza, bu kentin  seçilmiş belediye başkanıdır ve dolayısıyla benim de başkanımdır. Herkes sorumluluğunu bilir ve işine bakar.


Evet, Mirza  şunu bilir: Yanlış yazabilir ve ya bir konuyu, olayı yanlış ya da eksik yorumlayabilirim ama ben de bu konuda art niyet olmaz! Konu ya da olayla ilgili ne düşünüyorsam  ve neye inanmışsam onun için yazmış, dile getirmişimdir.


Başkan Mirza ile olan muhabbetime  arada ‘çerez’ olmak isteyenlerin ise çabaları nafiledir. Çünkü ,konu ya da olay ne olursa olsun, her ikimizin de birbirimize derdimizi anlatabileceğimiz mutlaka bir zaman gelir. Konuşur, anlaşır ya da anlaşamayız. Bu ilişki düzlemini herkesin anlamasını beklemiyorum. Anlaşılması da gerekmiyor zaten. Evet, zaman zaman birbirimizi kırıp, hatta incitip, küsebiliriz de..(insanız ya..) Üç gün beş gün ama kesinlikle ötesi yoktur!

 

2009 YILI 28 EKİM OPERASYONU VE SONUÇLARI!

 

2.si, Başkan Mirza, günün önemine uygun çalışan gazetecilerin  ülkemizde yaşadığı sorunları hatta zulüm ve kıyımlardan söz ederken,  2009 yılı sonunda Cihan Hayırsevener’in  yaşamını yitirdiği olaya da dikkat çekerek, ‘keşke o da bugün aramızda olabilseydi’ dedi.


Bandırma Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Cemal Atabey de, mahpus da ömrünü tüketen gazeteciler konusu açılmışken konuşmasında  o da ‘keşke İhsan Kuruoğlu da bugün aramızda olabilseydi’ dedi.


Her iki konuşma da manidardır.

 

BAŞKAN MİRZA VE ATABEY…!

 

 Özellikle Bandırma basını  ve düşün yaşamı hatta kent,  2009 yılında yaşanmış ve hala yaşanmaya devam eden  bu talihsiz ölüm ve mağduriyetlerle  hesaplaşma cesaretini,  ARTIK, geç de kalmış olsa, gösterebilmelidir.


Sonuç olarak, bugün bir kişi talihsiz şekilde toprağın altında,  diğeri ise yıllardır taş duvarların ardında ADALETİN tecelli edeceği, özgürlüğüne kavuşacağı günü  sabırsızlıkla beklemektedir.


Ben, bu konuda ve bu talihsiz olaylar zinciri üzerine bugüne kadar çok şey yazdım. Yazdığım için de   hem benim hem de aile fertlerimin başına gelmedik şey kalmadı. Zaman zaman üzüldüm, dertlendim ama umurum da bile değil! Çünkü, aşılıyım!


Evet, 2009 yılı Ekim ayından başlayarak, bir  meslektaşımızın yaşamını yitirmesine birisinin de  yıllardır mağdur kılınması ile sonuçlanan olaylar zinciri neden yaşandı ve bu süreç de neler oldu!?

 

BU KUMPASI KENTE KİM/KİMLER TEZGAHLADI VE AMAÇLARI NE İDİ!?

 

O günlerden bugünlere günler, aylar, yıllar geçtikçe hemen herkes 2009  yılı 28 Ekim operasyonlarıyla başlamış talihsiz sürecin  sonuçlarıyla bir ‘yama’ gibi kentin, basının, insanlarının yakasına, sırtına yapıştığını içten içe duyumsar.


Bir kez daha vurgulamalıyım: Bandırma’da 28 Ekim 2009 da Emniyet/Adliye  eliyle ve işbirliğiyle gerçekleştirilen operasyon  BİR  KUMPAS’TIR!


Bu KUMPASIN MİMARLARI, ülke genelinde  son  üç-beş yıldır  ayyuka çıkmış  devlet içinde çöreklenmiş  çetesel  bir yapı/yapılardır. Dikkat edilirse, sadece devlet içinde çöreklenmiş ÇETESEL BİR YAPI’dan söz etmiyorum. Bandırma, daha 2009 da, FETÖCÜ ve devlet içindeki  STATÜKOCU  ÇETESEL ARTIKLARIN flörtüne, işbirliğine tanık oldu.


Peki, dertleri ne idi!?


Dertleri; eylemleri ile bir taşla  vurabildikleri  kadar kuş vurmaktı. Hedefleri, Güney Marmara nezdinde  ve özelinde Bandırma idi!


Balıkesir genelinde Güney Marmara nezdinde Bandırma’nın siyasi ,ticari, basın anlamında susturulması, etkisizleştirilmesi, tasfiyesine dönük  ön açmak amacıyla kente ve bu kentin insanlarına KUMPAS kuruldu.


Engin Arıcan, tüm bu  itham ve iddiaları AFAKİ olarak mesnetsiz bir şekilde mi yazıyor?


HAYIR!

 

KUVAYI MİLLİYE, AK PARTİ, ÖZTAYLAN VE KUMPAS KUMPAS İÇİNDE!

 

Özellikle  2009 yılı öncesi süreç  adım adım incelendiğinde, sorgulandığında yaşananlar daha somut olarak anlaşılacaktır. Bu konularda çok yazdım. Verileri, yaşadıklarımı, tanıklıklarımı  bugüne kadar tek tek dile getirdim. Sadece 28 Ekim 2009 da gözaltına alınan, tutuklanan, tutuksuz yargılanan insanların tanıklıklarına başvurulmuş olsa idi, bu süreç tel tel ortaya dökülür, kumpas gün yüzüne çıkartılırdı.


Tam tersi yaşandı…


Kent, mağdurlar ÖZEL YETKİLİ SAVCI ve MAHKEMELERİN kucağına atıldı. Bugün kimisi yurt dışına kaçmış, kimisi görevden el çektirilmiş, kimileri medyada hukuksuzlukları ve çetesel ortaklıklarıyla deşifre olmuş   insanların insafına terk edildi.


2009 yılı Ekim operasyon sürecini ve mağdurlarının çilesini anlamak istiyorsanız, AK Parti’nin kapatılması davasını ve dönemin belediye başkanı ve milletvekili Öztaylan’ın başına  örülen çorapları bilmek ve anlamak zorundasınız.


2009 yılı Ekim operasyon sürecini ve mağdurlarının çilesini anlamak istiyorsanız, Necip Hablemitoğlu’nun  Bandırma da iLKHABER gazetesi ziyaretini, söylediklerini, ve uğradığı yargısız infaz ile katlini anlamak zorundasınız.


2009 yılı operasyon sürecini ve mağdurlarının çilesini anlamak istiyorsanız, benim de genel yayın yönetmenliğini, yazarlığını  yapmaktan onur duyduğum, İhsan Kuruoğlu’nun sahibi olduğu Kuvayı Gazete’yi anlamak zorundasınrız.


2009 yılı operasyon sürecini ve mağdurlarının çilesini anlamak istiyorsanız, darbe özlemcilerinin Bandırma’daki çabalarını, düzenlerini, kumpaslarını, milletvekili Turhan Çömez’in parti içindeki ayrışmadaki rolünü,  anlamak zorundasınız.


2009 yılı operasyon sürecini ve mağdurlarının çilesini anlamak istiyorsanız, basını da içine alan manipülatif, dezenformasyon çabalarını, sonuçlarını anlamak zorundasınız.


2009 yılı operasyon sürecini ve mağdurlarının çilesini anlamak istiyorsanız, Bandırma Garnizon  Komutanına  kurulan kumpası, Orduevi’ni içine alan tezgahları, Erdek Donanma’ya yönelik hamleleri anlamak zorundasınız.


Evet.! Bu yaşanmış sürecin anlaşılabilmesi için didiklenmeye ve anlaşılır kılınmaya, çetesel ilişkilerin su yüzüne çıkartılmasına, kumpasın deşifre edilmesine ihtiyaç var.

Örneğin, 2009 yılı yerel seçimler arifesinde Ak Parti’den dışlanarak  CHP’ye geçmiş ve 2014 seçimlerinde  Erdek Belediye Başkanlığı görevine seçilmiş Hüseyin Sarı’nın  bu süreç ve yaşananlarla ilgili konuşmasına, anlatımlarına. tanıklıklarına  ihtiyaç var!


Çünkü, özellikle 2009 28 Ekim operasyonları sürecinin hala öncesi ve sonrasıyla aydınlatılmasına  özellikle bu kentin, basınımızın ihtiyacı var. Bu her yönüyle tamamlanmış, nihayete erdirilmiş bir süreç değildir. Bu , yaşamdan kopartılmış Hayırsevener için de geçerlidir, yıllardır dört duvar arasında ömür tüketen Kuruoğlu için de   geçerli bir gerçekliktir. Çünkü, gecikmiş adalet adalet değildir!

 

HAYIRSEVENER VE KURUOĞLU!

 

Sonuç olarak; 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nün  ülkemiz basını ve çalışan gazetecileri için günümüzde fazla bir anlamı, ne yazık ki, yok! Bu meslekte dirsek çürütmüş olanlar da bu gerçeği bilir. Gün, temenni günüdür!

Ancak, bu gün vesilesiyle Bandırma ve bölge basınının  ellenmekten, değenilmekten imtina edilen yarasına ellendi. Ama eksik ama fazla, ama doğru ama yanlış, elleyin! Sorgulayın ve anlamaya çalışın.

Esen kalın…


Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 409