Bugün: 27.06.2017

1 KASIM VE `BLOK`..!


1 Kasım milletvekilliği genel seçimleri ve sonuçlarıyla ilgili dünkü yazımızda AK Parti’nin ülke genelindeki başarısını değerlendirirken, iki faktöre dikkat çekmiştik.

1.si MHP ve Devlet Bahçeli’nin tavrı.

2.si ise, AK Parti kurucusu ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın duruşu.

 

Biliyorum ki, seçimlerden bu güne hemen herkes seçim sonuçlarını anlayabilmek  için kendisine göre bir fikir yürütüyor. Sonuçları ve önümüzdeki süreci anlamlandırmaya çalışıyor.

 

AK PARTİ KARŞITLIĞI VE ERDOĞAN DÜŞMANLIĞI NEDEN SEÇMENDE KARŞILIK BULMADI!?

 

7 Haziran genel seçimleri öncesi ve sonrası süreç de özellikle ‘her ne pahasına olursa olsun Ak Parti iktidardan gitsin’, ‘ Recep Tayyip Erdoğan’ın defteri bir şekilde dürülsün’ anlayışından hareket edenler, tüm olup bitenlerden ve AK Parti’nin  1 Kasım da sandıkta sağladığı başarıdan MHP ve Bahçeli’yi sorumlu tutarak, bu kez de ‘her ne olursa olsun Bahçeli mutlaka MHP’nin başından gitsin’ anlayışına saplanarak, eleştiri ötesi hakaret yüklü oklarını Bahçeli’ye çevirmiş durumdalar.

Ben, duygusal ve dolayısıyla öfke yüklü bu anlayış ve yaklaşımları çok anlamlı ve mantıklı görmüyorum. Ötesi, sürece objektif  yaklaşılmamasının  dışında sağlıklı  da bulmuyorum.

Bunun en somut örneği,  önceki seçim sonuçları ve AK Parti’nin seçim başarıları karşısında ‘nasıl nasıl gitsinler’ beklentisi  içersindeki insanların öfkeli tepkilerini şu veya bu partiye, lidere yönetmeleri sonrası  bizzat halka ve AK Parti’ye oy vermiş seçmene saldırma, aşağılama, hatta küfür etme eğilimi içersine girmesinde gözlemliyoruz.

Şu söylenebilir: AK Parti’nin 1 Kasım seçim zaferi, gerçekte muhalefetin muhalefetsizliğinin başarısının sonucudur.

 

SEÇMEN, NE İSTİYOR, NEYİN PEŞİNDE!?

 

Seçmen;

-         Huzur, güvenlik ve istikrar istiyor.

-         Siyasal ve sosyal yaşamdan  terörün gündemden çıkmasını; etnik ve mezhepsel  temelde  terörü besleyen, kaygılarını pekiştiren  hiç bir gelişmeye, partiye tahammül bile edemiyor.

-         Bir başka ülkenin, uluslararası güç odağının, istihbarat örgütlerinin, ordusunun, medya gücünün, siyasetçisinin iç işlerine müdahil olmasını istemiyor.

-         Ülkenin zaman yitirmeden  son on yıldır gerçekleşen  yatırım ve hizmet sürecinin  devamını, bu yatırım ve hizmetlerin yeni projelerle büyütülmesini, Türkiye’nin  çevresinde ve dünyada konumunun daha da güçlendirilmesini istiyor.

-         Yaşam koşullarının daha da çağdaşlaştırılmasını, iyileştirilmesini, gelecek kaygısından uzak  durmak  istiyor.

Seçmenin sandıktan bu  ekonomik, siyasal  ve toplumsal beklentilerine herkes kendine göre bir çok faktör ekleyebilir. Muhalefet partileri, seçmen nezdinde bu beklenti ve talepleri karşılayabilme noktasında seçmene güven  vermiyor. Samimi görünmüyor. İktidar partisine karşı  siyasal alternatif oluşturamıyor.

 

MÜZMİN HASTALIĞIMIZ: ÜLKESİNİ VE HALKINI  AŞAĞILAMAK!

 

Seçmen; ülkesinin geçmiş tarihine, dinine, örf ve adetlerine, bayrağına ya da genel olarak milli değerlerine, birlik ve beraberliğine gerekli hassasiyeti göstermemenin ötesinde aşağılamayı , küfür etmeyi  alışkanlık haline getirmiş adeta bir Alman, bir İngiliz, bir Amerikalı gibi ülke ve toplumunu sorgulama saplantısı içine girmiş mandacı ve muhip anlayış sahipleriyle, demokratik açıdan hesaplaşabileceği son nokta da,  sandıkta hesaplaşıyor.

Örneğin; ‘gezi eylemleri ‘döneminde de yaşandı. Ortak talepleri, 3.havalimanı yapılmasın, 3.köprü olmasın, İstanbul Kanaldan vazgeçilsin gibi işbirlikçilik kusan taleplerdi. Aynı  ruh hali ve anlayış, iğreti bir şekilde Türkiye’nin kendi helikopterini ,tankını topunu, uçağını, uçak gemisini üretmesi ve yerli araba üretiminde de yaşandı. Böylesine, ulusal hasletlerden uzak, işbirlikçi bir ruh hali olabilir mi!?

 

SEÇMEN, BENİM OYUNLA KAYBEDECEK ZAMANIM YOK, DEDİ!

 

Tüm bu nedensellikleri bir yana itip, ülke ve halk gerçeğini anlamakta zorluk çekenlerin, sandık sonuçlarını görür görmez, “artık bu ülkede yaşanmaz’ diyerek    gönüllü göçmenliğe soyunup, Fransa’ya kapağı atması karşısında ancak acı acı gülünebilir.

Öncelikle şunu bilmek ve anlamak zorundayız: Bu ülkede  ve halkın geleceğiyle ilgili ne yapılacak, hangi dava güdülecekse, bu coğrafya da ve bu halkla birlikte, yapacağız. Çünkü, başka bir Türkiye yok!

 

ÇORBADAN İKTİDAR ÇIKMAZ, ÇIKMADI!

 

Türkiye’de kendisini muhalif kategorisine koyanlar, onlarca yıldır, salt ‘muhalif kategorisi’ içinde yer almanın tek başına hiçbir anlamının, derinliğinin, inceliğinin olmadığını görmek ve bilmek zorundalar. Çünkü, bu kategorinin  içersine  aklınıza gelebilecek hemen herkes balıklama dalıyor ve ortaya çıkan tam bir çorba oluyor! Küresel güç odaklarından, istihbarat örgütlerine, Batı medyasından, TÜSİAD gibi işbirlikçi komprodorlara,  acentacılara, montajcılara uzanan bu halka Doğan medyasından, cemaat medyasına, darbecilere, etnik ve  mezhepsel  bölücülük yapanlardan, elinde silah terör cakası satanlara, spekülatörlerden bankerlere dayanıyor. Bunlar da yetmiyor. Solculuğu, sosyalizmi işbirlikçi bir anlayışla pazarlayan marjinal grupçuklarla bu cenah omuz omuza  seçmenin karşısına çıkıyor ve dert dava tek: AK Parti iktidarı, nasıl nasıl gitmeli ve Recep Tayyip Erdoğan bitmeli!

 

OMURGASIZ SİYASET!

 

Evet, bu omurgasız  siyasal  bileşkeden, ’blok’ tan, çorbadan ne çıkar?

Ancak, çıksa çıksa, sandıktan  1 Kasım da yaşandığı gibi, AK Parti iktidarı çıkar!

Bu, çorbanın sınıfsal, ekonomik politik, sosyolojik bir  ekseni, temeli var mı !?

Hayır, bir noktaya kadar, yok!

‘Bir nokta’ ifadesini bilinGazeteciçli kullanıyorum. Çünkü, küresel sermayenin, işbirlikçi  burjuvaziyle birlikte iktidar arayışlarını anlayabiliriz. Ya, kendilerini sol ve sosyalist olarak tanımlayanların bu çorbanın içinde ne işi vardı!?

 

AK PARTİ, ERDOĞAN VE ÇORBA..!

 

AK Parti, özellikle 1 Kasım seçimleri öncesi, beş ay boyunca  karşısında oluşmuş bu  ‘çorba’ yı çözdü. Davutoğlu ve Erdoğan’ın  siyasal başarısı da bu nokta da aranmalı, diye düşünüyorum. AK Parti’ye, Davutoğlu’na ve Erdoğan’a bu başarıyı sağlayan ‘çorba’nın  ta kendisidir!

 

Esen kalın….

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 673