Bugün: 17.10.2017

NEYİN KAVGASI YAŞANIYOR?


Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2016 yılının dördüncü çeyreğine ilişkin Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) verilerini açıkladı.


Buna göre, Türkiye ekonomisi 2016 yılının dördüncü çeyreğinde yüzde 3.5 büyüdü. Büyüme rakamları 2016 yılında yüzde 2.9 artış gösterdi.


Kişi başına GSYH 2016`da cari fiyatlarla 10 bin 807 dolar olarak hesaplandı. 2015`te söz konusu rakam 9 bin 261 dolar olarak belirlenmişti.


Yine TÜİK verilerine göre; Türkiye`nin ihracatı, şubatta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1,9 azalarak 12 milyar 127 milyon dolara geriledi, ithalat ise yüzde 1,6 artarak 15 milyar 820 milyon dolara yükseldi. Şubatta dış ticaret açığı  ise yüzde 15 artarak 3 milyar 693 milyon dolar oldu.


Gayrisafi yurt içi hasıla (GSYİH), bir ülkenin ekonomik büyüklüğünün birkaç ölçütünden biri. GSYİH, GSMH`den (gayrisafi milli hasıla) farklı olarak, bir ülke sınırları içerisinde belli bir zaman içinde, üretilen tüm nihai mal ve hizmetlerin para birimi cinsinden değerini ifade ediyor.


Bir ülkenin ekonomik yaşamını ve ilerleyip, gelişmesini tetikleyen  yurtiçi ve yurtdışı bir çok faktör var. Biz, genel olarak ekonomik yaşamı cebimize ya da cüzdanımıza giren-çıkan paraya bağlı olarak bir anlamda an’lık değerlendiriyoruz. Buna, ekonomik anlamda baskın tüketici eğilimi deniyor.


Doğal olarak öne çıkan bu baskın eğilim, siyaset ve sosyal yaşamımızı da doğrudan olumlu ya da olumsuz olarak etkiliyor. Ekonominin  genel de pozitif değerleri ve sonuçları  ekonomik gelişme trendi, ithalat ve ihracat, büyüme, sanayide  yerli ve millilik  oranlarında ki yükseklik oranları, dışa bağımlılığın azalması, altın ve döviz rezervinin artmış olması, üretimde maliyet oranlarında yaşanan düşüş gibi  insan yaşamını olumlu yada olumsuz etkileyen onlarca husus  günlük yaşamımızda tali planda kalıyor.


Ekonomik açıdan psikolojik ve sosyal psikolojik, kültürel  ve siyasal faktörler  ön plana çıkıyor.


EKONOMİ-POLİTİĞİ  BİLİYOR MUSUNUZ!?


Kuşkusuz, bunun bir nedenselliği var. Çünkü, ekonomi-politik bilimini yani iktisadı bilmiyoruz ya da yabancıyız. Murat Belge, bir yazısında ‘ekonomi-politiği’ şöyle özetliyor:


“Şu “iktisat” bilimine eskiden “ekonomi-politik” denirdi. Bu “politik,” “siyasî”den çok “topluluk” kavramının bir türeviydi; ama “siyasî”yi de ister istemez içinde barındırırdı ve bu nedenle doğru bir addı; çünkü “ekonomik” dediğimiz bir şeyi “politik” dediğimiz şeylerden soyutlayamaz, izole edemeyiz. Şu günlerde ekonominin girdiği sıkıntılı durumda da “politik,” yani “siyasî” önemli bir rol oynuyor.”


‘İktisada’ yani ekonomi –politiğe yabancıysanız, yaşadığınız ülkede   egemen  üretim ilişkilerini ve üretim güçlerinin durumunu,gelişim seyrini de anlayamaz ve tanımlayazsınız. Hele bir de siyaset ve toplum algısını  tek başına ‘ siyaset’ ve ‘siyasetçi’ üzerinden anlamaya, içinde yaşadığınız  ülkeyi ve toplumu tanımlamaya çalışıyorsanız, işiniz zordur. Çünkü, Türkiye’de lidere endeksli olan siyasal yaşamda burnunuzun ucunu bile görebilmeniz, yaşananları, gidişatı anlayabilmenin mümkün değildir.


TÜRKİYE, GELİŞMEKTE OLAN  KAPİTALİST BİR ÜLKEDİR..!


Türkiye,94 yıllık cumhuriyet dönemi boyunca  yüzünü  kapitalizme dönmüş ve ekonomik-politik açıdan kapitalist yoldan kalkınmayı  ve gelişmeyi tercih etmiş, 40’lı yıllardan başlayarak kapitalist emperyalist ülkelere bağımlı kılınmış  bir ülkedir. Bu niteliğiyle Türkiye’nin uzun yıllardır temel ekonomik-politik sorunlarının başında ulusal bağımsızlık ve millet egemenliğinin gerçekten de tesis edilmesi, bağımsızlık ve egemenliğin yeniden kazanılması sorunu vardır.


İşte, günümüz Türkiyesi’nde cumhurbaşkanı Erdoğan ve siyasal iktidarın  yurtiçi ve yurt dışında sert yüzleşme ve hesaplaşmalara girmesinin ana nedeni temelde bu gerçekliktir. Devletin bir egemenlik ve yönetim organizasyonu olarak içerde ve dışarda  taciz ve saldırılara uğramasının temel nedeni de budur! Siyaset olarak kendisini dışa vuran bu taciz ve saldırıların altında ekonomik nedenler yatmaktadır.


Örneğin; beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz, seversiniz ya da sevmezsiniz, 2002 yılından bugüne Türkiye’de yönetim erkini elinde bulunduran AK Parti  iktidarları ve Erdoğan döneminde ülke ekonomisinin tüm engellemelere hatta saldırılara karşın sürekli gelişip, büyüme eğilimi gösteriyor olması ve bu gelişmenin devamlılık içermesi  yurtiçi ve yurt dışında  gelişmiş kapitalist-emperyalist ülkeleri rahatsız ediyorsa  bunun nedenselliğini  aklın ve bilimin öngördüğü nedenselliklerin dışında Erdoğan’ın  şahsiyetine takılıp  veya siyasal iktidarın   Cumhuriyet rejimini yok ederek, şeriat düzeni getireceğine inanıyorsanız, ya kör cahil ya da küresel bir oyunun figüranısınız demektir.


TÜRKİYE KAPİTALİZMİ KANAT AÇMAK İSTİYOR..!


Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD),12 Aralık tarihinde “Küresel Kalkınma Hakkında Perspektifler 2017-Değişen Dünyada Uluslararası Göç” adıyla yayınlanadığı  raporda, Türkiye, 59 ülkenin bulunduğu “Yüksek ve Sürdürülebilir Büyüyen” ülkeler klasmanında gösterilerek, önümüzdeki yıllar içerisinde Türkiye’nin  gelişmekte olan ülkeler kategorisinden gelişmiş ilkeler kategorisine çıkacağını öngördü.


Uluslararası açıdan Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı ekonomik gelişme ve bunun sonucu artan refah düzeyi dikkate alınarak çeşitli  kuruluşlarca hazırlanmış böyle  bir çok  çalışma ve rapor söz konusu.


İşte, günümüzde ABD’nin ve AB’nin, İsrail’in   ve bir çok bölge ülkesinin Türkiye rahatsızlığının, Erdoğan ve siyasal iktidara karşıtlığının temelinde bu gerçek yatmaktadır.


Örneğin, Türkiye’nin savunma  ve güvenlik alanında  son yıllarda yaptığı yatırımlar ve üretimle, dışa bağımlılık oranını yüzde 60’lar seviyesine çıkartmış olması, savunma sanayinde ihracatçı konuma yönelmesi ve üretimini çeşitlendirerek  satışını  2 milyar USD seviyesine yönelmesi bile tek başına  incelenmeye değer.(Ki bugün savunma ve silah sanayisi için  telaffuz edilen rakamlar bile  rekabete açık pazar alanının büyüklüğü dikkate alındığında  bize komik gelmekte.)


16 Nisan da gerçekleşecek referandumun ve sonuçlarının Türkiye’nin geleceği ile bu yönü ve niteliğiyle doğrudan ilişkisi var. T.C.Devleti ve  hızla gelişip, güçlenen sanayi burjuvazisi, toplumun geniş katmanları  içeride ve dışa dönük olarak rahat ve güçlü yürüyebilmek, tökezlememek, tökezletilmemek  için geçmiş olumsuz deneyimlerinden de hareketle huzur, istikrar, güçlü temsiliyet  için devlet ve dolayısıyla yönetim sistemini  işler kılmak istiyor.


Onun için 16 Nisan aynı 15 Temmuz gibi, tarihsel  ve toplumsal açıdan ülkenin geleceğini belirleyecek bir yol ayrımı niteliğini taşıyor. Bu alandaki tartışmaları kişiselleştirme zemininden kurtararak, parti kaygıları gözetmeden  yapılacak referandumda kullanacağınız her oyun ülkenin ve insanlarımızın geleceği için ne anlam taşıdığını herkes iyi bilmeli ve anlamalı…


Esen kalın..

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 114