Bugün: 22.11.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • MUHAFAZAKAR DEVRİMCİLİK..!?

MUHAFAZAKAR DEVRİMCİLİK..!?


Biz daha cumhurbaşkanı ve AK Parti lideri Erdoğan’ın “Siyasi olarak iktidar olmak başka bir şey, sosyal ve kültürel iktidar başka bir şeydir. 14 yıldır kesintisiz iktidarız. Ama hâlâ sosyal ve kültürel iktidarımız konusunda sıkıntılarımız var.” beyanının anlamını çözmeye ve ne denilmek istendiğini anlamaya çalışırken  ilk kez partinin TBMM  grup toplantısına katılarak milletvekillerine seslenen Erdoğan’ın  “Ak Parti devrimci bir partidir” sözlerine kilitlendik.


Erdoğan’ın bu beyanlarının  üzerinde durmadan önce  ben olayın bir başka yönüne dikkat çekmek istiyorum. Çok değil,  AK Parti’nin kuruluşu ve iktidarından önce Türk siyasi ve sosyal yaşamında değil üzerinde konuşabilmek, kavram ve literatür düzeyinde bile dile getirilemeyen, sakıncalı ve öcü görünen bir çok  siyasi kavramı , literatürü  rahatlıkla konuşur ve tartışır olduk.


Buna birkaç örnek vermek gerekir ise, şöyle;  kapitalizm, emperyalizm, faşizm, NATO GLADISU, kontr-gerilla,  devrim gibi…


SİYASAL VE SOSYAL YAŞAMIN ÖZGÜRLEŞMESİ SORUNU..!


Bugüne kadar siyasal literatürde yer alan bu kavramlar tabii ki ülkemiz siyasal ve sosyal yaşamında da dile getirilen  ve kullanılan kavramlardı ama dar bir alanda ve belli siyasal çevrelerde…Ancak, zaman içerisinde düne kadar kavramsal ve literatür düzeyinde bile olsa dile getirilmekten imtina edilen bu kavramlar bugün  rahatlıkla dile getirilip, üzerinde konuşulup, tartışılıyor ise bu gelişmeyi de görmek gerektiğine inanıyorum.


Bu yorumumu bazı okurlarımız abartılı bulabilir ya da Erdoğan ile siyasal iktidara  goy goyculuk yapmak olarak değerlendirebilir. Ancak, gerçekle bu yorumların hiç ilgisinin olmadığını vurgulamalıyım.


Neden ve niçin?


İNSANLARIMIZA BUGÜNE KADAR NELERİ REVA   GÖRMÜŞÜZ..?


Çünkü, sömürgeciliğe veya emperyalizme karşı ulusal bağımsızlık mücadelesini başarıya ulaştırmış ve zaferle taçlandırmış ilk ülke olmanın onurunu yaşayan Türkiye’de yıllardır   ‘emperyalizm’den ve ‘ulusal bağımsızlık’tan söz etmek devlet ve iktidarlar nezdinde bir soruşturma konusuydu.


50’li ve 60’lı yıllarda ülkenin ABD ile imzaladığı ikili antlaşmalara ve  NATO tezgahı içinde yer almasına karşı çıkan  anti-emperyalist gençlerin  2.kuva-yı Milliye mücadelesi vermekten söz etmeleri ve “ Kahrolsun emperyalizm”, “Bağımsız Türkiye” talepleri  devlet ve siyasal iktidarlar nezdinde suçlu görünmeleri ve kovuşturmaya uğramaları, eziyet görmeleri için yeterli bir nedendi.


Ziverbey Köşkü’nü bilir misiniz?


12 Mart askeri faşist darbesi  ortamında ülkenin onlarca aydınının, bilim insanının, siyasetçisinin,  gencinin sorgusuz sualsiz işkenceden geçirildiği, “kontrgerilla” kavramı ile ilk kez yüz yüze gelip, tanıştığımız  ABD/CIA güdümlü  “özel harp  dairesi”nin  faaliyetlerini değil yazmak ve konuşup tartışabilmek, ağza alabilmek bile bir cesaret ve cüret etme konusu idi… Son yıllarda ve bugün, değil kontrgerillayı NATO GLADIOSU’nun  varlığını da faaliyetlerini de, her yönü ile yazıp çizip, konuşup, tartışıyoruz.


15 TEMMUZ; TARİHSEL VE TOPLUMSAL MİLATTIR..!


Cumhuriyet ve demokrasi tarihimiz askeri darbelerle iç içedir. Bu tarihi darbecilerden ve darbelerden ayrı, bağımsız değerlendiremezsiniz.  Türkiye, siyasal ve toplumsal açıdan darbe ve darbecilerin eylemlerini, zulümlerini “suskunlukla” karşılama ve geçiştirme dönemini bitirdi.  15 Temmuz darbe kalkışması ve işgal girişimine karşı  Cumhuriyet tarihimizde ilk kez bir siyasal iktidar ve millet darbecilerle hesaplaşmanın ve boğazlaşmanın onurunu yaşadı.


Direndi ve darbecileri yenerek, kazandı!


 Günlerce kentlerinin meydanlarında sabahlara kadar “demokrasi nöbeti” tutarak, ülkesinin varlığına ve geleceğine sahip çıktı. Sinmedi, susmadı ve kabullenmedi..! 


Dünya siyasi literatüründe “ faşizm”  kavramı içeriği ve niteliği itibariyle ağır bir siyasal kavramdır. Çok değil, Kıta Avrupası’nda 30’lu yılların sonu ve 40’lı yıllarda başta  Nazi Almanyası ve Mussolini İtalyası ile  insanlık tarihinde kara ve kanlı bir sayfa olarak geçen ve milyonlarca insanın ölümüne milyonlarcasının yaralanmasına ve  ülkelerin mahvolmasına neden olmuş faşizmin tarihinden de günümüzdeki etkilerinden de hatta kavramın kendisinden de söz etmek, dile getirmek bu ülkede suç ve kovuşturma konusuydu. Bugün geldiğimiz noktaya bakın..! “Faşizm” kavramını ve  “faşist” ithamını  kullandığı için Türkiye, Erdoğan ve Ak Parti  kimi ülke liderleri tarafından  bugün suçlanır oldu.. .


ERDOĞAN, PARTİNİN SİYASAL UFKUNU ZORLUYOR..!


Bu ve benzeri örnekleri çoğaltabilmek mümkün.  Ülkemizde siyasal literatürde yer alan kavramların  özgürleşmesi ve özgürce dile getirilmeye başlanması, günümüz siyasal ve sosyal yaşamında  kullanılıyor olması önemlidir. Çünkü, insan soyunun düşünsel melekelerinin gelişiminde  dilin  ve kavramların özgürleşmesinin önemi tartışılmaz.


 Entelektüel yaşamın özgürleşmesi ve entellektüellerin ülkenin düşün yaşamına özgürce katılımının sağlanması, entelektüel dünyamız üzerinde  emperyalist kuşatmanın ve müdahalenin ,yönlendirme çabalarının son bulması  Türkiye’yi  bugün bulunduğu noktadan bambaşka doruklara ve ufuklara taşıyacaktır.


Bu kolay ve sorunsuz, sıkıntısız bir olay veya süreç midir?

Hayır..!


“MUHAFAZAKARLIK” VE “ DEVRİMCİLİK”..!?


Ülkemizde demokrasi ve özgürlükler alanındaki genişleme ve gelişme cumhuriyet tarihi boyunca zorlu, kahırlı ve çileli oldu. Halk ve özellikle bu ülkenin gerçek halk aydınları, sanatçıları ve gençleri bu işin diyetini fazlasıyla ödedi.  Yıllardır verilen emek ve mücadele ile siyasal literatürümüzde yer alan evrensel kavramların yalnızlığı  adım adım bitiyor.


Örneğin, bir siyasal parti için  iktidar olabilmenin tek başına iktidar olmakla sınırlı olmadığını “sosyal ve kültürel” olarak da iktidar olabilmekten geçtiğini sorgular ve tartışır olduk. Ben, önümüzdeki günlerde benzer iktidar olabilme tartışmalarının  kendi içinde daha da zenginleşerek kamuoyu gündemine taşınacağına inanıyorum.


Şimdi, yeni bir siyasi kavram daha gündemimize girdi: ”Muhafazakar devrimcilik”..! Terminoloji kulağımızı tırmalıyor gibi.. Çünkü, sanki “muhafazakarlık” ile “devrimcilik” birbirini dışlayan kavramlar olarak görünüyor bizlere.. Gerçekten öyle mi, sorgulamak ve tartışmak gerek…


Sanki, ülkenin ve milletin ulusal özgüven arttıkça  siyasal kavramlar öcü olmaktan çıkıyor..!


Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 161