Bugün: 19.10.2017

1 Mayıs ve ...!

Demokrasi ve özgürlük şarkıları ile 1 Mayıs..!

Bandırma’da 1 Mayıs kutlamaları için Cumhuriyet Alanı’na iniyorum. Emniyet önlemlerini almış ve alanı dört bir yandan kuşatmış. İDO önünden kortej yapılacağı için meydan boş... Sahile inmiş vatandaşlar, şaşkın bir şekilde alanı ve çevresindeki önlemleri izliyorlar. 

CUMHURSUZ 
1 MAYIS OLMAZ!
Atatürk Anıtı önüne gidip, oturuyor ve yaşananları izliyorum. Üç-beş sendikalı işçi konuşma yapılacak kürsü çevresinde dolanıyor. Onlarla bayramlaşıp, sohbet edip, çevreyi izlemeye devam ediyorum.
Hava çok güzel ve son iki yıldır 1 Mayıs’ı birlikte izlediğimiz oğlum Ozan, “Baba, bu sene katılmayacağım.Ben, Erdek’e gidiyorum” diyerek gelmedi. Onun yokluğunu hissediyorum.
Meydanda gümbür gümbür işçi marşları çalıyor. Benim için dinlemek başlı başına bir zevk...
Geçen yıl, çınar ağaçlarının ötesinden çevrilen güvenlik şeridi bu yıl, çınarların önünden çevrilmiş. Alan da Anıtın etrafından başka oturabilecek bir yer yok..! 1 Mayıs’larda alan neden ve niçin böylesine çevrilir, anlayabilmek mümkün değil...Biliyorum, güvenlik bunun gerekçesi ama bence gerekçenin kendisi anlamsız...1 Mayıs çevresinde yıllardır örülen korku duvarı bana yabancı değil. Tam tersi, bu bayram, Cumhuriyet Bayramı gibi, cumhurun yani halkın bayramı olabilmeli.Oysa ki, biz bu konuda sabıkalıyız ve her iki bayramı da cumhurun kendisine mal edemedik ve her ikisinden de hala ürküyor, korkuyoruz.

HAVUTÇA , PEKEL VE MİRZA...
Başkan Pekel ile Milletvekili Havutça’yı izliyorum. Havutça, eğitim emekçiliği döneminden çalışanların dünyasına ve emeğe yabancı değil. Yıllarca sendikacılık da yaptı ve onun  alanlara, 1 Mayıs’a yabancı olmadığını zaten biliyorum.
Pekel ve 1 Mayıs..!?
Yargılamak, ön yargılara esir düşmek kolay ama kentin şehr-i emin’i olarak alan da olmasından ve bugüne çalışanlarla paylaşması hoş bir olay ve  mutluluk duyuyorum. Yardımcıları Onur’u göremiyorum,  Mirza kortej de. Her ikisinin de işçi sınıfının gönüldaşları  ve siyasal dostları olduğunu biliyorum.
Biliyorum ki, 2009 yerel seçimleriyle birlikte herşey kentte çok farklı olabilirdi. Olmadı, oldurulamadı ve tarihsel bir fırsatın heba edildiğini üzülerek düşünüyorum. 

ZWEİG DE 1 MAYIS’TAYDI
Polis noktasından Tamer Nalbantoğlu’nun alana girdiğini görüyorum.Elinde kırmızı bir karanfil, bana doğru yöneliyor.Bayramlaşıp, Anıtın önünde oturuşuyoruz.
Bana, Stefan Zweig’in kırmızı karanfille ilgili anısını anlatıyor.
Zweig,bana yabancı bir isim değil.Militarizme ve faşizme karşı varlığıyla ve eserleriyle, aydınlık adına, bayrak olmuş bir isim.Alman faşistlerinin kurduğu pusular ve provakasyon ortamında kurtuluşu sürgünde bulmuş ve kıta Avrupası’nda yükselen faşizan dalga karşısında “insanlık bitti”diyerek intihar etmiş bir yazar.
Kader, Zweig’le beni onlarca yıl sonra buluşturdu. Aynı tuzaklar ve puştluklar ve faşizm aynı faşizm..!
Kara ve kanlı, hain..!
Nalbantoğlu, Zweig’un babası ile Viyana’da ilk kez 9 yaşındayken kutladığı 1 Mayıs’ı anlattı.
Viyana, aristokrasinin ama sanat ile kültürün kenti ve 1 Mayıs’ta Viyana’da aristokratların bulvarlarında ellerinde karanfillerle yürüyen işçiler...
Nalbantoğlu, Zweig’n 9 yaşında Viyana’da yaşadığı 1 Mayıs anıları ile Taksim’i örtüştürüp,buluşturuyor konuşmasında...Gülüyoruz...
Çünkü, dün olduğu gibi günlerdir Taksim üzerine iktidarla sendikalar arasında yaşanan Taksim dalaşını izliyoruz...Taksim, karışmış ve yollar kapatılıp, köprüler kaldırılmış. 
Gaz...Tazyikli su ve cop...
Aslında, dünya demokrasi tarihini bilenler açısından bu manzaralar bana hiç yabancı değil...

Çünkü, 1 Mayıs, demokrasi ve özgürlüğün yükselen çığlığıdır..!


ABDULLAH MERAL VE 
MENEKŞE MERAL
Daha alan boş...Korteji bekliyoruz.Esat Meral, içeri girip, bizim bulunduğumuz tarafa yöneliyor. 12 Eylül faşizmi koşullarında zindanda  ölüme yatmış  Manyas’lı bir yiğidin kardeşi. Meral Ailesi’nin çilesi hiç bitmedi. Abdullah Meral’i kaybettikten sonra hemşire olan yeğeni  Menekşe Meral, delik deşik, düştü toprağa...Abdullah’ı da bilirim Menekşe’yi de...
Demokrasi ve özgürlük kavgasında bölge, Bandırma kaç evladını verdi bu mücadede  doğru dürüst bilinmez...Siliktir izleri. İsimleri ve kimlikleri gibi...Oysa ki, sadece 12 Eylül döneminde Bandırma’da yüzü aşkın insan dertest edilip, yıllarca olmadık eziyetler çektirip,mağdur kılınmıştır.Daha önce de yazdım, 12 Mart döneminde de Ahmet Nart, genç bir subay olarak katledilmiş bir yiğidimizdir.
Yahya Sezai’nin kenti dillense de konuşsa...1 Mayıs, suskunun dile gelmesi, alanlarda dillenmesidir oysa...Çığlık atması, hayala durması, evlatlarını yad etmesidir.
Yunan, Çerkez Hasan’ı elleri bağlı, döve döve bu meydanda nereye astı acaba!?Anzavurcuların, kenti ele geçirdiklerinde HaydarÇavuş önündeki çınarları darağacı olarak kullandıkları ve bir çok Kuvvacıyı bu ağaçlarda sallandırdıkları söylenir..Öylesine asılmak değil...Bunlar, asılan canları da ibretlik olsun diye günlerce ip de tutar, kokuncaya kadar bekletirlermiş....
Çınarların tanıklığına başvurup, onları da sessiz tanıklıktan çıkartmak gerek..!

DOSTLARIN ARASINDAYIZ...
Evet, koca şair Nazım’ın dediği gibi, bu bayram gününde de, dostların arasında ve güneşin sofrasındayız...
Dostlar deyince, aklıma güleç yüzü ile Katip Kemalettin, Hulusi Onur ile Mülkü amca geliyor...Katip Kemalettin’in “evlat” diyerek seslenişi hala kulaklarımda...
Ya, Osman ile Müfit..!

BAYRAK VE 1 MAYIS..!
Geliyorlar...Korteji daha iyi görebilmek için alana gidiyorum. Adım adım bir gelincik tarlası alana yerleşiyor.
Nalbantoğlu’na sessizce, “Sonunda  bayrak olayını da çözdüler gibi..” diyorum ve gülüyor: “Geç oldu ama iyi oldu” diye yanıt veriyor.
Bayrak önemli...
İşçi sınıfının, emekçilerin Türk Bayrağı ile hiçbir zaman derdi ve davası olmadı. Sınıfın siyasal dostlarının da  düne kadar bayrak diye bir dertleri yoktu ve kimsenin aklına bile gelmezdi. Bayrak, muhabbeti çok sonra ortaya çıktı  ve sol ile sınıfı hem kendisine hem halka yabancılaştırabilmek için sol ve halk adına, “birileri” hem ortalığı ve hem de kafaları karıştırdı.
Oysa ki, sol ve emekçiler, bağımsızlığımızın ve egemenliğimizin onur sembolü olan bu bayrak için ölür..!

MUSTAFA KEMAL VE 
1 MAYIS..!
Konuşmaların yapılacağı kürsü, Türk Bayrağı ve Mustafa Kemal ile bezeniyor.
Bayrak için “birileri”nin oynadığı oyun, Mustafa Kemal için de oynandı. Sol, Mustafa Kemal’le davalı konuma sokulmak istendi.
Amaç, bayrak ve Mustafa Kemal’le davalı hale getirilmek istenilen sol’un ve sınıfın, adım adım Cumhuriyetle ve Lozan’la davalı hale getirilmesiydi ki, bu kısmen başarıldı.
Şimdi, silkiniş var ve taşlar yavaş yavaş da olsa yerli yerine oturmaya başladı. Çünkü, yıllardır bu ülkenin gençleri, insanları üzerine oynanan oyunun şifreleri birer birer kırılmaya, çozülmeye başlandı. Gerçek, yakıcı ve acı....Şimdi, üzerine bastığımız toprağı ve soluduğumuz havayı, içtiğimiz suyu, uçan kuşu yeniden yeniden keşfetme zamanı.
Şimdi, sevgi ve aşkla kucaklaşma , bir bir içimizden kopartılıp katledilen canlarımızı bağrımıza basma zamanı...

Alanlar, sokaklar hala egemenleri, oligarkları ürükütüp,korkutuyor.Oysa ki, alan ve sokaklar, insanların özgürlüğünü dışa vurması için varlar...ve inanın yıllardır alan ve caddeler insanlara hasretler...
Okuyan, dününü ve bugününü bilen ve düşünen,sorgulayan bir Türkiye, Mustafa Kemal’in Türkiyesi’dir...Bu yola inançla ve yürekle çıkmış ve bir bir kırılmış insanlarımızın ülküsüdür bu..!
Evet, Türk insanı, kendi ulusal özgüvenini yeniden kuşanmalı ve yurttaş olarak, “ben varım ve buradayım”  diyebilmeli. 

Türkiye, bu çığlığa hasret..!

İSTİKLAL MARŞI 
VE 1 MAYIS..!
Kortejler alana yerleştikten sonra Mustafa Kemal ve tüm  emek dostları için saygı duruşu ve İstiklal Marşı’na sıra geliyor.Alan inliyor...
Ne güzel ve ne anlamlı...!
Artık, İstiklal Marşı’nı duyunca o büzülen dudukların hükmü yok! O, dudaklar zaten mühürlü..!
Geçtiğimiz günlerde Sedat Kutbak’le Japon eşi ziyaretime geldiler.Kutbek, Ayakato’nun İstiklal Marşı’nın sözleri ve anlamıyla ilgili beğenisine tanık oldum...
Yani, İstiklal Marşı’na karşı Fransız kalmayı iş edinenler, Ayakato kadar Japon olabilmeli..!

Arkadaşlar, Bandırma Palas’a çay içmeye çağırıyor...Çıkarken Mehmet Tüm ile ayak üstü bayramlaşıp, söyleşiyoruz. 
Palas da, CHP eski ilçe başkanı Ercan Akyazar, İGM üyesi İsmet Koçyiğit...Sonrasında Sabiha Soyubey  ve yine eski CHP ilçe başkanı Ömer Lütfü Kayalar geliyor. Bayramlaşıp, söyleşiyoruz...
Çok geçmeden Başkan Pekel, görünüp, partiye çıkıyor. Ardından milletvekili Havutça. Pekel’le durum değerlendirmesi yapacaklarmış!?
Ne diyelim, hayırlı olsun...!

Çayımı içip, gazeteye yöneliyorum. Çalışmak ve gazeteyi baskıya hazırlamak gerek...
Tüm okurlarımızın 1 Mayıs işçi bayramını içtenlikle kutluyorum.

Esen kalın...
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1242