Bugün: 29.06.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • ‘MUASIR MEDENİYET SEVİYESİ’,BATI VE BATICILIK DEMEK DEĞİLDİR!

‘MUASIR MEDENİYET SEVİYESİ’,BATI VE BATICILIK DEMEK DEĞİLDİR!


Ulusal kurtuluş  savaşımızın önderi ve TC Devleti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ülkenin ve milletin önüne hedef olarak koyduğu ‘muasır medeniyet seviyesi ’ sözleri  93 yıldır farklı yorumlanıp  ya da bilinçli, planlı olarak  tahrif edilip, çarpıtılıp,  anlamsızlaştırılıp ya da üzerine farklı anlamlar yüklenip ‘Batılılaşma’ olarak topluma ve özellikle  çocuklara ve genç kuşaklara sunuluyor.


Oysa ki, konu Mustafa Kemal olduğunda, tercümana ihtiyaç da yok. Başta, SÖYLEV(Nutuk) olmak üzere, Atatürk’ün yol ve kader arkadaşlarının  kurtuluş mücadelesi ve Cumhuriyet Devleti’nin kuruluş yılları ve vefatına kadar  ele aldığı sayısız  araştırma-inceleme kitap var.


Atilla İlhan’ın,’Hangi Atatürk’ isimli kitabında,  1917 Devrimini gerçekleştirerek Sovyet Devleti’ni kuran Lenin’in,  daha ölmeden önce devlet ve parti içinde başlayan iktidar mücadelesine işaret  ederken, Lenin sonrası bu iktidar mücadelesinde tarafların elinde Lenin’e yabancı  bir Leninizm nasıl yaratıldığına dikkat çekip, şöyle der:” Lenin’in ülkesinde başardığı sosyalist devrimin başına gelen, Mustafa Kemal’in başardığı demokratik devrimin de başına gelmiştir. Açın devrim arkadaşlarının anılarını, Kazım Karabekir’e göre başka, Rauf Orbay’a göre başka bir Atatürkçülük vardır. Mustafa Kemal’in ölümünden sonra bunlardan birisi, İsmet İnönü’nün Atatürkçülük anlayışı egemen olmuş, demokratik devrimi o kurumsallaştırmıştır.”


Onun için, önce Atatürk isminin başta ‘Yeni CHP’liler olmak üzere,  ‘siyaset esnaflarının’ hışmından ya da sahte sevgisinden kurtarıp, etrafında yıllardır  oluşturulmuş ‘siyasi kirliliğin’ temizlenmesine, gerçekten ihtiyaç var.


Atatürk’ün ‘muasır medeniyet seviyesi’ sözlerinden ülkenin ve toplumun ‘çağdaşlaşma’sının anlaşılması gerektiği, bu sözlerin ve öne koyduğu amaç ve hedefin ülkenin ve toplumun ‘Batılılaşması‘  anlamını taşımadığı aşikardır. Atatürk, ‘muasır medeniyet’ ve ‘çağdaşlaşma’ kavramlarını da soyut ele almaz. Atatürk ‘te bu kavramlar, ifadeler somuttur, ‘yerli’ ve ‘milli’dir.


Şöyle der:

 “…artık islah-ı hal etmek için, mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre tedvir etmek, bütün  dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım  zihniyetler küşayiş buldu. Halbuki hangi istiklal vardır ki, ecnebilerin nasihatlarıyla, planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hadise kaydetmemiştir.(8 Mart 1922)Kültür, zeminle mütenasiptir, o zemin milletin seciyesidir.(1921)”


İleri yaşa ulaşmış Kemalist kuşak ve özellikle de Köy Enstitülerinden yetişmiş kuşak, ‘muasır medeniyet seviyesi’nden  ülkenin ve toplumun ‘Batılılaşması’ nı anlayanları ya da ‘çağdaşlık’ kavramını buna yoranların  düşünsel fukaralığını şiddetle red eder. Atatürk’ün son yıllarını fırsat bilenlerin, Atatürk sonrası ‘Milli Şef’ İnönü döneminde alenen dışa vurdukları ve CHP’de egemen kıldıkları işbirlikçi politikaların  Kemalizmi ‘resmi ideoloji’ haline dönüştürüp, kolunu kanadını kırıp, ruhsuzlaştırdıkları, devrimci özünü yok ettikleri, aslında sadece  gerçek Kemalizmin ta kendisidir!


 

Oysa ki, Atatürk’ün ‘Avrupa’ya bakış açısı nettir.


Şöyle der; “... eğer ecnebi düşmanlığından, o kadar pahalı elde edilen bağımsızlığa gölge düşürebilecek her şeyden nefret etmek anlamı çıkarılırsa, evet, bizim ecnebi düşmanı olduğumuz söylenebilir .Size açık söyledim, sonuna kadar açık sözlü olacağım. Henüz güvenimiz  yerinde değildir…bizi aşağı olmaya mahrum bir halk olarak anmakla yetinmiş olan Batı, yıkılmamızı çabuklaştırmak için, ne yapmak lazımsa yapmıştır. Batı ve Doğu zihinlerinde birbirine karşıt iki ilke söz konusu ise, bunun en iyi kaynağını bulmak için, Avrupa’ya bakmalı. İşte Avrupa’da aralıksız mücadele ettiğimiz zihniyet budur.(Batılı gazetecilerle söyleşi, 1923)”


Ulusal kurtuluş savaşı yılları ile  Sivas ve Erzurum Kongreleri’ni incelemiş olanlar, iki sözcükle tanışırlar: Mandacılık ve muhiplik..!Her iki kavram da ulusal bağımsızlık mücadelesinin ‘siyasal virüsü’dür.Bastırılmış,etkisizleştirilmiş ama fırsatını ve ortamını  bulduğunda bir yılan gibi, ülke yönetimine ve topluma çökmüş, zehrini akıtmıştır.


Prof.Dr.Oktay Sinanoğlu, “Atatürk’ün  nutukta ve meclis kayıtlarında çok önemli nasihatleri var. Sahte Atatürkçüler,’Atatürk Avrupa taraftarıydı, şimdi olsa ‘Avrupa Birliği’ne girelim’derdi,’Batı’cı idi’ diyerek Atatürk’ün dediklerini çarpıtıyorlar. Atatürk’ün nutkunu sadeleştiriyoruz, diye fikirlerini, dediklerini kasden değiştiriyorlar. Nutukta Atatürk’ün, ‘Muasır medeniyetin de önüne geçeceğiz, taklitçi değiliz.’ dediği yeri ‘Batılılaşacağız’ diye değiştirmişler.( Batı’nın Batışı ve Dünyada Yeni Ufuklar)”


Okur, Arıcan, bu muhabbet de şimdi nereden çıktı, diye düşünebilir. Ülkede devlet ve iktidarın yaşamın her alanında ‘yerli’ ve ‘milli’ olanı gözetme, üretme, geliştirme iddiasını vurguladığı, buna dönük politikaların biçimlendirilmeye çalışıldığı bir dönemde bu sosyo-ekonomik politikaların eksikliği veya yanlış yönlerini ortaya koyma çabası yerine , Atatürk’ten ve Atatürkçülük’ten hareketle ‘çağdaşlaşma’ adı altında ‘Batı’yı referans olarak kabul edip, ‘Batıcı’ bir  anlayışla politikalarınızı, söylemlerinizi biçimlendirirseniz, bu yol yol  almadığı gibi, çıkmaz sokaktır!


Türkiye’de ‘Batıcılık’ adına sömürgecilik(emperyalizm) hem terminolojik hem niteliği itibariyle unutturulmak isteniyor. Öteye gitmeye gerek yok. Örneğin; bunun için sahte Atatürkçüler, sahte solcular, sahte milliyetçiler, sahte İslamcılar, AB’ciler, Siyonistler, NATO’cular  1071 ve 1453’ten, Kût`ül-Amâre’dan Çanakkale’den Sakarya’dan, Mustafa Kemal’den hicap duyup, ’çağdaşlık’ adına ‘Batı’ya  tapınırlarken, inanın bu toprakların ve insanlarının ne tarihini, ne de  kültürünü bilebilmek için kıllarını bile kıpırdatmıyorlar. Bunların  aydınlarına ‘mütareke aydınları’ deniyor!


Onun için, isteseler de istemeseler de, bu ülke ve bu millet dün defalarca alt ettiği, yendiği  Batı ve Batıcı anlayışla  yani emperyalizm ve kapitalizmle hesaplaşacak. Bu topraklarda ”yerli” ve “milli” olan, ‘yerli’  ve ‘milli’ olanı gözetenler   kazanacak!


Mustafa Kemal’in,  “…yolunda yürüyen bir yolcunun, yalnız ufku görmesi kafi değildir; muhakkak ufkun ötesini görmesi ve bilmesi lazımdır…”sözleri, insanımızın sadece ufuk ile yetinmemesi ve  ufkun ötesini görebilme gücüne ulaşabilmesiyle ilgili muhteşem bir önerme.Türkiye, dün başardığı gibi, bugün de etrafındaki emperyal kuşatmayı kırmasını, lafla değil, fiiliyatta, aklı ve bilimi gözetip, yaşamın her alanında üreterek yoluna devam edebilmeli. Bu çileli ve zorlu yolculukta, en büyük güvencemiz, bin yıllık tarihimiz ve kültürümüzün zenginliğidir.

 

Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 376