Bugün: 19.10.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • ‘YENİKAPI RUHU’, KUVA-YI MİLLİYE RUHUDUR!

‘YENİKAPI RUHU’, KUVA-YI MİLLİYE RUHUDUR!


Cumhuriyet tarihi boyunca siyasal ve sosyal yaşamımız incelendiğinde tek parti dönemi de dahil olmak üzere  siyasal ve sosyal çekişmelerin baskın olduğunu görürsünüz. Mustafa Kemal liderliğindeki  işgal ve kurtuluş savaşı yıllarındaki TBMM dahil, tek parti dönemi de incelendiğinde, hiç bitmeyen iktidar mücadelelerine, sen-ben davalarına, hizipleşmelere tanık olursunuz.


2.dünya savaşının bitmesi ile beraber Türkiye’de  CHP dışında , Milli Kalkınma Partisi’nin kuruluşu ve sonrasında  CHP içinde başını Adnan Menderes, Feridun Fikri Düşünsel, Yusuf Hikmet Bayur, Emin Sazak gibi bazı milletvekillerinin çektiği bir muhalefet oluştu. Celal Bayar’ın da bu harekete katılımı ve Demokrat Parti’nin kuruluşuyla, Türkiye, çok partili siyasal yaşam ile, çok seslilikle tanıştı.


Siyasal ve sosyal yaşamda, sonu gelmeyen iktidar-muhalefet çekişmeleri, itiş kakışlar, birinin diğerini ötekileştirme, siyaseti ve toplumu kutuplaştırma ve gerilim politikaları bitti mi, hayır! Tam tersi, siyasete ve topluma, TBMM’ne damga vuran bu siyaset ve iktidar-muhalefet anlayışı  zaman zaman kutuplaşma ve gerilim ötesinde çatışmalara, onlarca insanın yaşamına neden olurken, bir anlamda demokrasinin  kesintiye uğratılmasında, on yıl da bir gerçekleşen askeri darbelere gerekçe oldu.


Yaşanan her askeri darbe döneminde, ülkenin ve toplumun ne hale getirildiğini hep yaşadık, biliyoruz.


SİYASAL FARKLILIKLARI AYRIŞTIRAN VE ÇATIŞTIRAN GÜÇ..?


Daha da kötüsü, ülkemiz siyasal yaşamında öne çıkan  siyasal gerilimler, iktidar olma arayışlarının, sen-ben davalarının neden olduğu çatışma ortamlarının askeri darbelere gerekçe oluşturmak için bilinçli ve planlı tezgahlandığını hep gördük, yaşadık, biliyoruz. Tüm siyaset bilimciler, sosyologlar, sosyal psikologlar, uluslararası ilişkiler ve güvenlik uzmanları, kısacası akıl ve bilimden nasibini almış hemen herkes, siyasal ve sosyal dramatik olan olayın, bu yönüne işaret ediyorlar.


Son, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin üzerinden 36 yıl geçti. 1990 yılını geçtiğimizde 200 ve 2010 yılına ulaştığımızda benzer bir darbe faciası yaşamadığımız için  milletçe göbek atacak duruma bile geldiğimizi anımsıyorum.


Doğru mu, hayır!


Tam tersi, 36 yıl içinde bir çok askeri darbe hazırlığı içerisine girildiğini, denendiğini, ‘balans ayarları’ yapıldığını biliyoruz. Bu çabalar özellikle son üç-beş yılda tavan yaptı ve sonunda 15 Temmuz darbe kalkışmasına tanık olduk.


DARBESEVERLER VE DARBECİLERİN PATRONU EMPERYALİZMDİR!


Ancak, Cumhuriyet tarihimizde ilk kez, gerçekleştirilen darbe kalkışması 10-15 saat içinde püskürtülüp, bastırıldı. 15 Temmuz akşamından bugüne geçirdiğimiz yaklaşık  bir buçuk aylık sürenin ülkemizin demokratikleşmesinde, demokrasi kültürünün gelişmesinde, demokrasi kültürünün içselleşmesinde oynağı tarihsel rol muhteşem!


15 Temmuz ve sonrası yaşananlar, sadece demokrasimizin gelişmesi  ve kökleşmesi açısından mı önemli, hayır!


Demokrasi, doğrudan  bir ülkenin ulusal bağımsızlığı ve ulusal egemenliğiyle de ilişkilidir.


DEMOKRASİ; ULUSAL BAĞIMSIZLIK VE MİLLİ EGEMENLİK SORUNUDUR!


15 Temmuz, öncesi ve sonrası yaşananlarla, Türkiye’nin ulusal bağımsızlık arayışının, egemenlik haklarına sahip çıkma mücadelesinin de miladı oldu! Emperyalizm ve küresel güçler kavramları, bir kez daha somut bir gerçeklik olarak karşımıza dikildi. ABD’nin, NATO’nun, AB’nin makyajları çözüldü, maske düştü ve gerçek yüzleri görüldü.


Ben,15 Temmuz’dan bugüne geçen bir buçuk aylık süreçte, Erdoğan’ın çağrısıyla milletin darbecilere karşı gösterdiği ölümüne direnç ve direnişin, günlerce süren ‘Demokrasi Nöbetleri’nin ve iktidarı muhalefetiyle milyonların buluştuğu Yenikapı mitinginin bağımsızlık, milli egemenlik ve demokrasi açısından müthiş tarihsel, kültürel, siyasal ve toplumsal  önemi olduğuna inanıyorum.


HEPİMİZ AK PARTİLİ, CHP’Lİ, MHP’LİYİZ!


Yenikapı mitingi, burada sergilenen birlik ve beraberlik, bayrak denizi ve sergilenen coşku dostlarımıza  da düşmanlarımıza da bu milletin verebileceği en anlamlı ve en güzel mesajdı. Bu mesajın altında çok kişi ezildi, uykuları kabusa döndü, yıllanmış  hesaplar, kirli oyunlar bozuldu! Milletin darbeye karşı direnişi, ’Demokrasi Nöbetleri’ ve Yenikapı’da yükselen bayrağı,  terörün tavan yaptığı Doğu ve Güney Doğu Halkı sahiplendi, ‘Teröre Lanet. Huzur Nöbetleri’ ile  yükseltti ve  dengeler iyice kaçtı!


Türkiye ve millet düşmanlarının rahatsızlığını, sıkıntısını anlarım ama  benzer  rahatsızlık ve sıkıntıları içimizden birilerinin de duyduğuna tanık oluyor, izliyorum. Dışardan  ve içerden, özellikle sosyal medya ve medya üzerinden  milletin 15 Temmuz da sergilediği direncin, ‘Demokrasi Nöbetleri’ ile günlerce meydanlara taşınan birlikteliğin ve coşkunun, Yenikapı’da milyonların yükselttiği  birlik, beraberlik ve dayanışma, mücadele ruhunun üzerine  sinsi bir şekilde oynandığını görüyor, üzülüyorum.


ETNİK VE MEZHEPSEL FARKLILIKLARIMIZ  ZENGİNLİĞİMİZDİR!


Örneğin, CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun Beştepe’de gerçekleştirilen yeni Adli yıl açılış törenlerine katılmaması üzerine örülen kampanya, yaşanan tartışmalar, sorulan sorular, yapılan yorumlar, sosyal medyadaki paylaşımlar, siyasi  temsilciler ve sözcülerin kullandıkları dil  bunun göstergesi değil mi?


Oysa ki, cumhurbaşkanı Erdoğan dahil, AK Parti, CHP ve MHP’nin 15 Temmuz’dan bugüne ‘önce vatan’ diyerek sergiledikleri siyasi birliktelik, beraberlik ve dayanışmanın dalga dalga tüm toplumu  içine alması dört bir yandan  kuşatma altına alınmaya çalışılan ve saldırılara uğrayan ülkenin ve milletin savunma barikatı kurabilmesi için yaşamsal önemde.


Bu barikatın çözülmesine ve dağılmasına kimse izin vermemeli!


Örneğin, 15 Temmuz sonrası iktidar ve muhalefetiyle sağlanan ve sergilenen  siyasal birliktelik, beraberlikle birlikte  ben, şu veya bu nedenle, siyasal çekişmelere  zemin hazırlayabilecek, çanak tutacak yazı yazma dönemini kendi adıma kapattım!


 Çünkü, şu an da dert, ve dava, haklı da olsak, birbirimizi hırpalama, dönemi değil, olmamalı… Konu vatan ise, bizler de egolarımıza, hırslarımıza, hatta duygu ve düşüncelerimize  gem vurmasını bilmeli ve kendi adıma, mesleki olarak, sorumlu gazeteci ve yazarlar olmasını bilmeliyiz.


Daha önce de bir çok kez yazılarımda vurguladım: 15 Temmuz, ülkede hemen herkesin ezberini bozdu! Siyasal, kültürel, toplumsal alışkanlıklarını galebe çaldı. Alışkanlıklarımız, yıllanmış sağ veya sol adına, kafamızda oluşmuş düşünce ve davranış kalıplarının esiri oluyor, ‘bunlar nasıl bir araya gelebilir ki’ anlamında, bilerek ya da bilmeyerek, birlik ve beraberliğimizin düşmanlarının ekmeğine yağ sürüyoruz.


Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 440