Bugün: 11.12.2017

‘SİCK MAN OF EUROPE..!`


Almanya’da Almanya Federal Parlamentosu tarafından haftalık olarak  yayımlanan DasParlament’in 27 Şubat 2017 tarihli sayısının manşeti   ‘Boğazın Hasta Adamı’ ya da   150 yıl önce ağızlarından düşürmedikleri  ‘Sickman of Europe/Avrupa’nın hasta adamı’ idi..!


Bu bir deyim…


İlk kez Osmanlı İmparatorluğu için, Rus Çarı I. Nicola tarafından 1853 tarihinde kullanılan bu deyim daha sonra 1860 tarihinde The New York Times tarafından kullanılırken  başta İngiltere olmak üzere emperyal  Batı’nın Osmanlı İmparatorluğuna bakış açısını özetliyordu.


Kuşkusuz, bu deyimin ve Osmanlı’ya bakış açısının tarihsel bir evveliyatı da var. Türklerin Anadolu ve Rumeli’ye ayak basmaları; Osmanlı devletinin kuruluşu   ve özellikle de 1453’te İstanbul’u feth etmeleriyle beraber Batı’nın ‘Doğu Sorunu/Şark Sorunu’ olarak ele aldığı sorun,  özünde ve temelinde Türkler-İslamiyetve Osmanlı ile ilgiliydi…Tarihsel olarak bu süreci Selçuklu hükümranlığına ve Haçlı Seferlerine  kadar uzatabilmek mümkün…


ALMANYA GERÇEKTEN BAĞIMSIZ VE EGEMEN BİR ÜLKE Mİ!?


Biz  konumuza, Almanya Federal Parlamentosu tarafından yayımlanan DasParlament’te yer alan ilgili habere dönelim ve uluslararası bir gerçeği vurgulayalım:


Almanya, ulusal bağımsızlığına ve egemenliğine sahip bir ülke değildir!Almanya’nın göreceli bir bağımsızlığı ve egemenliğinden  söz edilebilir.


 2.Dünya savaşı sonucunda yenilen ve Sovyetler ile ABD’nin paylaştığı ülke bilindiği gibi ikiye ayrılmış Doğu ve Batı Almanya olarak varlığını ve yaşamını Berlin Duvarı’nın 9 Kasım 1989`da yıkılması ve Doğu Almanya’da sosyalist iktidarın alaşağı edilmesiyle  bir bütün olarak ABD ve NATO’nun hükümranlığı altına girmiş bir ülke.


2.dünya savaşı sonrası Almanya’nın tüm devlet organizasyonunu, ekonomisini,  istihbarat örgütü BND’yi, ordusunu, siyasetini, eğitim-öğretimini hemen her şeyini şekillendiren ülke ABD ve NATO’dur!


Bu tarihsel ve toplumsal gerçekliği neden ve niçin önemsiyoruz?


ABD VE NATO’NUN KOÇ BAŞI ALMANYA..!


Çünkü, 2.dünya savaşı sonrası ABD öncülüğünde oluşturulan ‘yeni dünya düzeni’nde Almanya’nın Türkiye’ye yönelik ekonomik politikalarını  belirleyen uluslararası güç odağı da ABD ve NATO’dur! Bu ilişki düzlemi anlaşılamadan Almanya’nın ülkemiz ve bölgemize yönelik politikaları da anlaşılamaz.


ABD ve NATO, 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 15 Temmuz darbelerinin ve kalkışmalarının baş organizatörü ve mimarı  ise Almanya’nın  biat ettiği bu küresel güce karşı direnebilmesi fiziken ve diplomatik olarak mümkün değildir.


Bu bizi şu yanılgıya sürüklememeli: Bugün Avrupa’nın ABD ve NATO ile bağımlılık ilişkisi ve bu ilişkiden sıyrılma çabası ABD ile her alanda ilişkilerine de yansımakta, Obama döneminde AB ülkelerinin ABD ve NATO’nun asker ve silah yığınağına dönüştürülmesi ve Başkan Trum’ın AB’ye yönelik tehditleri  ABD ile AB ülke ilişkilerinin yeniden dizayn edilmesi ve yeni roller biçilmesi amacını taşımakta. İngiltere’nin AB’den ayrılma kararı da bu sürecin en önemli halkasıdır. Bir anlamda AB’ye ömür biçen günümüz ABD yönetimi, eğer AB ülkeleri kendilerine biçilen yeni rolü kabullenirlerse  ömürlerine ömür katabilecekler yoksa parçalanacaktır!


BUNLAR BİZİM İÇİN NEDEN ÇOK DERTLİ!?


Almanya Federal Parlamentosu tarafından yayımlanan DasParlament’inde,cumhurbaşkanları ve başbakanları  Merkel’in de, diğer Alman siyasi partilerinin de, diğer AB ülkelerinin de  konu Türkiye de devlet yönetimi ve siyasal iktidar olduğunda  temel sıkıntıları bugün Türkiye’nin izlediği ve üstlendiği rol ile ABD ve NATO ile yaşadığı ve zaman zaman derinleşme eğilimi gösteren çelişme ve çatışmadır!


Onun içindir ki, Türkiye’ye yönelik İslami sapkın akımların, etnik bölücülerin, mezhep ayrılıkçılarının, darbecilerin ve FETÖ’nün, rejim karşıtlarının ,teröristlerin üssü konumuna gelmiş Almanya, uluslararası taşeron merkezlerden biri olarak öne çıkmakta.


DasParlament, ‘Boğazın Hasta Adamı’ manşetiyle çıkarken, gazetecileri ve yorumcularıyla  16 Nisan’da gerçekleşecek referandumda taraf olarak ‘‘Önce hayır, sonra ayır’stratejisini gündeme taşıyarak, referandumda ‘evet’ çıkarsa ülkede Erdoğan diktatörlüğünün ve ‘tek adamlık’ın önünün açılacağını, parlamenter demokrasinin ve özgürlüklerin, demokrasinin son bulacağı kehanetlerinde bulunabiliyor.


GERÇEKTE HASTA OLAN KİM?


Bununla da yetinmiyor ve yayınladığı Sevr haritasıyla egemenliğimiz altındaki topraklarda yıllanmış özlemlerine yenilip ‘Ermenistan ve Kürdistan’ hayallerini yeniden dillendiriyor!


Hızını alamayan Almanya, Türk bakanların ülkelerinde vatandaşlarına hitap edebilmelerini olmadık sebeplerle  yasaklarken, Erdoğan ya da başbakanın ülkelerini ziyaretinde gözaltına alınarak, tutuklanmaları ve mal varlıklarına alk konularak, dondurulmasından söz edebiliyor. Avusturya geri durur mu? Tüm AB ülkelerinde hükümet yetkililerinin ‘evet’ toplantılarının yasaklanmasını talep ediyor!


Şimdi şu soruyu sormak gerekiyor: KİM HASTA..!?

Almanya, Avusturya  ve Hollanda mı yoksa Türkiye mi?

Ülkemiz de en güçlü  lobilerden birisi AB ve en başta da  Almanya lobisidir!


MANDACI VE MUHİPLERE AMAN DİKKAT!


Ekonomiden siyasete, vakıflarından sivil toplum örgütlerine, medyadan entelektüel dünyamıza kadar hemen her alana nüfus etmiş  Almanya’nın etki ajanlarını da ajanlarını da, hayranlarını da iyi biliriz, iyi tanırız…

Ülkemiz insanı bu besleme çığırtkanlardan ve bu mandacı ve muhiplerden liberalizm, demokrasi, insan ve hak ve özgürlükleri, düşünce ve ifade özgürlüğü, hukuk devleti ya da akla ne geliyor ise  bir feyz, bir ders alacak ise YANDIK demektir. Mustafa Kemal Atatürk’ün partisinin başına bir ‘Gandi’ bulup oturturuz. Ulusal bağımsızlık ve ulusal egemenlik kavramlarını da borsa da tahvil niyetine pazarlarız!


Her şey bir yana, 16 Nisan referandumu, uluslararası bir olay oldu çıktı. Ne çok sevenimiz ve ülkemizin milletimizin geleceğini düşünen varmış! Biz neymişiz be..!


Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 215