Bugün: 28.06.2017

‘Muhterem’ Başkan Mirza!

‘değiştim’ derken hiç sormadık. Neydin de değiştin, demedik...Önce partililerine, sonra eski başkanlara bi sormak lazım; Neydi de değişti bu ‘muhterem’!?
Geçtiğimiz hafta içinde face’de Eylül gazetesinin bir haberini gördüm.
Habere göre, Bandırma Belediyesi’nin internet sitesinde kentin basın ve yayın organları logolarıyla resmedilir ve bilgi verilirken iki gazete siteden çıkartılmıştı.
Bu her iki gazete hangileri miydi?
Eylül gazetesi ve SonKurşun gazetesi...
Haberin altına yorum da yazdım ve ‘sadece güldüm’dedim.
Çünkü, oligarkların temel iktidar sendromlarından biri de budur.!
Rahatsız olduklarını, söz geçiremediklerini, teslim alamadıklarını yani bir şekilde biat ettiremediklerini öncelikle ‘yok’ sayarlar ve tüm erk olanaklarını, gücünü  kullanarak tasfiye etmeye, yok etmeye çalışırlar.

Öncelikle belirtelim ki, yıllardır ‘yönetenler’adına ve tanımlamak adına  kullandığımız ‘oligark’ kelimesi 30 Mart’dan bugüne Dursun Mirza ve ‘hempaları’nın oluşturduğu  ‘yönetici grubu’nun ismi ve bu tanımlamadan aşırı rahatsızlık duyduklarını da biliyorum.
Aslında bu tanımlamayı Mirza ve ekibinden bir çok isim çok iyi biliyor, tanımın ne anlama geldiğini de biliyor ama ben yine de okurlarımız için bu tanımın ne anlama geldiğini kısaca özetleyeceğim. 

Geoogle’de ‘vikipendi’ de ‘oligarşi şöyle tanımlanıyor:
“Oligarşi, sadece belirli bir grubun bir ülkeyi yönetmesiyle ortaya çıkan yönetim biçimidir. Yunancadaki `az` ve `yönetim` kelimelerinin birleşmesiyle oluşturulmuş bir kelimedir. Oligarşinin üyesi ya da destekçisi olan kişi ya da grupları tanımlamak için "oligark" terimi kullanılır...Oligarşi olarak modern demokrasi Robert Michels, herhangi bir politik sistemin sonunda oligarşiye dönüşüceğini öngörmüştür. Bunu, Oligarşinin Tunç Yasası olarak adlandırmıştır.Bu okulun düşünce sistematiğinde modern demokrasiler, oligarşi olarak kabul edilmişlerdir. Bunun sebebi olarak, siyasi rakipler arasında görülebilir ve uygulanabilir farklılıkların gerçekten küçük olması ve oligarşik elitlerin saygın siyasi makam ve mevkilere kendilerince sıkı sınırlamalar koymasını saymışlardır. Özellikle bu sınırlandırmalar, politik kariyerleri sıkı biçimde, seçilmemiş olan ekonomi ve medya patronlarının güdümüne bırakmıştır. Buradan yola çıkarak şu yaygın terim ortaya çıkmıştır: "Tek bir politik parti vardır, o da hükümet partisidir.”

Örneğin, Ak Parti iktidarı da, öncesi Cumhuriyet  dönemi iktidarları gibi oligarşik iktidarlardır.Yani iktidar erk’ini elinde şu veya bu siyasal, yada ideolojik parti bulundurabilir. Oligarşilerde bu partiler arasında temelde hiçbir fark yoktur. Oligarklar için temel sorun, erk’in belli bir grubun elinde tutulması ve bir şekilde, sonucu ne olursa olsun, korunmasıdır.
Aynı bugün olduğu ve yaşandığı gibi...
Nasıl mı,şimdi buna bakalım...

İster genel isterse yerel iktidarlar olsun, ülkenin siyasal, ekonomik, idari ve toplumsal yaşamında oligarşik gruplar yönetim erk’ini  ele geçirdikleri andan itibaren benzer yönetim ya da siyasi refleksler geliştirirler.
Örneğin, medya, yani işitsel, görsel, yazılı basın ve yayın organları, gerek kurumsal bazda, gerek sahipleri ve çalışanları nezdinde doğrudan erk kavgasında ve erk’i ele geçiren güç açısından bu reflekslerin başlıca hedeflerinden birisidir.
Bizde de yerel basın ve yayın organlarının içler acısı durumu yıllardır böyledir.Ne gelene ne gidene kendinizi yarandırabilirsiniz.(Ki, aslında basının temelde böylesi bir varoluş gerekçesi de olamaz.)Ama bunun tersini oligarklara anlatabilmek, deveye hendek atlatmakla eş değer gibidir, anlatamazsınız.

Söz konusu haberi okuduktan sonra, Mirza’nın bugün oturduğu makamda ciddi pay sahibi olan bir zat-ı muhterem ile biraraya gelerek 30 Mart’dan bugüne basına karşı izlenen hasmane, çifte standat içeren,baskıcı ve keyfi politikalarını, anlayışını karşılıklı konuşmaya başladık.
Zat-ı muhterem bırakın kenti, bölgede demokrat ve özgürlükçü kimliğiyle  bilinen ve tanınan bir şahsiyet!

Olayı şöyle izah etmeye, yorumlamaya çalışıyor:
“ Mirza, size çok kırgın.Eylül’e ise kızgın. Bu ikisi arasında fark var.Sabredin ve Mirza’ya izleyeceğiniz yayın politikasıyla güven verin. Haberlerinize, yazdıklarına dikkat et. 30 Mart seçimlerine ramak kala o ‘VARAN’lar neydi öyle..Derginizde Mirza’yı konuştururken, aynı sayı da Şekerci’yi konuşturdunuz. Siz haberlerinize, yorumlarınıza dikkat  edin ki bu sorunlar aşılsın, Mirza’nın kırgınlığı geçsin, bizim de Mirza’ya laf söylemeye yüzümüz olsun....”

Bu konuşmada da  ifade ettim: 40 yıllık Kani’den olmaz yahni!
Bu; vazgeçtik demokratlık, özgürlük,gibi ulvi ifadelerden tipik bir oligark refleksidir ki, 3o Mart 2014 günü Dursun Mirza, CHP’nin belediye başkan adayı olarak başkan seçildiği andan itibaren yakasındaki parti rozetini söküp, bir kenara atması gereken kişiden söz ediyoruz.
O makam, kırgınlık ve kızgınlıkların, iktidar erk’ini elinde bulundurup, tüm erk gücünü seferber edip karşısında kim durmuşsa, kim eleştirmişse ‘hesap’ görmeye çalışacağı bir makam ve mevki değil, olamaz da..!
Farkında değilse ve bilmiyorsa da  söyleyelim: BU AYNI ZAMANDA BİR SUÇ!
Bir belediye başkanı, hangi siyasal partiden o göreve seçilmiş olursa olsun, belediyeyi, babasının çiftliği olarak da göremez, kişisel ya da siyasi husumetlerini o makama taşıyamaz, bunun için kamunun olanaklarını kullanamaz!

Eylül gazetesini çıkartan insanları tanırım,bilirim ve bir çoğu da mesleki olarak arkadaşım.Gazete olarak da kişisel olarak da kendilerini savunabilecek durumdalar. Ancak, Mirza’nın ‘kara listesi’nden çıkmak ve ‘muhterem Mirza’ya biat etmenin bedeli haber ve yazılarımızla “AFERİN” almaktan geçiyorsa bir oligarkın ‘aferini’ ....
Yazmayalım, bizim ahlakımız , mesleki terbiyemiz ötesi için uygun değil...

Dursun Mirza, kişisel yapısını ve kentin siyasal, sosyal, idare yaşamında nasıl bilindiğini ve tanındığını çok iyi bildiği içindir ki, 2009 Mart yerel seçim sürecinden başlayarak kendisine farklı bir ‘yükseliş’ formatı buldu.
2009 Mart seçimlerinde Meclis üyesi olarak Belediye Meclisine girdi ve Sedat Pekel sayesinde ‘başkan yardımcılığı’ koltuğuna oturdu. 
Pekel’in 5 yıllık başkanlığı döneminde hemen Pekel’in yanı başında bir yandan ‘Pekel sağ olsun, onun sayesinde çok şey öğrendim, değiştim. Ben eski ben değilim’ derken bir yandan da belediye içinde kendi dükalığının alt yapısını oluşturup, Pekel’in altını oydu!
Öyle ki, 5 yıl boyunca Başkan Pekel’in hemen yanı başındaki odada,bir yandan   “ Ne  yapalım. Elimiz kolumuz bağlı, bize yetki vermiyor. Önümüzü kesiyor. Yoksa biz neler neler yapmazdık. Biz de hiç bir iş yapılmadığını biliyoruz”diyen Mirza,belediye bünyesinde olduğu gibi parti nezdinde de bir ahtapot gibi Pekel’i ve karşısına kim çıkacak ise elimine etti.Kuşkusuz bu süreç de Bandırma CHP ilçe örgütünün delege seçimlerinde delegelerin belirlenmesi ve kongrede Metin Ok’un ilçe başkanı seçilmesi  önemli bir siyasi köşe taşıydı.
Dursun Mirza bu süreci tek başına arşınlamadı. Bu süreç de partililerin de iyi bildiği gibi Mehmet Tüm’ün desteği olmasa idi, amacına yani başkan adayı olabilmesi belki de yine yıllanmış bir rüya olarak kalacaktı.Ozan Onur’un da bu süreçte ki rolünü yadsımıyorum.

Mirza- Tüm ittifakı Bandırma CHP’nin delegelerinin belirlenmesi ve  kongrede ‘uygun’ bir CHP ilçe yönetiminin seçilmesiyle sınırlı kalmadı.Diğer ilçe ve belde delegelerinin belirlenlenmesinden kongrelerde ‘uygun’ adayların sandıktan çıkartılmasına kadar uzandı.Bitmedi, Balıkesir CHP kongresi sürecinde de aynı  trafik ve yönetimleri, listeleri belirleme çabası yaşandı.
Daha önce de yazdım..Başkan Pekel, yaşanan bu sürece adeta bir film izler gibi sadece çaresizce izledi.

30 Mart yerel seçimleri öncesi başkan aday adaylığı döneminde ak koyun kara koyun ortaya çıktı. Pekel yeniden başkan adayı olduğunda olayın gerçeğini gördü ve anında geri vites yaparak, başkan adaylığından çekilirken karmaşık bir başkan adaylığı yarışı başladı.
Detayları girerek okuru sıkmak istemiyorum ama tüm bu süreç de Mirza’nın temel siyasi formatı, “ Ben eski ben değilim, DEĞİŞTİM” kurgusu  ile şekillendi. Başkan adayı seçilmesi sonrası seçim gezilerinde de hep bu ‘değiştim’ olayını işledi.

Peki, bunu söylerken ve vurgularken Mirza, gerçekten neyi anlatmak istiyordu?
Mirza’nın kişisel olarak ‘değiştim’ sözcüğünün ardındaki değişim gerçekte ne idi?
‘Eski’ Mirza’yı öncelikle CHP’lilere, eski parti yöneticilerine,başkanlarına sormak gerekiyor.
Başka..?
Başkan Durgut Ergin’e, Başkan Halil Ünlü’ye, hatta bizzat Sedat Pekel’in kendisine  sormak gerekiyor.
Çünkü, Mirza, kentin siyasal ve sosyal yaşamında, belediye meclis üyesi, parti başkanı olarak hep şu kişisel özellikleri ile tanındı, bilindi:
- Kavgacı...
- Gerilimci...
- Kindar...
- Hoş görüsüz..
- Ben yaptım , olducu..
- Grupçu...
- Entrikacı...
Yani kendi tabiriyle “dümdüz” ve renkten yoksun  ‘gri’ bir kimlik ve siyasi kişilikti.

Şimdi, 30 Mart’dan bu yana aradan geçen 5 aylık karar ve icraat dönemi dikkate alındığında Mirza’nın kimlik ve kişilik açısından ne ölçüde  değiştiği, Başkan Pekel sayesinde değiştirilip-dönüşebildiği sorgulanabilir.

Ben, ne Cemal Esendemir ne de Ali Raci Haykır’ım...Savcı ve yargıç ise hiç değilim. Ancak, garibim Bandırma da, Bandırma Belediyesi de   psikolojik bir rehabilitasyon merkezi falan değil..!

Aslında kapalı pazar yeriyle ilgili yaşananlar ve yaşanan sorunların Bandırma’yı yaralaması Mirza’daki değişim arzusu ile dünden bugüne kendi benliğinde direnen yıllanmış,yosun tutmuş, kalıplaşmış kimlik ve kişiliğini bize ele veriyor.
Dikkat edin, kapalı pazar yeri ve pazarcı esnafıyla ilgili yaşanan sorunlar karşısında Mirza’nın tüm beyanları, ‘değişim’ arzusuyla  ruhuna ve kişiliğinde kök salmış ‘değişmedim’inadının ve kararlılığının tezahürüdür.
Yaşanmış ve yaşanmakta olan tüm olumsuzlukların sorumlusu  Mirza’ya göre hep başkalarıdır ve Mirza, ‘en kahraman Rıdvan’ olarak elbet  kendisini bir şekilde engelleyenlerden, yolundan alı koyanlardan hesap soracaktır.
Aynı anlayış ve yaklaşım zar zor gerçekleşen Bandırma Kent konseyi seçimlerinde kendisini dışa vurmuş, amacına ulaşma arzusu ve istediği adayı seçtirme, galip gelme hırsı  kongreden 2 ay sonra seçimlerin iptal olmasına neden olup, başta Levent Coşkun olmak üzere bir çok ismin incitilmesine neden oldu!

Mirza’nın geçmişe  ve geleceğe yönelik bu hesaplaşma dürtüsü, bir şekilde amacına ulaşma  ve galip gelme hırsa yanı başındaki diğer insanların benzer hesaplarıyla gün geçtikçe içselleştiği ve harmanlandığı içindir ki, hem parti içinde hem belediye nezdinde hem de Bandırma’da  farklı sorunların ve sıkıntıların yaşanmasını beraberinde gettirmekte.Kişisel hesaplara, menfaatler, rant hırsları, makam mevki pazarlıkları karıştırılmakta.

Ancak, ortada Bandırma’nın çözmesi gereken bir paradoks var. Sonuçta Dursun Mirza, 5 yıllığına bu kentin belediye başkanı yani şehr-i emin’i seçilmiş durumda.O bir türlü farkına varamasa da, beğensek de beğenmesek de eksiği ve yanlışları olsa da hepimizin belediye başkanı.
O zaman Mirza, seçildiği ve halkın oylarıyla  şahsına sunduğu makamın hakkını vererek, onun bunun değil,partisinin hiç değil, Bandırma’nın şehr-i emin’i olmak, öyle davranmak zorunda.
Mirza, bunun için nicedir bir taraflarında tutup,sakladığı ‘hesap defteri’ni ya da ‘kara kaplı defteri’ yırtıp, çöp tenekesine atmak zorunda.Ve şehr-i emin olarak Mirza arırmak, kentin, belediyenin sorunlarıyla  gerçekten cebelleşmek durumunda. 

‘Arınmak’ bir şehr-i  emin için laf ola beri gele bir ifade değildir. Banyoda duş almıyorsunuz.
Arınmak, üstünüzdeki kabuktan sıyrılıp, sorumlusu olduğunuz kentle ve insanlarıyla, hiç bir ayrım gütmeden içselleşmek, kucaklaşmak demektir.
Yoksa hizmete ve hizmetkarlığa koşullanmak lafla  da olmaz.
Bandırma’da insanlar, CHP’ye ve şahsınıza oy vermiş olan bir çok insan  bile, geçmiş 5 yıllık hizmet döneminde olduğu gibi, önümüzdeki 5 yılda da bir iş yapabileceğine inanmıyorlar.
Bu EnginArıcan’la, SonKurşun ya da Eylül gazetesiyle falan filanla  ilgili bir sorun değildir.

Mirza’nın 30 Mart’dan beri atladığı bir gerçek daha var. Yerel basın ve basın çalışanları deyince yazılı, görsel yada işitsel basın-yayın kurumları, sahip ya da çalışanlarıyla ilgili bir sorun algılıyor.
Hayır, sorun tüm bunların ötesindedir...
Çok yazdım ve vurguladım. Ülkenin olduğu gibi kentlerin de entellektüel yaşamını, kültür ve sanat yaşamını en dinamik biçimde etkileyen,besleyen bir yapısal değişim, dönüşümden söz ediyoruz.
Örneğin, ben Mirza’nın okumaya ciddi olarak zaman ayırdığını, okuduklarını sorguladığını; internet dünyasında her gün ciddi ciddi sörf yaparak dünyada, ülkede, bölgede, kentinde neler olup bittiğini takip ettiğini sanmıyorum.
Ama bu kentte bunu iş bellemiş ve yapan insanlar var ve bu insanlar şu veya bu basın-yayın grubunda çalışıp, sürekli üretiyorlar.
İşte Mirza, farkında veya değil, aslında kentinin entellektüel yaşamını ‘aferinciler’le ‘kahrolasıcılar’ olarak ötekileştirip, ayrıştırıp felç etmek gibi anlamsız bir çabanın peşine düşüyor.
Adeta 23 Nisan’da bir şekilde kentin başkanlık koltuğunu kapmış haylaz bir çocuk gibi ‘hasım’ gördüklerinin telefonlarına çıkmıyor, randevu vermiyor, falan filan...
Biz çok geç olmadan Mirza, bu huylarından artık vazgeçmeli, gerçek bir şehr-i emin gibi davranmalı, diyoruz.

Yoksa şunu söylemek kolay, yeter ki Mirza mutlu olsun!
- EN BÜYÜK BAŞKAN BİZİM BAŞKAN..!
- MİRZA GİBİ BİR BAŞKAN BUGÜNE KADAR GÖRMEDİK!
-BANDIRMA MİRZA İLE ŞAHLANACAK!
-KAHROLSUN AK PARTİ, YAŞASIN ‘ÇATI’.. OLMADI YAŞASIN CHP!
-MUHTEŞEM MİRZA...
-İŞTE ŞİMDİ TAM ZAMANI, 30 MART DA KAPTIN MAZBATAYI!
- YOLSUZLUKLARA, SUİSTİMALLERE KARŞI MİRZA VAZGEÇİLMEZ!
-DEMOKRASİNİN PARLAYAN GÜNEŞİ ÖZGÜRLÜKLERİN NURU MİRZA!
-EDİP AĞA ÖNÜMÜZÜ AÇ, ÖZTAYLAN ALÇAĞI  UZAK DUR MİRZA’DAN..!
- BANDIRMA’YI AĞAÇ MANYAĞI YAPACAĞIZ. ADINI MİRZA ORMANI KOYACAĞIZ!
-MARMARA MİRZA’NIN GÖZLERİ GİBİ OLACAK!
-MİRZA’YI ELEŞTİRENLER KAHROLSUN! MİRZA’YI VEKİL DE YAPACAĞIZ!
-ALLAH, MİRZA’YI BAŞIMIZDAN EKSİK ETMESİN!

Evet, bugün 15 Eylül...12 Eylül’ün üzerinden kaç yıl geçti..Ama ruhu ,ne yazık ki, hala aramızda...

Öncelikle Muhterem Başkanım ve tebaası esen kalsın..
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1576