Bugün: 18.08.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • ‘Mahluklar’ kime verecek!?

‘Mahluklar’ kime verecek!?


Ve  beklenen oldu.
AK Parti MKYK, AKP lideri ve Başbakan Erdoğan’ın başkanlığında toplanarak, yerel seçimlerle ilgili seçim takvimini açıkladı.
Buna göre; yerel seçimlerde aday adayı olacak partililer, 21 Ekim tarihinden başlayarak aday adaylıklarını resmileştirecekler.

Şimdi, ortada bir gariplik var.
AKP, siyaset terminolojisine ve siyaset bilimine göre, “merkez sağ” bir parti.
CHP, ise, kendi iddiasına göre, “merkez sol” ve “sosyal demokrat” bir parti...
Şimdi, her iki siyasal partinin yerel seçimler için aday adaylarından istediği başvuru ücretlerine bir bakın.
Bandırma’da aday  adayı olacak bir AKP’li 1 500 TL. ödeyecek..Bir CHP’li ise, 5 000 TL. ödeyecek..!
Söz de biri “sermayenin partisi”...Diğeri ise, “emeğin” ve “emekçinin,dar gelirlinin”partisi...
Görürseniz, söyleyin!!!
Aynı şekilde, büyükşehir belediye meclisine aday adayı olacak kişi, AKP’li ise 750 TL.  başvuru bedeli öderken, bir CHP’li 2000 TL. ödeyecek!!!
CHP’de olay bununla da bitmiyor.
Yok, İzmir’e gidip, aday adayları eğitim alacak ve bunun için 500 TL. ödeyecek, il ya da ilçe örgütüne  de şu veya bu kadar para ödeyecek gibi ekstraları saymıyorum bile...

Peki, tüm bunlar ne anlama geliyor?
 Bu, siyasal yaşamda ve demokratik zeminde, siyasete ve hizmete talipseniz, önce yüreğinizi ve aklınızı değil, cüzdanınızı yoklamak durumundasınız, demektir. (MHP’nin seçim takvimi açıklanmadığı için, aday adaylığı için istenecek bedelleri bilemiyorum.)
Ancak, ortada garip ve çelişkili bir tablo olduğu kesin. Şimdi düşünelim ve şu sorunun yanıtını hep birlikte arayalım:
 AKP mi yoksa CHP mi, “emeğin” partisi ve partililerinin siyasal yaşama nüfus edebilmesini kolaylaştırıyor !?
Takdir ve yorum sizin..
Çünkü, bir çok CHP’li belediye başkan aday adayının ve belediye meclis üyesi aday adayının başvuru bedelleri ve istenilen “bağışlar” konusunda ne gibi sıkıntılar yaşadığını biliyorum, tanığım.
Siyasal partiler nezdinde benzer indirme-bindirme yöntemlerine milletvekilliği genel seçim sürecinde de tanık olmuş ve aday adaylarının haline gerçekten üzülmüştüm.
Bu şu anlama geliyor: Siyaset ve bir yerlere talip olabilmek, seçilmek  ülkemizde adım adım artık PARALI BİR İŞ haline geliyor ve bu işe çanak tutanlar bizzat siyasal partilerin yönetim ve liderlik makamları.

Olayı kişiselleştirecek değilim.
Kuşkusuz, bu olayın da ardında siyasete ve yönetmek olayı konusundaki çarpık ve kirli siyaset anlayışı var. Bu çarpık ve kirli anlayış, halka tepeden bakan, halkı seçimden seçime anımsayan ve kullanmaya yönelen elitist ve oligarşik siyaset anlayışından kaynaklanıyor.

Demokrasi mi?
Özgürlük mü?
parti içi demokrasi mi?

Gerçekten güldürmeyin insanı.. Tüm bu kavramlar, yıllardır tepe tepe istenildiği gibi kullanılan, piç idilip, içi boşaltılan,soysuzlaştırılan kavramlar.

Kuşkusuz, bu olayın sadece bir yönü.. Diğer yönü ise, aday adaylığı için parayı ütülüp, sıraya girenler nasıl ve hangi yöntemle aday olabilecekler konusunda odaklaşıyor.
Aslında bu tüm siyasal partilerin ve herkesin sorunu.
Türkiye’de çok partili siyasal yaşama geçildiği günden bugüne parti içi demokrasi sorunu hep tartışıla gelmiştir. Bu bitmeyen ve bir türlü sonuca bağlanamayan bir tartışmadır.
“Merkez sağ” da yer alan partiler açısından bu tip sorunlar, liderin ve “ağbiler”in temel sorunudur  ve bir yerlere aday olabilmeniz, hatta düşünebilmeniz bile onların “olur”una bağlıdır.
Ötesinde, hayal bile kuramaz ya da kurduğunuz hayali dillendiremezsiniz bile...
Bu nedenle, hayalleriniz bile birilerinin “olur”una bağlıdır..
“Merkez sol” ya da “sosyal demokrat” olduğunu iddia eden CHP’de ise,demokrasi ve özgürlük gibi kavramlar günlük yaşam içersinde en çok kullanılan ve tüketilen kavramlardır ama iş icraata gelince hava bir anda değişiverir.
Örneğin, CHP için parti içi demokrasi, partinin kuruluşundan çok partili siyasal yaşama geçilinceye kadar farklı bir tarihsel ve siyasal evrim geçirmiştir.
Bu evrimi bilemeyenler, çok partili yaşama geçiş yönünde gerek Mustafa Kemal ve gerekse de sonraki yıllardaki her denemede, bir anda binlerin, onbinlerin,yüz binlerin diğer partilerde toplaşma nedenini anlayamazlar.
Buna en somut ve en canlı örnek, Demokrat Parti’dir.
DP’nin kurucuları ve liderlerinin eski CHP’li olması ve CHP’den bir ayrışma sonucu DP’yi kurmuş olmaları tesadüf değildir.

Şimdi, Cumhuriyet’in ilk yıllarından başlayarak çok partili siyasal yaşama geçiş sürecine ve o yıllardan geçip. adeta sek sek oynar gibi, askeri darbelerin üzerinden atlayıp, günümüze ulaşıp, bugünü anlamaya  çalışırken CHP’ye eksiği ve yanlışlarıyla sorgulamak, CHP karşıtı olmak olarak da görülmemeli.
Türk siyasal yaşamını anlayabilmek CHP’nin dününü ve bugününü anlamaktan geçiyor.
Bunun başka bir yolu da yok!

Aslında siyasal ve sosyal açıdan bu tarihsel sürecin kendisi CHP’ için tam bir paradigmadır ve bir çok paradoksu barındırır.
Örneğin, Türkiye Cumhuriyet tarihinin en eski iki siyasal partisi, Türkiye Komünist Partisi (TKP) ve CHP’dir.
Cumhuriyet yönetimleri siyasal yaşamımızın bi iki öznesinden TKP’yi el ve gönül birliğiyle büyük ölçüde boğazladı ve siyasal yaşamdan şiddetle,baskıyla tasfiye etti.
Ne yazık ki, bu siyasal tasgiye sürecinden Mustafa Kemal’in Cumhuriyetten sonda en büyük eserim dediği CHP’de kurtulamadı..!
Mustafa Kemal’in son yıllarında kurucusunun biszzat kendisine ve anlayışına, ülkülerine bizzat CHP’li yönetim kadroları tarafından yabancılaştırılan CHP, Mustafa Kemal’in son yıllarında eskiye rahmet okutacak şekilde kendisini tüketmeye başlamıştı.
Buyrun, şimdi olayın bu trajik boyutunu,  duygusallığa kapılmadan kiminle konuşup, kiminle tartışabileceksiniz.
Zor hem de çok zor..

Örneğin, hep söylene gelir. Bugün, rahmetliyi mlezarından kaldırıp, “işte senin eserin” diyerek bugünkü CHP’yi gösterseniz, öyle sanıyorum ki, redde miraz eylerdi!
Hele hele “bu da senin halefin” diyerek, “Gandi”yi önüne koysaydık, kim bilir, ne eylerdi..
Evet, trajik bir tablo ama gerçek resim bu..!
En basit ifadeyle Mustafa Kemal gibi bir şahsiyetin “Gandi” nin kendisi dedahil , bir Gandi benzetmesi ile mahatap olması bile düşünülemez. Tarihi iyi bilmek, iyi anlamak gerekiyor.
Gandi kim, Mustafa Kemal kim!?
Bunların iyi anlaşılabilmesi ve görülebilmesi gerekiyor.
Bu yaşanmış süreçle ilgili şu yorum yapılabilinir: Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuranlar ve kurumsallaştırmaya çalışanlar, o dönemin en önemli siyasal örgütünün varlık nedenlerini iyi anlamak zorundalar.
Ancak, bu gerekliliğin sonraki yıllarda ve toplumsal ihtiyaçlara uygun olarak Devletin ve toplumun demokratikleştirilmesinde tarihsel rolünü oynayamamış olmasının nedenleri çde iyi bilinmek zorunda.
Çünkü, bu sürecin önü bizzat CHP yönetimleri ve CHP’de egemen  olan anti-demokratik, oligarşik anlayış tarafından kesildi.

Bir anlamda CHP, CHP’lilerden CHP’liler tarafından kaçırıldı...

Evet, hemen her seçim döneminde tanık olduğumuz ve yaşadığımız gibi, siyasal partilerimiz nezrdinde  adaylar ya  da partililer arasında iflah olmaz, sandık tartışmaları ile 2014 Mart seçimlerine yürüyoruz.
Bunu yaparken, atladığımız, görmezden geldiğimiz, kulak arkası yaptığımız çok şey var.
Örneğin, hemen herkes liderinden,yöneticisinden ya da muhatabı kimse ondan SAMİMİYET bekliyor, arıyor...
SİYASET ve SAMİMİYET...
hANGİ KONUDA!?
Parti içi demokrasi ve demokrasinin işlerliği, işlevi konusunda..
Allah Allah...
SİYASET-DEMOKRASİ- SAMİMİYET..!!!
Oysa ki, ne kurumlar ne de siyasal partiler, samimiyet gibi ÖZNEL bir sözcük etrafında ne varlık bulabilirler ne de yaşayabilirler.
DEMOKRASİ’nin dünyanın en gelişmiş ülkelerinde de en az gelişmiş ülkelerinde de”çağdaş” olarak nitelendirdiğimiz, evrensel ölçüt ve kuralları vardır.
Bu ölçüt ve kuralları kendi toplumunuzda hangi mriterlere ya da ölçütlere göre işlevli kılarsanız, kurumsallaştırırsanız  bu, DEMOKRASİ KONUSUNDAKİ SAMİMİYETİNİZİN ÖLÇÜTÜNÜ ELE VERİR.
ÖTESİ YORUMLAR, ZIRLAMADIR, AKIL DIŞIDIR VE EYYAMCILIK YA  DA FALCILIKTIR.
Bunları bilmeyen, anlayamayan, kitap açıp okumalı ve  anlamalıdır.

Evet, daha ortaya konulmamış olsa da hem AKP’liler hem de CHP’liler  ortaya “lütfen” konulacak sandığı bekliyorlar.
Ne yapacaksınız!?
Adayınızı belirleyecek, birisini tercih edeceksiniz!!!
Baştan belirtelim: KİMSE KENDİSİNİ KANDIRMASIN!
Neden mi!?
Çünkü, bilindiği gibi, her iki siyasal parti de kamuoyunun eğilimini belirleyebilmek  ve en uygun yönetici adayını belirlemek için ANKET çalışmalarına başladı.
Bunun adı, DEMOKRASİ adına ŞARK KURNAZLIĞI’nın bir örneği olarak, HOKUS POKUS YAPMAKTIR.
Örneğin, bir çok basın toplantısında aday adaylarına, ilçe parti başkanlarına hep aynı soruyu sordum:
-CHP mi AKP’lileşti yoksa AKP mi CHP’lileşti , diye...
Yöntem aynı ve herkes dahihane bir buluş yapmış gibi, aynı yöntemi boyayıp cilalayıp insanlarına ve kamuoyuha satıyor.
Örneğin, 1. ANKET:
Önce, vatandaşa yaşadığınız kentte kimi belediye başkanı olarak görmek istiyorsunuz, diye sorulacak..
2.ANKET:
“Ağbilerimiz” tarafından “bir şekilde” belirlenmiş 8 aday adayı, vatandaşa sorulup, kimi BAŞINDA GÖRMEK İSTEDİĞİ sorulacak.
3.ANKET:
2.Anketin sonuçlarından hareketle aday adayı sayısı 3’e düşürülüp, tekilleşmeye gidilecek..
Bitti mi, hayır..!
Anket sonuçları, partililerin önüne konmuş sandık sonuçlarıyla birlikte İl örgütünde ve Genel merkez’de “ağbiler”in önüne gedip,değerlendirilecek.
Bitti mi?
Yine Hayır..!
“Büyük Birader” son kararı verecek..!
Olay bitti...

Paki, “SEÇMEN” denilen MAHLUK, 2014 Mart’ın da seçim günü geldiğinde sandığa gidip, ne yapacak!?
“BİRİNE” VERECEK!

Evet, görürseniz gerçekten söyleyin.
Bu demokrasinin adı, “oligarşik demokrasi” dir ve bu demokrasiyi  en kısa yoldan  öpmek, bu milletin boyun borcudur.

Esen kalın...



















Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 2457