Bugün: 29.06.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • ‘EŞEK’ HİLLARY BAŞKANLIĞI KAYBETTİ!

‘EŞEK’ HİLLARY BAŞKANLIĞI KAYBETTİ!


Dün gerçekleşen ABD Başkanlık seçimlerini Cumhuriyetçi aday Donald Trump kazandı. Seçim öncesi kamuoyunda oluşturulan hava ve yapılmış anketlerde Demokrat başkan adayı Hillary Clinton’un seçimleri kazanacağı yönündeki tüm öngörüler ve yorumlar, çöktü ve güm’e gitti.


Şimdi seçim sonuçlarının kesinleşmesi ve Trump’un ABD başkanlığının tescillenmesiyle, hemen herkesin ortak merakı,  Türkiye ve bölgeye dönük ABD dış politikasının ne olacağı sorusunda odaklaşıyor. ABD de, Filler(Cumhuriyetçiler) ile Eşekler( Demokratlar) arasından kimin başkan olacağı sorusuABD açısından  fazla bir anlam taşımıyor.


Çünkü, ABD’de  temel sorun, kimin başkan olacağı gibi Filler ve Eşekler arasında yaşanan isim tartışmalarından ya da başkanlığın kişiselleştirilmesinden öte  tam bir sistem sorunu! Başkanlara yön veren de sistemin ta kendisi!


BİZ DE KİŞİLER ABD DE SİSTEM KAZANIYOR!


ABD dış siyasetinin iyi anlaşılabilmesi için  dönemin Roma’sının ya da “güneşi batmayan” İngiltere’nin tarihsel ve toplumsal evrimine ve emperyal politikalarının iyi anlaşılması gerekiyor. Batı için uluslararası ilişkilerde  bir devletin  küresel ya da bölgesel  egemenlik mücadelelerinde “oyun kurucu” rolü üstlenebilmesi ve rolün bir anlamda hakkını verebilmesi  lafla olabilecek bir şey değildir.


Yıllardır Erdoğan’ın başbakanlık ve devlet başkanlığı döneminde Türkiye’nin de  dünyada söz sahibi olabilme ve en azından kendi bölgesinde ‘oyun kurucu’ olma arayışı ve çabası içerisinde olduğu biliniyor.


Atatürk’ün 20 Nisan 1931`de seçim dolayısıyla millete beyannamesinde ilk kez dile getirdiği kollektif güvenliği, ülkeler arası barışın korunmasını ve devamlılığını esas alır.1961 ve 1982 Anayasalarında da yer verilen bu  düstur, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin de dış politika esasını teşkil eder.


BREST-LİTOVSK VE LOZAN BENZEŞMESİ


1917 Ekim Devrimi sonrası Bolşeviklerin, Sovyet Rusya adına 3 Mart 1918 tarihinde Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Osmanlı Devleti ve Bulgaristan Krallığı arasında imzalanmış Brest-Litovsk Antlaşması ile 24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre`nin Lozan şehrinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi temsilcileriyle Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika ve Yugoslavya temsilcileri arasında imzalanmış  olan Lozan Antlaşması arasında tarihsel benzerlik çoktur. Sovyet Rusya’nın yöneticileri  ve Cumhuriyet Devleti’nin yöneticilerinin de  savaşa karşın toprak kaybını kabullenerek barış antlaşmalarını imzalamaları sonraki yıllarda hep tartışma konusu olmuştur. Ancak, o günkü tarihsel ve toplumsal koşulların her iki ülkenin dış politikasını uzun yıllar etkilediği de  bir vakadır.


Atatürk’ün sonraki on yıllarda devletin temel dış politika düsturu kabul edilecek ‘yurtta sulh cihanda sulh’ anlayışının dönemsel özelliği anlaşılmadan statükocu bir anlayışla ülkede ve bölgede o günlerden bugünlere hiçbir şey değişmemişçesine ele alınmış olması hem küresel hem de bölgesel dış politikamız açısından farklı sorunların ve sıkıntıların da yaşanmasına neden oldu ve oluyor.


SÖMÜRGECİLİK YAŞARKEN NE YURTTA NE CİHANDA SULH OLMAZ!


Örneğin, Irak ve Suriye’de ya da Mısır’da, Balkanlar’da, Kafkaslar’da  yaşanan tüm bölgesel sorunlar ve sıkıntılar karşısında  dış politika açısından “Bizi ne ilgilendirir…Bizim ne işimiz var oralarda…Biz neden ve niçin karışıyoruz” türünden özellikle ana muhalefet partisi olarak ‘Yeni CHP’den yükselen itiraz ve karşı çıkışlarda Atatürk’ün ‘yurtta sulh cihanda sulh’ sözlerinin temel gerekçe  ve mazeret teşkil etmesi şaşırtıcı değildir.


Atatürk’ün söylediği sözlerin söylendiği koşulları, konjoktürü dikkate almadan, nedenselliğini sorgulamadan, ülkede, bölgemizde ve dünyada o günden bu günlere hiç bir şey değişmemişçesine basma kalıp bir söz olarak alıp, tartışılmaz ve sorgulanamaz bir niteliği büründürmek, asılda Atatürk’ün ifadelerinin  dogmatik bir anlayışla ele alınması, ifadelerin ruhunun  çalınması değil de nedir?


HAYAL DÜNYASINDA YAŞAMANIN NE ANLAMI VAR!?


Türkiye Cumhuriyeti Devleti, tabii ki, içeride toplumsal barışı ve huzuru gözetir. Ulusun birlik ve beraberliğini koruması esastır. Gücünü de bu birlikten ve güçten alır. Ancak, Cumhuriyet Devleti boyunca  ülkede yaşananlar ve terör belası ortada! Binlerce yurttaşını etnik ya da mezhepsel kışkırtıcılık ve bölücülüğe kurban veren bizler değil miyiz?


Keza, sınır boylarımızın ötesinde  yani burnumuzun dibinde yıllardır Irak ve Suriye’de, Kafkaslar ve Balkanlar’da  yaşanan etnik ve inanç temelli boğazlaşmalar, savaşlar, göçler yaşanmıyor mu?


Sömürgeciliğe yani emperyalizme karşı dünyada ilk ulusal bağımsızlık mücadelesi vermiş bir ulusun çocuklarının Atatürk’ün ifade ettiği gibi,  “yurtta sulh ,cihanda sulh” sözleri  savaşın kahrını çekmiş bir milletin gelecek özlemi ve gelecekle ilgili devletsel ve toplumsal niyetidir.


Ancak, Atatürk de, klasik sömürgecilik ve yeni sömürgeciliğin hüküm sürdüğü bir dünyada, “yurtta sulh, cihanda sulh” düsturunun, o günün koşullarında  gelecekle ilgili bir özlem, bir niyet olduğunun bilincindeydi. Tüm yaşamı boyunca sömürgecilikle ve sömürgecilerle savaşmış bir liderin bu gerçeği bilmemesi ve görmemesi zaten mümkün değildi.


ATA’NIN CHP’Sİ VE YENİ CHP!


Burada ince bir nokta var: Özellikle ‘Yeni CHP’, Atatürk’ün 1930’da dile getirdiği ve  Cumhuriyet Devleti’nin dış politikasının ana hatlarını belirleyen bu ifadeye dört elle sarılırken, FETÖ ve HDP/PKK/YPG ve PYD konularında sürekli yaşadığı gibi  sömürgecilik yani emperyalizm konusunda yalpalıyor. Bu yalpalama Suriye’de Esad rejimine desteğe, Mısır’da  diktatör Sisiýe verdiği desteklere kadar uzanıyor.


Çünkü, ‘Yeni CHP’nin Atatürk’ün CHP’si gibi duru  ve somut bir anti-emperyalist düşüncesi ve politik duruşu yok! Artık, ’Yeni CHP,  o millici ve anti-emperyalist damarlardan beslenemiyor! Atatürk’e ve Atatürk CHP’sine yabancılaşıyor. Bunu en ciddi ve en dramatik biçimde yaşayanlar ise ‘Yeni CHP’ içindeki Atatürkçüler!


Atatürk’ün ‘yurtta sulh, cihanda sulh’ esprisinin ana ekseni ve temeli, anti-sömürgecilik yani anti-emperyalizmdir. Onun içinder ki,lafızların ardına gizlenerek, CHP’nin omurgusundan anti-emperyalizmi çıkartıp,  bir kenara atmanın  da ötesinde emperyalizmle şu veya bu düzeyde oynaşmayı tercih ederseniz, ortada ne Atatürk, ne Atatürkçülük ne de CHP kalır!


‘Yeni CHP’niz vatana millete hayırlı olsun!


Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 248