Bugün: 17.10.2017

DİL SALGINI..!


Günümüzde sıkça karşılaştığımız bir yeni salgın var bunun adı; “yabancı dil özentiliği”. Hemen hemen her yerimiz bu salgınla kaplı. Ahtapot gibi kollarıyla çevrelemiş durumda şu an bizleri. Zaman ilerledikçe salgının dozu artıyor ve artık istemsizce bu salgın, ana dilimizdeki bazı terimleri infilak ettiriyor. Caddelerimizdeki tabelalarda yazan yazılar öyle bir duruma geldi  ki kendi dilimizdeki yazılan yazılaraartık farklı gözle bakılıyor, yahut yazıların anlamı bilinmiyor. Çünkü, kökenimizde kelimeler yerini yabancı kelimelerle telaffuz ediliyor. Gençlerimiz arasında ise yabancı kelimeler kol geziyor ve ana dilimiz unutulmaya doğru ilerliyor.


Bu salgının asıl amacı nedir?


Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde bir karışından ödün verilmeden, canla başla kazanıldı topraklarımız. Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu kurularak kendi dilimizi ve kendi tarihimizi keskin bir çerçeve altına aldık. Zaman ilerledi ve siyah eldivenli ülkeler topla tüfekle kazanamadığı ülkemizi, rahat bırakmak istemiyorlar. Bu konuyla ilgili başka ülkelere değinmek istiyorum. Senegal, Mali gibi ülkeler halen Fransızca konuşmakta. Resmiyette bir himaye altında değiller, lakin dil ve kültür yönüyle büyük bir himaye altındalar. Bu ülkeler dil yönüyle asimile edilmiş.

Şimdi günümüze bakarsak çoğu restoranların, kafeteryaların tabelalar yabancı dille yazılmış. Gençler arasında yabancı diziler, yabancı kültür hayranlığı, yabancı bayrağıyla desenli kıyafetler ve daha niceleri tavan yapmış durumdadır. İşte kurmuş oldukları oyun ve yaratmaya çalıştıkları algının etkili olduğunu görüyoruz. Kültürümüzden de uzaklaşıyoruz. Basit bir örnek verecek olursam kıraathane dediğimiz yer önceleri okumanın yoğun olduğu yerlerdi. Günümüzde ise zamanın boşa gitmesi için çaba sarf edilen bir yer haline dönmüştür. Geçmişimizdeki gençlik kültürü, okumaya ve okutmaya yönelikti. Kültürümüz tarihimizde hep böyle ilerlemiştir. Fakat günümüze yaklaştıkça tam tersine dönmüş, gençlik okumaya ve bilgiye küsmüştür.


Neden?


Özendirmek dediğimiz kavram işte burada devreye giriyor. Ana dilimizi sıradanlaştırıp, yabancı dil üstün seviyeye çıkartıldı. Okullardaki yabancı dil dersleri hep ana dil  gibi konuşturulmaya çalışıldı. Evrensel dil olduğu kabul edilen İngilizceyi hep Kraliçe Elizabeth gibi konuşmamız istendi. Dil eğitimleri hep en üst düzey yabancı dil için kurgulandı. Yurt dışındaki kültür çok iyi şekilde reklam edilip önümüze kondu ve bizde hayranlıkla izledik.


Yaratılan bu algılar hayatımızda yerini hızla tuttu ve yerel konuşmalarımızın dahi içine girdi. ‘Tamam ‘ diyemez olduk, çünkü “OKEY” daha kısa ve daha “COOL”du. Aşklarımızı dahi söylemekten uzaklaştık, “I LOVE YOU” yazılı balon vermek daha kolaydı. Yemeklerimizin adını ve tadını unutmaya başladık, “FAST FOOD” daha çekiciydi çünkü.  


alığımızı kaybetmişiz ve gösterilmek isteneni görüyoruz. Yabancı tabelalar, kıyafetler, yiyecekler artık çok sıradan geliyor. Şuursuzca hareket ediyoruz. Kendi tarihimizin ve kendi dilimizin kökenlerini araştırmıyoruz ve yabancı dillerin kelime yapılarını günlük hayata uygulamaya çalışıyoruz.


Farkında olmamız gerek!!!


Gözümüzü artık açmanın zamanı çoktan gelip geçti. Dilimizin özgünlüğünü kaybetmemek için kendi dilimizin sahibi olmalıyız. Unutmamalıyız ki bizim üstün bir dilimiz ve üstün bir tarihimiz var. Yaratılan algıların ve oyunların kuklası olmamalıyız. Yabancı dili ve kültürünü reklam etmek yerine, kendi kültürümüz ve dilimizle ilgili çalışmalar yapmalıyız. Unutulmaya yüz tutmuş kelimelerimizi ve geleneklerimizi gün yüzüne çıkartmalıyız. Şu bilinmelidir ki bizim bir vatanımız ve bir dilimiz var!

  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 558